Fatih Sultan Mehmed: Müslüman bir münevver

Açık Görüş Haberleri

Fetih dönemine ait Türkçe birincil kaynak sıkıntısı var. Dolayısıyla elimizdeki Fatih portresi, karşıtlarının gözlemleri sonucu ortaya çıkıyor. Roger Crowley gibi çağdaş bilim insanları 1453’ü ‘kaybedenlerin yazdığı tarih’ şeklinde tanımlıyor. Ve hepsi ortak bir noktaya dikkat çekiyor: Sultan Mehmed’in bilim merakı...

Mehmet Hakan Kekeç

İstanbul Fatihi Sultan II. Mehmed, Boğazkesen’in (Rumelihisarı) inşasından sonra Bizans’tan gelen elçilere söylediği gibi, kendisinden önceki padişahlara gerçekten de hiç mi hiç benzemiyordu (Dukas kroniği). Daha çocukluk zamanlarında özgün kişiliği babası Sultan II. Murat’ın da dikkatini çekiyor ve hatta kaygılanmasına neden oluyordu: 11 yaşındaki genç Şehzade alışılmışın dışında dik başlı, bildiğini okuyan, kasıtlı inatları olan ve neredeyse eğitilmez bir çocuk profili çiziyordu (Roger Crowley). Molla Gurani Murat’ın emriyle yanına –korkutma amacıyla- bir değnekle geldiğinde, Mehmed’in tepkisi kahkahalarla gülmek olmuştu (Babinger). Fakat bu ‘tuhaflıklar’ menfi özellikler olmaktan ziyade, o zamana dek 23 defa kuşatılan ama kalın surları nedeniyle bir türlü aşılamayan ve alınamayan İstanbul’u nihayetinde ele geçirecek liderin kim olacağına dair ipuçları niteliği taşıyordu.

Bilime büyük ilgisi vardı

Mehmed’in erişkin yaşında ise karakterinin anahtar konumdaki özellikleri yerleşmişti: Bir alimdi ve askeri taktiklere saplantı düzeyinde meraklıydı. Romalı yazar Arrian’dan -özel ilgi duyduğu- Büyük İskender’in Yunanca biyografisini okutturuyordu (Roger Crowley). Fetih sonrası Venedik’ten gelen heyetten biri olan Giacomo de Languschi 26 yaşındaki Sultan Mehmed’i şu şekilde tarif ediyor: “Türkçe, Yunanca ve Slavca konuşur. Pek gülmez, planlarını uygulamak konusunda cesur ve inatçıdır. Anconalı Ciriaco ve bir başka İtalyan, ona hergün Romalı tarihçilerin kitaplarını okur. Askeri ilişkiler ve coğrafya bilgisi için yanar tutuşur...” Acem şiirine de meraklıydı. Katolikler ile Ortadoksları orta yolda buluşturacak Floransa (Birleşme) Konsili sonrası (1439) el ayak çekilen Aya Sofya’ya fethin ardından girip; içeriyi hayret ve hayranlıkla seyrederken –Tursun Bey’in aktardığına göre- Farsça bir beyit mırıldanmıştı: Perdedâri mîküned der kasr-ı Kayser ankebût / Bûm nevbet mîzened her kubbe-i Efrâsiyâb (Kayser’in kasrında örümcek perdedarlık ediyor, Efrasiyab’ın sarayında ise baykuş nevbet çalıyor).

İlber Ortaylı Hocamız, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek dizisinde yayımlanan konuşmalarından birinde, Fatih Sultan Mehmet için, “Önümüzde birkaç dil bilen (Türkçe, Yunanca ve Slavca’ya ek olarak Arapça ve Farsça), tarih okuyan, musiki dinleyen, Şark’a ve Garp’a açık, emperyal protokolünü kendisi çizen, sarayını buna göre tersimleyen, büyük bir hükümdar vardır. Ve o, ateşli silahları kullanan bir ordunun başındaki mareşaldir. Böyle bir münevver portre bugün için aramızda mevcut değildir” ifadesini kullanıyor. Ahmet Hakan Coşkun’un bir televizyon programında –belki moderasyon gereği- yönelttiği ‘Fatih Batı’ya açık mıydı? Tipik bir Müslüman portresi çıkmıyor ortaya?’ sorularına da şu şekilde yanıt veriyor Ortaylı: Batı değil, dünyaya açıktı. Batı’da böyle bir adam yok. Bizim bildiğimizin aksine tipik Müslüman entelektüel portresi Fatih gibi olur.

