Adalet mi istiyoruz intikam mı?
ABONE OL

Sosyal medyada, yazılı basında çok okudum, televizyonlarda çok dinledim, günlük sohbetlerde, cuma namazlarında çok rastladım. Dualara amin de dedim. Hem sohbet sonrasında hem cemaatle kılınan namazdan sonra en yürekten en yüksek sesle "Amin" ile iştirak edilen dualar İsrail'in topyekun helak olmasını isteyen dualar oldu. Bundan sonra da olacaktır. Kimseyi bu duadan dolayı muaheze edecek değiliz. Gayret-i diniyye, kardeşlik hukuku, ümmet şuuru bunu gerektiriyor. Her gün kadınların, masum yavruların, hasta, yaşlı insanların öldürüldüğü sürgün edildiği, evlerinin başlarına yıkıldığı haberlerini dinleyen, okuyan, izleyen vicdan sahibi kişilerden beklenen bir öfke bu. 1917'den beri Filistin'de bu manzara hiç değişmedi. O zamanlar bugünkü gibi medya olmadığı için işlenen zulüm ve cinayetler hatıralarda kaldığı kadarıyla anlatıldı. Fotoğraflara, video çekimlerine, canlı yayınlara bakılırsa vahşetin aynısını hatta daha fazlasını görüyoruz.

Bir yakını haksız yere öldürülen insanın aklına ilk gelen ceza misliyle karşılık vermektir ki şeriatte bunun adı "kısas"tır. Cezayı Allah verdiği ve devlet uyguladığı için kısasa muhatap olan kişi dünyevi hiçbir kişi ve makama itiraz edemez, darılmaz. Zaten Müslüman olarak bu hükmü hem bilmekte hem başkalarına uygulanmakta olduğu için kısas kimsede bir itiraza uğramaz. Ancak kısas aynı dine iman edenler arasında geçerli bir durumdur.

Ebabil kuşları

Benzer bir hukuki durum savaş için de geçerlidir. Savaşta öldürmek için eline silah alan, cepheye gelen kişi öldürülür. Çünkü sen onu öldürmezsen o seni öldürür. Buradan bakılınca meşru bir mücadele diyebiliriz. Cephe gerisinde olan daha doğrusu cepheye gitme imkanı olmayan Müslümanların, dua sözleri ile Allah'tan istedikleri İsrail'in helak olmasıdır. Müslüman kardeşlerimiz istiyorlar ki bir depremle İsrail tepe taklak olsun, bir hastalık kökünü kurutsun. Bu anlamda en çok hatıra gelen de ebabil kuşları oldu. Buna göre İsrail, Kabe'yi yıkmaya gelen Ebrehe'nin yerine geçiyor. Duaya iştirak eden Müslümanların beklentisi dua yoluyla Allah tarafından kafir, zalim ve kibirli siyonistlerin bertaraf edilmesidir. Oysa Müslümanlar yeryüzünde Allah'ın halifesidir. Bu tür işleri Müslüman, Allah için, Allah adına, Allah'ın emri olarak kendileri yapar. Yani bir kısas olacaksa bunu kullar yapmalıdır. Allah bu yetkiyi kullarına/Müslümanlara vermiştir. Filistin'de, Müslümanlar 1948'den beri günahsız yere öldürülen kardeşleri için adalet arıyor, inisiyatif alıyor ve bilmisl savaşmak suretiyle kısas yapıyor. İzzettin Kassam mücahitlerinin, HAMAS'ın yaptıkları budur. Mescid-i Aksa ve Kudüs'ün de işgalden kurtarılması bu mücadeleye dinî bir veçhe kazandırmaktadır ki Ebrehe'ye karşı beklenen ilahi destek de bununla ilgilidir. Müslümanlar yani Türkiye gibi halkı Müslüman olan insanlar bazı yardımlar ve gönülden dua ile katılıyorlar İsrail ile savaşa. İman etmek, Müslüman olmak tabii ki bunu gerektirir. Ancak bir durum var burada: Müslümanlar Allah için adalet isterken, kısas olarak canilerin, kafirlerin, kibirle masum insanları katledenlerin öldürülmesi ile yetinmiyor. Öfke ve hınçla ebabil kuşlarını da çağırmakla; depremler, seller vb. yollarla topyekun helaki istemekle şeriatin ve Peygamber sünnetinin dışına çıkıyorlar. Soru şu : Adalet mi istiyoruz öç ve intikam mı ? Ve isterken ahlak ilkesine sadık kalıyor muyuz?

