Yazarlar

Halime KÖKÇE

Halime KÖKÇE

hkokce@stargazete.com

Üçlü zirve ve Türkiye'nin İdlib'deki rolü

Halime KÖKÇE tüm yazıları

Tam da gözler Tahran'da gerçekleşecek olan Türkiye-Rusya-İran üçlü zirvesine çevrilmişken Rusya, İdlib'de HTŞ'nin bulunduğu mevkilere hava saldırısı düzenledi. Peşi sıra Rejim de karadan top atışı ile vurdu bölgeyi. Bu bir kara harekatının da habercisi olarak yorumlandı. 

Ortak kanaat, İdlib'in Suriye savaşındaki son perde olduğu yönünde. Eğer rejim ve Rusya, Fırat'ın doğusunu PYD'nin hamisi olan ABD'ye rezerve ettiyse bu doğru bir tespit olabilir. Fakat  ülkenin teritoryal egemenliğinden vazgeçebiliyor buna mukabil muhaliflere sıkıştıkları yerde dahi yaşam hakkı tanımıyorsa, bu bütün dünyanın gözü önünde yeni bir katliamın başlayacağı anlamına gelir. Nitekim Başkan Erdoğan, Tahran zirvesi öncesinde "Burada 3,5 milyon insan var. ABD Rusya'ya, Rusya ABD'ye topu atıyor. Allah göstermesin, buralara füzeler yağacak olursa çok ciddi katliam yaşanır" sözleriyle tüm dünyayı bu konuda uyardı. 

Türkiye'nin evet, kendi güvenliğiyle ilgili ve yeni bir göç dalgasıyla karşılaşma ihtimaline karşı endişeleri var. Ama en başından beri dünya kamuoyunun asıl dikkatini çekmeye çalıştığı konu, Suriye'de yaşanan insani dram. Nitekim ağır bir göç yükü taşıyor olmasına ve AB ülkelerinin PKK ve FETÖ konusundaki hasmane tutumlarına rağmen kapıları açıp Türkiye'nin bir geçiş güzergahı olmasına izin vermedi. 

*** 

Türkiye'nin İdlib politikasının da temel motivasyonu bu. Hatta yaşanabilecek drama mevcut aktörler arasında samimiyetle dikkat çeken tek ülke Türkiye. ABD'nin "Kimyasal silah saldırısı olursa karşılığını veririz" açıklaması fırsatçılıktan başka bir şey değil. 

ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley'in "Kimyasal silah kullanılana kadar kenarda durup beklemeyeceğiz" sözlerinden hemen sonra "Eğer Suriye’yi ele geçirme yoluna devam etmek istiyorlarsa, bunu yapabilirler. Ama kimyasal silah kullanarak değil" demesi katliama değil kimyasal katliama karşı olduklarını gösteriyor. ABD'nin kimyasal silah saldırısını gerçek anlamda sorun etmediğini biliyoruz zaten. Öyle olsa, Esed ilk kimyasal silah kullandığında ve Doğu Guta'da çoğu çocuk binden fazla sivili öldürdüğünde harekete geçerdi.   

*** 

Rusya'ya gelince; Doğu Guta'da yaşanan katliam ortada. Siviller tahliye ediliyor derken kaçan çocukların hedef alınarak öldürüldüğünü, evlerinin enkazlarından emzikli bebeklerin çıktığını biliyoruz. Rusya'nın siviller ölmesin gibi bir hassasiyet taşıdığına en azından şimdiye kadar şahit olmadık. İran'ın yönettiği milislerin, DEAŞ'ı aratmayan yöntemlerle saldırdığı herkesin malumu. 

İşte Türkiye, bugüne kadarki pratikleri böyle olan ülkelerle, Suriye'de çatışmasızlık ve normalleşme sağlanması için çabalıyor. Ne kadar zorlu bir süreç olduğu herhalde anlaşılıyordur. 

Üstelik rejim karşıtı cephede de bir birlik beraberlikten söz etmek zorken ve kimin kiminle iş tuttuğu kestirilemezken insani dramı en aza indirmek ve rotayı siyasi çözüme kırmak hiç kolay değil. 

Yine de Tahran'da yarın gerçekleşecek üçlü zirvenin, operasyonun belli hedeflerin dışına çıkmamasını temin etmesi bekleniyor.   

*** 

Şu saatten sonra HTŞ'nin Rusya'nın hedefi olmaktan çıkartılması mümkün gözükmüyor. HTŞ'ye sonradan katılan yerel unsurların örgütten kopartılması ve Rusya'nın hedeflerinin mümkün olduğunca daraltılması amacına ne kadar ulaşılacağı belirsiz ama şu saatten sonra Türkiye'nin önceliği sivil halkın ve ılımlı muhaliflerin güvenliğini temin etmek. 

Galiba artık Suriye muhalefetinin de önceliği ülkelerinde kalabilmek ve yaşayabilmek. 

Tıpkı Halep ve Doğu Guta'da olduğu gibi İdlib'in de füzelerle vurulması ise çözüm ümidini tamamen tüketecektir.