Fetih dönemine ait Türkçe birincil kaynak sıkıntısı bulunuyor. 1453’ü yıllar sonra kaleme alan Tursun bey sayılmazsa; bir Venedik gemisinin doktoru Nicolo Barbaro, kentin savunmasına katılan Floransalı tüccar Jacopo Tedaldi ve Bizanslı tarihçiler Georgios Sphrantzes ile Doukas gibi yabancı kaynaklardan daha çok faydalanılıyor. Dolayısıyla elimizdeki Fatih portresi karşıtlarının gözlemleri sonucu ortaya çıkıyor. Yani kaba bir ‘ecdad güzellemesi’ söz konusu değil. Roger Crowley gibi çağdaş bilim insanları 1453’ü ‘kaybedenlerin yazdığı tarih’ şeklinde tanımlıyor. Ve hepsi ortak bir noktaya dikkat çekiyor: Sultan Mehmed’in bilim merakı... Osmanlı’nın devasa gülleleri Kostantiniyye’nin surlarını dövmeden önce Bizans “Şimdi biz Ortadoks muyuz Katolik mi?” sorusuyla cebelleşiriken, Edirne’de ‘önceki kuşatmaların neden başarısız olduğuna dair’ araştırmalar yapılıyordu. Bir Venedik gemisinin Boğazkesen’den fırlatılan güllelerle batırılıp Kostantiniyye’yi dehşete düşürmesi; Macar top yapım ustası Urban’dan faydalanılmasının hediyelerinden biriydi.

Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış misali; ara ara “Fatih Sultan Mehmed Müslüman olmayabilir, Muhammed’e inanmazdı...” tarzında spekülasyonlar gündeme geliyor. Heybetli entelektüellerimizden bazılarının da kendilerini bu rüzgara kaptırdıklarını ve temeli çok zayıf iddiaları gerçeğin kendisi gibi ortaya sürdüklerini görüyoruz. Eh, tarih biliminin handikaplarından biri sanırım bu, tekzip gelemeyeceğine göre, canı isteyen canının istediğini “Şu kaynakta var ya, görmediniz mi” diyerek söyleyebilir. Böyle durumlarda –şu sıralar yapıldığı gibi- kafayı kuma saplamaktan ziyade tartışmak ve meselenin doğrusunu ortaya koymak gerektiğine inanıyorum. Hoş, Erhan Afyoncu ve İlber Ortaylı gibi saygıdeğer tarihçilerimiz zaman zaman –kızgınlıkla- iddialara yanıt veriyor. Ama nedense birileri ‘münevver Fatih’i’ Müslümanlığa yakıştırmamaya devam ediyor!

Hocaların hocası merhum tarihçi Halil İnalcık’ın önüne de gelmiş mesele. Cevabını olduğu gibi aktarıyorum: Türklerde taht iline hakim olan hükümdar o imparatorluğun da sahibi olur anlayışı var. Fatih İstanbul’u fethedince kendisini Doğu Roma imparatoru gibi görmeye başladı ve Kayser-i Rum unvanını aldı. Ama bu demek değildir ki Bizans ananesini aldı. O, Müslüman bir hükümdardır. Molla Hüsrev’in talebesidir. Her hafta ulemayı sarayda topluyor, dini meseleleri tartışıyor. Roma’yı fethedeceğini söylüyor ve üzerinde doğal bir hak iddia ediyor. Fatih ölmeseydi Roma’yı alacaktı, şartlar oluşmuştu. Papa nasıl olsa Fatih gelecek diye Latince bir mektup yazıyor. ‘Roma İmparatorluğu’nun meşru sahibi olman için Hıristiyanlık şarttır’ diyor.

Hıristiyanlar için kötü haber

Papa’nın mektubuyla beraber Fatih hakkında çıkan spekülasyonlara neden olan bir başka olay da –protokolüne uymamasına rağmen- Ortadoks din adamı Ghennadios ile baş başa yemek yemesidir. Bunun nedeni de imparatorluk vizyonunda saklı: Ghennadios Floransa Konsili’nde alınan birleşme kararına Bizans’ta en sert tepkiyi koyan isimdi. Fatih Ortadoksları Katoliklere karşı siyasi bir hamle olarak kullanabilmek adına patriklik asasını bu din adamına vermişti ve baş başa yemekle onurlandırmıştı.

Sultan Mehmed tam bir taktik adamıydı. Başarısız geçen ilk taht tecrübesini, ikinci gelişinde ‘düşmanlarını hazırlıksız yakalamak’ adına kullanmıştı. Planlarının dikkat çekmemesi adına Bizans elinde bulunan Şehzade Orhan için haraç ödemeyi dahi kabul etmiş, birçok barış anlaşmasına imza atmış ve kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında oturtmaya devam etmişti. II. Mehmed’in tahta geçişini Trabzon İmparatoru Yuannis Komnenus sevinçle karşılamıştı. Bu sırada orada bulunan Bizanslı tarihçi Georgios Sphrantzes, Trabzon İmparatoru’na şu yanıtı vermişti: Kudretli efendim, bu hiç de iyi bir haber değildir, aksine kötüdür. Çocukluğundan beri bildiğim Mehmed tam bir Hıristiyanlık düşmanıdır.

@mhkekec

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın
  • En Popüler Videolar