Hayal adasına gönüllü aranıyor

Pazar Haberleri

Afrika’nın en güzel adasına gönüllülük turizmi için gitmeye ne dersiniz? Çocuklar için kurulan atölyelerde yeteneğiz doğrultusunda dersler verebilir, onlardan 'Hakuna matata' felsefesini öğrenebilirsiniz. “Hiç de yeteneğim yok, ben ne yapabilirim?” diye düşünmeyin. Burada iki tuğlayı üst üste koyacak işçilere, boyacılara, kepçe operatörüne bile ihtiyaç var.

HALE KAPLAN ÖZ

Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya'ya bağlı iki adadan oluşuyor Zanzibar. Belgesellerde bu adayı görmeyeniniz yoktur. Zira doğal güzellikleri dünyanın gözbebeği haline getirmiş burayı. Baharat bahçeleri, gelgitle oluşan okyanus gezisi, balığın binbir çeşidi, turkuazın göz alıcı güzelliği… 2000 yılında UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne giren Zanzibar birçok kültürün kesişim noktası aynı zamanda. Fars etkisi hala var. Portekiz ve İngiltere sömürgesi süreçlerinden geçen ada şimdi Müslüman yerlilerin yaşadığı sakin ve bakir bir coğrafya. Hatice Çolak Yentürk eşi Fatih Yentürk ile birlikte işte bu cennet mekanda Assalam markasıyla gönüllülük turizmi yapmaya başladı. Bugüne dek birçok büyük markanın sosyal sorumluluk projelerini yöneten, üniversitelerde kurumsal sosyal sorumluluk, etik ve sosyal girişimcilik dersleri veren Yentürk 70’ten fazla ülkeyi gezdikten sonra burada bir balıkçı köyünde yaşamaya karar verdi. Burada bir yandan gönüllü turistleri ağırlayan Yentürk, bir yandan çocuklara Afrikalı bir fil: Jumbo gibi gülücük dolu kitaplar yazıyor ve hiç durmadan mutlu insanlara sahip bir dünyada yaşayıp yaşlanmanın hayalini kuruyor.
 
Volunteering turizm nedir? Turizmin ötesine geçen ana hedefini özetleyebilir misiniz?
 
Gönüllülük turizmi, sadece seyahat etmek değil, gittiği ülkenin derinine inip ruhunu anlamak ve o ülkeye katkı sağlamak isteyen gönüllü turistlerin yerel halka katkı sağlarken aynı zamanda keyifli vakit geçirmelerini sağlayan bir sosyal girişim sistemi. Aslında gönüllülük ve turizmin kesişim noktası. Ve aslında tanımı daha çok turistin gittiği yere yaptığı katkı üzerinden yapılsa da, en büyük katkının turiste olduğu bir sistem. Ana hedefin gerçek ve yürekten paylaşım olduğu bir sistem. Öyle ki kaldığınız sürecin sonunda turistik olan olmayan pek çok deliğe girmiş çıkmış, bulunduğunuz coğrafyayı ve insanlarını çok daha iyi tanımış, hem ruhen hem bedenen tatmin yaşamış oluyorsunuz. Yani çok güzel bir sistem.
 
Dünyada yaygınlık oranı nasıl bu sistemin?
 
Son istatistikleri bilmiyorum. 10 yıl önce, dünya çapında gönüllülük turizmi yapan 300 dolayında şirket vardı, 1.6 milyon insan gönüllü turist olarak bir yerlere gidiyordu ve yıllık 2 milyon dolar civarında para bu iş için harcanıyordu. Bu insanların ekserisi lise ve üniversite yıllarında Batı’da yaygın olan 'Gap year'larında gönüllü turist oluyor, İngilizce öğrenmek ya da misyonerlik faaliyetleriyle ilişkili kilise organizasyonlarında aktif rol üstleniyorlardı. Bir kısmı ise güneşin tadını çıkarmak için vaktinin bir bölümünü halkla iç içe geçirmek üzere bu sektöre yöneliyor. Bizim hikayemiz farklı. Biz gönüllülük turizmi için burada değiliz. Onun için bir şirket değil vakıf kurduk. Buradaki halk için sürdürülebilir projeler yürütmeye çalışıyoruz. Gönüllüleri bu projelere dahil ederken, gönüllünün olmadığı zamanlarda da buranın boş kalmaması için bizzat burada yaşıyoruz. Şu an haftalık ortalama beş gönüllü ağırlıyoruz, fakat altı kişi sabit olarak buradayız, lokal partnerlerimizi saymıyorum bile. 
 
Türk turizmciler bu alanda çalışmalar yapıyor mu?
 
Bu konu Türkler ya da Müslümanlar tarafından yeni yeni keşfedilen bir konu. Bu nedenle birkaç ufak girişimden haberdar oldum ancak bizim gibi onlar da yolun çok başında.
 
