Batı’nın zehirlediği elitlerden değilseniz ABD’nin yaptıklarına şaşırmazsınız

Açık Görüş Haberleri

Salman Sayyid: “Bugün Müslümanların daha iyi bir dünya için isteklerini yönlendirebilecek bir Müslüman jeopolitik aktör bulunmuyor. Mevcut durumu avantaja çevirmek, Müslümanların mezhepsel veya milliyetçi düşüncelerle değil de ümmet bilinciyle bir ortak ses oluşturmasından geçiyor. Oyların, üyelerinin nüfusu ile orantılı olduğu bir ümmet meclisi, çoğu durumda pek çok hükümetten daha ileri düzeyde olan Müslüman kamuoyunun taleplerini şekillendiren bir temsilci kurum işlevi görebilir.”

Röportaj Halime Kökçe / Gazeteci-yazar

Prof. Sayyid, İslam dünyasının ve Müslüman kimliğinin  sorunlarına kafa yormayı entelektüel bir sorumluluk olarak görüyor. Ve bu konuda çoklarından farklı olarak kafası hiç karışık değil. Sorunun kaynağına “hilafetin kaybını” koyuyor.

Kendisiyle ilk kez bundan 11 yıl önce Türkiye’de bulunduğu bir sırada tanışmış ve röportaj yapmıştım. O röportajdan aklımda kaldığınca aktarayım; Sayyid, “Müslümanlar İslam’ı ciddiye almadıkları müddetçe Batı’nın Müslümanlarla bir sorunu olmaz. Batı, İslam dünyası ne kadar parçalansa o kadar iyi diye bakar” diyordu. “Siyasetten soyutlanmış bir İslam’ın yutturmaca olduğunu” söylüyordu. Sayyid’in verdiği konferanslar, röportajlar, yazdığı kitap ve makalelerde Batı ve İslam dünyası arasındaki temel meydan okumalara odaklandığını görmek mümkün. Osmanlı’nın dağılması ve hilafetin kaybından sonra İslam dünyası için travmalar hiç bitmedi. ABD’nin 2003’te Irak’ı işgalinden bu yana devam eden parçalama politikasıyla etnik ve mezhebi kimlikler harekete geçirildi. İslam dünyası ya bununla mücadele edecek ya da “İslam'ı ciddiye almayan Müslümanlar” olarak Batı’nın dişine uygun hale gelecek.

Salman Sayyid’e sorularımız bu minval üzere...

 Uluslararası kurumlar güven vermiyor, uluslararası düzen biçim değiştiriyor. Bu sürecin İslam dünyasına yansımalarını nasıl değerlendiriyordunuz? Olumsuz gibi gözüken bu süreci avantaja çevirmek mümkün mü?

Amerika’nın etkin gücünün bölgede azalıyor olması bölgedeki diğer jeopolitik aktörlerin adalet ve özgürlük temelleri üzerine kurulu çoğul, müreffeh ve barışçıl bir uluslararası sistem kurmaları için bir fırsat ortaya çıkarıyor. Müslüman ümmet için bu fırsattan yararlanmak, global değişimleri anlamak ve yeni uluslararası kurumsal düzenlemelerin eskilerle değiştirilme vizyonuna sahip olmaktan geçiyor. Bugün Müslümanların daha iyi bir dünya için isteklerini yönlendirebilecek bir Müslüman jeopolitik aktör bulunmuyor. Mevcut durumu avantaja çevirmek için en azından Müslümanların mezhepsel veya milliyetçi düşüncelerle değil de ümmet bilinciyle bir ortak ses oluşturmasından geçiyor.

 “İslam dünyası Osmanlı’ya muhtaç” şeklinde bir tespitiniz vardı. İslam dünyası büyük bir güçten mahrum yani. Sorunlarımızın kaynağı bu mu? Bugün Kudüs sorununun aldığı biçim ve bir türlü çözülemeyişinin sebebi bu mu sizce?

Büyük bir İslami gücünün olmaması evet, büyük bir problem. Bu problemin çözülmesi için milliyetçi düşüncelerin ümmet bilincine dönüştürülmesi gerekiyor. Osmanlı Devleti bir çok başarıya imza atmış olmasına rağmen, Osmanlıcılığın milliyetçilik üzerine bir maske olarak kullanılmadığından da emin olmak gerekiyor. Osmanlı geçmişini milliyetçi bir şekilde okumak hem anakronik hem de üretken olmayan bir yaklaşım. Müslümanların karşı karşıya kaldıkları görev daha iyi bir gelecek inşa etmektir. Osmanlı ya da Safevi ya da Babür İmparatorluğu ya da Abbasi ya da Emevi ya da Sokoto geçmişini geri getirmeye çalışmak bu umutları tatmin edemez.