HAYATI RİTMİNE BIRAK 
 
Zanzibar'ı tercih etme sebebiniz peki?  
 
Ben şimdiye kadar 70’in üzerinde ülke gezdim. Ama kutsal yerleri bir yana koyarsak hemen hiçbir yer beni Zanzibar kadar heyecanlandırmadı. Buraya gelen gönüllülerimizin ekserisi kendisini rüyada hissediyor, bir hayalin içinde. Buranın asıl güzelliği sosyal dokunun doğa harikalarını beslemesi. Bembeyaz kumsalda turkuaz denizle başbaşayken bembeyaz dişli çikolata tenli çocuklar çevrenizi sarıyor, onların sevinç çığlıkları içerisinde görebileceğiniz en güzel günbatımını izliyorsunuz. Ancak bundan daha önemlisi, buranın iki ana felsefesi “Hakuna matata”. “Sakin ol, sorun yok, Allah görüyor, her şey yoluna girecek, ne bu telaş” demek “Hakuna matata”. “Pole pole” ise, “Acele etme, yavaş yavaş olacak, hayatı ritmine bırak” demek. Geçtiğimiz hafta komşu köyün reisi ve çok yaşlı bilge bir ereniyle buluşmamızı defalarca değiştirmek zorunda kalmanın mahcubiyeti içerisindeydim. Benim halimi görünce gülümseyerek “Hakuna matata“ dediler mesela “Bu sizde olan bir endişe, biz kusursuz olanın sadece Yaradan olduğunu ve o “Ol” demedikçe hiçbir şeyin olmayacağını biliyoruz.” Bu felsefe, bizim gibi modern dönem sancılarından kurtulamayan, Doğu-Batı kıskacındaki insanlar için bir terapi aslında. Kendimizi bu felsefeye bırakmak için egzersizler yapıyoruz. Gönüllülerimiz durup nasıl yaşadığını sorguluyor. Hasılı, en temelde bu sebeple hem kendimiz hem gönüllülerimiz için Zanzibar’ı seçtik. 
 
O bölgede sizin gibi çalışan başka turizmciler var mı?
 
Biz turizmci değiliz. Ama Zanzibar’da benim bildiğim 22 organizasyon bu işi çevirmeye çalışıyor. 14 yıldır Afrika’nın pek çok ülkesinde türlü gönüllülük turizmi çeşitlerini yönetiyor. Evet, bu turizmin türleri aynı değil. Bir kısmı su altı yaşamı, yunuslar için gönüllüleri ağırlıyor, bir kısmı toplum projeleri için. Bunların kahir ekserisi gayri müslim ve yabancı organizasyonlar. Yerel halkın yürüttüğü böyle bir çalışmaya, dünyanın herhangi bir yerinde ben rastlamadım. Ama daha küçük çaplı, TaTuTa tarzı yapılanmalar yavaş yavaş dünyada sesini duyuruyor.
 
Gelmek isteyen gönüllüler ya da turistler burada neler yapıyor?  
 
Gelen gönüllünün her anı planlı. Hem okul, medrese ve kadın merkezlerinde eğitimler veriyor hem köyün çocuklarıyla ve ilgilendiğimiz yetimlerle vakit geçiriyor hem de dünyanın en güzel su altı yaşamına şahitlik ediyor, dalış ve snorkel yapabiliyor, yunuslarla yüzüp yelkenliyle süzülebiliyor. Kölelik tarihini damarlarında hissediyor UNESCO mirasında olan bu şehrin dar sokaklarında kaybolurken. Baharat bahçelerinde nefis meyveler yiyor, baharatların nasıl yetiştiğine şahit oluyor. Buranın alamet-i farikası gelgit, deniz günün bir kısmında sahilde, bir kısmında çok uzakta. Deniz yüzeyinde trekking yapıyor. Sadece gelgit olunca ortaya çıkan adalara, tuzlu suda yetişen Mangrove ormanlarına, denizin ortasına inşa edilmiş restoranlara gidiyor. Zaten bisikletle köy köy dolaşmadan yollamıyoruz kimseyi. Her sabah kuş sesleriyle uyanıp her günbatımında şiirler okuyup şarkılar söyleyip her gece yıldızları izliyor, tropik meyvelere ve balığın her türlüsüne doyuyor. Bütün bunları bir haftaya sıkıştırabilmek için epey yoğun gayret sarfediyoruz esasında.
 
Kaç atölye kurdunuz?
 
Şimdiye kadar biri Stonetown’da biri köyümüzde olmak üzere iki dikiş atölyesi kurduk, çocuk kitap ve oyuncak kütüphanelerimizi açtık. Bunların dışında, köyümüzde bir bilgisayar sınıfı açıyoruz. Bilgisayarlarımız geldi, yerimizi kiraladık. Buradaki çocuklara ve gençlere kodlamadan Autocat’e, Premier’den basit office programlarına eğitimler vereceğiz. 
 
Proje aşamasında olanlar peki...
 
Marangozluk atölyemiz, İngilizce ve Türkçe sınıflarımız da önümüzdeki ay rutin hizmete girmiş olacak. Bunlar için eğitmenlerin Türkiye’den ve malzemelerin İngiltere’deki bir bağışçıdan gelmesini bekliyoruz. Kampüsümüz olduğunda, sadece yetimlerimize özel bir de anaokulumuz olacak inşallah. Ama bunlar için desteğe ihtiyacımız var. Şimdilik sadece arsayı alabildik, inşaata başlamak için bağışçı ve sponsorlar arıyoruz.
 
En çok hangi alanda gönüllülere ihtiyaç var?
 
Aslında Zanzibar Afrika’nın pek çok ülkesiyle karşılaştırılamayacak kadar iyi durumda. Fakat yine de ortalama ömür 17 sene, bebek ölüm oranları çok yüksek. İnsanlar salgından değil, basit enfeksiyonlardan dolayı ölüyor. Bundan dolayı sağlık alanında yoğunlaşmaya ihtiyaç var. Nitekim ocak ayında dokuz kişilik bir hekim ekibimiz adada köy köy dolaşıp bilgilendirmeler, sunumlar yapacak. Bunun için bir gönüllü doktorumuz bir ay civarı burada kaldı ve gözlemler yaptı. Daha önce de pek çok doktorumuzu ağırladık. Okullarda hijyen eğitimleri verdiler. Ancak bizim asıl yoğunlaştığımız alan eğitim. Çocuklara oldukça geniş bir yelpazede atölyeler düzenliyoruz. Ekserisi bir haftalığına gelen gönüllülerimiz şimdiye kadar ritim, zeka ve hafıza oyunları, satranç ve mangala, terapi odaklı grup oyunları, basketbol, Türkçe, Türk halk oyunları, Türkçe çocuk şarkıları ve Türk geleneksel çocuk oyunları, temel dikiş, uzay ve gezegenler, taş ve deniz kabuğu boyama, magnet yapma gibi atölyeler düzenledi. Yetenekleri neyse o alanda bir şeyler öğretmelerini istiyoruz.
 
Katılımcı adaylarında aradığınız şartlar var mı? Her isteyen gelebiliyor mu?
 
Gönlünde Afrika’ya bir yer açabilen herkes gelebiliyor. Ama gelmeden önce insanların Afrika’yı kurtarmak, oradaki zavallı insanlara yardım götürmek, şeker alıp dağıtmak gibi düşüncelerden kurtulmalarını talep ediyoruz. Yaptığımız şeyi Afrikalılardan ziyade kendimiz için yapıyoruz, kendimiz arınmak, öğrenmek, düşünmek için. Şimdiye kadar 60’a yakın gönüllü ağırladık. En ufak gönüllümüz dört yaşında, küçük kızım. O uyandırma servisimiz. Oda oda dolaşıp kahvaltıya çağırıyor gönüllüleri. Ama 50 yaşının üzerinde gönüllülerimiz de oldu akademisyenler de ev hanımları da.  Ve kendisi fark etmemiş olsa da herkesin bir yeteneği var, o nedenle gelen gönüllüler illa atölye düzenlemek zorunda değil. İnşaata da yardımcı olabilir, alışverişe de. Mesela bir kepçe operatörü gönüllümüz var, henüz bugün aldığımız arsamızda inşaat başlayınca ona çok ihtiyacımız olacak. 
 
Maliyeti nedir peki bir turun? Bir hafta ailece gelmek istedik örneğin...
 
Uçak ve vize ücretlerine karışmıyoruz. Bizim programımız paket halinde. Yani havalimanından sizi karşılıyoruz, yedi gün boyunca misafirimizsiniz. Sabah ve akşam yemekleri, tüm transferler, müzeler ve tekne dahil geziler, eğitimler ve programlar dahil yetişkinler 400, öğrenciler 300, 12-18 yaş arası çocuklar 200 dolar ödüyor. Daha küçük çocuklara ücretsiz. Tüm detaylar internet sitemizde mevcut aslında: vassalam.org
 
 
Sizin hikayeniz de konuşulmayı hak ediyor... Evi barkı satıp Afrika'ya yerleştiniz. Bu kararı nasıl aldınız?  
 