 Hilafetin kaybından bahsediyorsunuz. Bunu sorunların kaynağı olarak tespit ediyorsunuz. İslam işbirliği Teşkilatı’nın böyle bir işlevi olabilir mi? Hilafetin eksikliğini ve bunun yarattığı travmayı ortadan kaldıracak bir kurumsal temsil fikri gelişebilir mi ve bu çözüm olabilir mi?

İslam İşbirliği Teşkilatı şubeleri uluslararası düzeyde Müslüman bilincinin oluşturulmasında ve desteklenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, bütün olarak örgüt, Müslüman ümmeti temsil etmek için uygun değildir. Müslüman temsilciliği için bir platform haline gelmeyi bir kenara bırakın, halklarına hizmet etme taahhüdüne sahip olmayan devletler tarafından kontrol edilmektedir. İİT, kökten reform yapılmadıkça, ümmet için umutların öleceği bir yer olarak kalacaktır. Oyların, üyelerinin nüfusu ile orantılı olduğu bir ümmet meclisi, çoğu durumda pek çok hükümetten daha ileri düzeyde olan Müslüman kamuoyunun taleplerini şekillendiren temsilci kurumlara sahip olmanın bir yolu olacaktır.

 ABD’nin verdiği Kudüs kararı BM'nin Kudüs müktesebatına aykırı. ABD BM'ye rağmen nasıl böyle bir karar verebiliyor?

Batı'nın zehirlediği elitlerden değilseniz, ABD’nin aldığı kararlara şaşırmazsınız. ABD’ye göre BM, ABD’nin çıkarlarına hizmet etmek ve onları kontrol etmek için vardır zaten.

 BM’nin kararlarına rağmen etkin olamayışı hep İsrail lehine işletti süreci. Yoksa BM’nin misyonu bu mu? Çözümsüzlüğü statüko haline getirmek mi?

Birleşmiş Milletler’i yönetenler İkinci Dünya Savaşı’nda galip gelen ülkelerdir. İsrail'in davranışını düzenleme kabiliyeti sınırlıdır, çünkü ABD veto yetkisini İsrail'i savunmak için kullanacak ve bunu yapmak için müttefiklerine baskı yapacaktır. Aslında, P5'te Müslüman bir temsil yok. Daimi üyelerin birçoğu sadece İslamofobik hükümetlere sahip değil, aynı zamanda ‘yumuşak’ bir İslamofobiyi onaylayan ülkeler bunlar.

 Türkiye dikkat çekici bir gayret sarfetti Kudüs ile ilgili. Kısa sürede İİT'yi topladı ve tahmin edilenden çok daha yüksek bir katılımla ve çok güçlü bir sesle karşı bildiri yayınladı. Bunun Müslüman ve Batı kamuoyundaki yansımalarını nasıl buldunuz?

ABD elçiliğini Kudüs’e götürme kararı sadece bir diplomatik sinyal değil, aynı zamanda İslam’ın silinmezse evcilleştirileceği bir kültürel dönüşüm belirtisidir. Filistin halkı (Müslüman ve Hıristiyan) İslamcıları temsil etmeye başladı, Ankara, Kudüs›ü savunmak için cesur bir adım attı ve bir çok Müslüman ülke de buna katıldı. Bununla birlikte, Müslüman dünyanın kendinden ileri gelen bazı liderleri ABD kararına (Riyad, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri) muhalefet etmekten çekindi. Ayrıca, Genel Kurul’da oy kullanmaktan kaçınan bir takım Müslüman ülkeler de var. Sorun, İslam dünyasının birçok bölümünün Kudüs’teki kararı, İslamofobyanın küreselleşmesinin bir parçası olarak görmemesi ve İslamofobinin kendi refahlarını etkileyeceğini düşünememesi.

 Halkı Müslüman olan ülkelerin yöneticileri Türkiye’nin öncü tavrından pek hoşnut değil gibi, sizce de öyle mi?

Riyad, Kahire ve BAE hükümdarı mutlu değil çünkü rejimlerinin ayakta kalmasının, ABD’de beyaz ‘suprematistlerin’ ittifakı ve Tel Aviv’deki hükümet üzerine kurulmuş olarak görüyorlar. Mezhepçiliği İran’ı izole etmek için bir yol olarak kullandılar ve Ankara’yı zayıflatmaya çalışan bir yol olarak yabancı düşmanı milliyetçiliği kullanmak isteyeceklerdir. Her iki durumda da, İran ve Türkiye’de, kültürel ve entelektüel beşinci kol gibi davranacak olan yabancı-düşman-mezhepçileri ve milliyetçileri bulacaklardır. Müslümanlar için zorluk, kapsayıcı bir düşünce olan ümmetçiliği filizlendirmek, derinleştirmek ve otantik İslam ya da vatanseverlik gibi görünen yabancı düşmanlığı ve mezhepçilik seslerine yenilmemek.

 ABD’nin Suud-BAE-Mısır üçlüsü üzerinden yapmaya çalıştığı şeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üçlü, yalnızca ABD’ye bağımlı değil aynı zamanda kendi pozisyonlarını korumak için de harekete geçiyorlar. Kendi halklarına güvenleri olmadığı için (kendi halkları üzerlerindeki nüfuslarına) iktidarlarını korumak için  Washington'a güveniyorlar. Kendi siyasi düzenlerine güvenen ve halkın söz sahibi olduğu bazı Müslüman ülkeler var. Otokratların ve ailelerinin (ister monarşi ister hayat boyu başkanlık olsun) yönettiği diğer ülkeler de var; Birleşik Devletler de bu otokratları demokrasiyi desteklediklerini iddia ederek destekleyecektir. Güvenilir siyasi sistemlere sahip ülkelere ise karşı duracaklardır çünkü bu ülkeleri gözdağı verip kontrol etmek daha zordur. ABD bu üçlüyü, kendisine tehdit oluşturan Müslüman ümmet üzerinde kontrol kurmak için kullanıyor. Özellikle, bağımsız Müslüman rejimlerin gelişmesini istemiyor. Şu an İran'a saldıran ABD ve Türkiye'yi terbiye etmeye çalışan Avrupa Birliği arasında bir iş bölümü var ve şimdi de Pakistan'ı tehdit ediyorlar.

 Suriye’deki çözüm sürecinde rol alan aktörlere karşı ABD’nin bir karşı ittifak oluşturma gayreti sanki Suud merkezli bu hareket. ABD hegemonyası İslam dünyasında birlik olma imkanını ortadan kaldırmak üzere mi işliyor?

Müslümanların birlikteliği İslamofobiyi yenmek için gereklidir. Müslümanların birbirleriyle iyi geçinmesi yada, liderlerin sembollerle dolu boş konuşmalar yapması değil önce İslamofobinin global bir sorun olduğunu anlaşılmalıdır.  İslamofobi Müslümanların Müslümanlar olarak var olması için bir tehdittir. İslamofobi, dünyanın birçok yerinde hükümet ideolojilerinin yaşamsal bir bileşenidir. Şu anda aktif bir soykırım Arakan Müslümanlarına karşı işleniyor. Toplu cinayet ve tecavüzü haklı kılmak için kullanılan dil ve sebeplerin çoğu, Müslümanların ABD'ye gitmesini yasaklamak isteyen bir aileden geliyor. Bu aile, Müslüman öğrencilerin eteklerinin çok uzun olmaması gerektiğini söyluyor ve “Ilımlı Müslümanlığı” Müslümanların inançlarını yerine getirmemek ve haklarını kullanmaktan alıkoymak için kullanıyor.

Bugün büyük güçlerin hiçbiri Müslüman entegrasyonu ya da koordinasyonu istemiyor. Sadece ABD değil, Rusya ve Çin de istemiyor. Bütün bu ülkeler yerinde duramayan Müslüman bir nüfusa sahip olduğu için Müslüman birliği fikrini rahatsız edici buluyor. Ama gerçek ve anlamlı bir şey olursa bunu kabul etmeyi de öğrenebilirler. Müslüman birliğin arayışının etkili olması için somutlaştırılması gerekir. Özet olarak Müslüman birliği hakkında konuşmayalım, ancak ‘Müslüman Birliğini’ bir rüya olmaktan çıkartacak olan şey ne tür kurumsal, kültürel, sosyal ve ekonomik düzenlemelerin yapılacağıyla ilgilidir.

Salman Sayyid Kimdir? 

Prof. Dr. Bobby Sayyid Güney Afrika'nın idari başkenti Pretoria’da bulunan Leeds Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Öğretim üyesidir. Vadi Yayınları  tarafından Fundamentalizm Korkusu ve Hilafeti Hatırlamak isimli iki kitabı yayınlandı. Fundamentalizm Korkusu yayınlandığında henüz 28 Şubat’ın dumanı üstündeydi. Hilafeti Hatırlamak çıkalı ise bir kaç ay oldu. Star gazetesinde 2011-2012 döneminde aralıklarla köşe yazıları da yazan Sayyid, İslam dünyasının problemlerine odaklanmış bir entelektüel. İslam dünyasının yaşadığı problemleri sebebini ise en temel anlamda Müslüman kimliğinin özneleşememesinde görüyor. 

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın
  • En Popüler Videolar