Hayatım boyunca Afrika’yı çok sevdim burada sürdürülebilir bir şeyler yapmak hep hayalimdi. Daha önce de Etiyopya’ya ve Güney Afrika’ya taşınacak olmuştuk, son anda iptal olmuştu. İyi ki iptal olmuş, zira Zanzibar Afrika’ya giriş için çok daha uygun bir kapı. Metropol hayatı bizi çok yormuştu. Çocuklarımın bakıcıların elinde büyümesi ve üç yaşından beri okula gidiyor olmaları, benim gibi ev okuluna inanan bir anne için zordu. Afrika’ya gelmesek memleketimiz olan Artvin’e göçüp yaylaya yerleşecektik. Kaygılandığımız konu sağlık imkanları. Kronik bir rahatsızlığımızın çıkmaması için dua ediyoruz. Öte yandan Batı’da çok daha hastalığa meyilli büyüyor çocuklarımız. Oysa burada tüm gün denizdeler, taze tropik meyve ve günlük balık tüketiyorlar.   
 
Diyelim ki yürütemediniz, işler yolunda gitmedi. Yine de burada kalmaya devam edecek misiniz? 
 
Burada yaşamak zor değil. Bu işi sürdüremesek de aç kalmayız. Ama ilelebet burada kalmayabiliriz de. Aslında amacımız sistemi burada oturttuktan sonra Afrika'nın başka ülkelerinde de modellemek. Buradan sonra belki Kenya'ya, oradan Zimbabwe'ye geçebiliriz. Allah'ın arzı geniş ve biz Afrika'yı evimiz gibi görüyoruz. Ama büyük konuşmayalım, vatan hasreti ağır da basabilir bir yerden sonra.
 
Şubat ayında düzenleyeceğiniz proje çok heyecan verici. Müslüman gençler burada toplanıp İslam dünyasının sorunlarını konuşacak. Detaylarından bahsedebilir misiniz biraz?
Assalam'ın üç alt markası var. Craft&Fashion ile yetim annelerinin diktiği ürünleri satacağız, Travel Network ile tüm dünya Müslüman gezginlerini birbirine bağlamayı hedefliyoruz. Bir diğer markamız da Müslüman gençlerle, Müslüman dünyanın sorunlarına çareler arayacağımız Youth Network. Şubat ayında Youth Network’ün ilki gerçekleşecek. Kasım başında duyurusunu yapacağımız bir temada, gençlerin proje hazırlamalarını istiyoruz. İlk yedi projenin sahibini tüm masraflarını karşılamak üzere buraya davet edeceğiz. İki hafta boyunca mentorlerimiz eşliğinde bu gençlere kamp yapacağız. Niyetimiz her sene bir sağlam proje çıkarmak ve Müslüman gençler arasında bir network kurmak.  
  
Aralık ayı köpekbalığı sezonu
 
Her coğrafyanın kendi dinamiği, kendi bilgeliği, kendi yaşanmışlığı var. Mesela burada doğayla iç içe insanlar ve doğanın dilinden çok iyi anlıyorlar. Biz sabah uyanıp gri bulutlara bakınca yüzümüz düşüyor, o gün tekneyle açılamayız sanıyoruz. Ama onlar diyor “Ne münasebet. 1.5 saat sonra tek bulut kalmaz”. Ne accuweather var ne başka teknoloji, gözleri olmuş teknoloji. Gelgit saatlerini iç saatleri gibi biliyorlar, dakika dakika. Oysa her gün değişiyor gelgit saati. Ama adamlar her gün yeniden bakıyor denize ve her gün yeniden kuruyor kendini yaşama. Mesela aralık ayı köpekbalığı sezonu balıkçılar için; zira deniz dalgalı olmuyor ve balıkçılar çok açılabiliyor. “Korkmuyor musunuz?” diye soruyorum “Neden korkalım?” diyorlar, “Buradakiler saldırmıyor insanlara”. Hele bir çekiçbaş türü var, inanılmaz sevimli. Sadece onun için gelen dalgıçlar var, etrafında onlarca çekiçbaşla sualtı videoları çeken. Burada her gün ezberleriniz bozuluyor...
 
Kıyafetlerinde atasözleri yazıyor
 
Dikiş Afrika'nın pek çok ülkesinde ciddi bir geçim kaynağı. Zanzibar bu konuda özel bir kültüre sahip. Kanga denilen bir kumaş türü var; üzerinde atasözleri yazıyor. Tüm kadınlar bu kumaşla yapılan kıyafetleri giyiyor: Eşinin karşısına çıkarken başka, komşusuna ya da işe giderken başka… Deseniyle, yazısıyla ne mesaj vermek istiyorsa artık. “Sen kıymetini bilmezsen kıymetini bilen bulunur” gibi… Biz de açtığımız atölyelerle bu kültürü dünyaya anlatalım istedik: Yetim anneleri terzimiz olsun, tüm dünya müşterimiz. Sosyal medyadan kıyafetleri görme imkanı da var:@kanga.zanzibar 
 

 

Tüm Pazar haberleri için tıklayın