Dualar ilkeye uymalı

Bu tür dilek/duaların altında adalet duygusu mu var yoksa intikam duygusu mu? Bahsi geçen dua ve dileklere aslında "elime geçerse Yahudi/Siyonist/ İsrailli kadın, erkek, çocuk yaşlı kim olursa olsun ben de aynısını yapacağım, katledecegim, evlerini başlarına yıkacağım" duygusu eşlik ediyor mu etmiyor mu? Eğer topyekun itlaf peşinde isek bu, Rabbimizin şeriatine aykırıdır ve bana öyle geliyor ki dualarımızın karşılık bulmadığı yerlerdir buralardır. Çünkü biz Rabbimizin ahlakına aykırı bir şey istiyoruz O'ndan. Çünkü biz Allah Resulü Hz. Muhammed aleyhisselamın ahlakına uymamış oluyoruz bu durumda. Müslümanların öfkesini anlıyoruz fakat şer'i bulmuyoruz. Müslüman her daim Allah görüyor gibi savaşacak ve Peygamberin: "Savaşta sizinle savaşmayan kadınları, çocukları öldürmeyin, ibadethanelerinde kendi ibadeti ile ilgilenen kişilere ilişmeyin, ağaçlara, hayvanlara zarar vermeyin" emrine uyacaktır, uymak zorundadır. Öyleyse dualar da bu ilkeye uygun olmalı değil mi? Televizyonlardan, sosyal medyadan öğreniyoruz ki bir kısım Yahudiler, bir kısım Yahudi din adamları İsrail'in toplu cinayetlerine soy kıyımına, karşı çıkan mesajlar yayınlanmaktadır. Bunun gibi işlenen cinayetlerden de haberi olmayan, niçin olduğunu bilmeyen çocuklar da var. Oysa toplu helak istemekle onlara da haksızlık ediyoruz. Öyle değil mi?

Dolayısıyla Müslümanlar olarak öfkemize yenilmeden, Fravun ve onun kibir ahlakına benzemeden bir savaş vermek zorundayız. Çünkü "Bir kavme olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sevketmesin" emri açıktır.

Yüzümüz ak

Nitekim HAMAS mensubu olduğunu anladığımız Mücahitlerin elindeki kadınlara ve çocuk esirlere insanca davrandıklarına dair görüntü ve fotoğraflar yüzümüzü ak etmektedir. Naaşları başında olan acılı insanlardan hiç de beklenmedik bir tavır bu. Bana göre biz Müslümanların savaşı kazandığı yer burasıdır. Biz ahlakımızı kaybederek kazanmamalıyız savaşı. O zaman mağlup olmuş sayılırız. Dua eden kardeşlerimize bir dua metni tavsiye edemesem de duaların zalim, cani, katil askerlerin, onlara bu emri veren komutan ve yöneticilerin bilmisl ceza bulması için dilekte bulunabiliriz. Ancak topyekun bir toplumun helakini istemeye hakkımız var mı diye sormalıyız.

Öyle hissediyorum ki dualarımızın kabulü de bu sınırla ilgilidir.

Buna rağmen savaşta masumlar, savaşa iştirak etmeyenler, hatta karşı olanlar da zarar görür, görecektir. Böyle kişiler için bu onların kaderi imiş, deriz. Fakat biz cephe gerisinde olan kişileri taammuden öldürmüş olmadığımız için sorumluluğunu taşımamış oluruz.

[email protected]

  • kamil yeşil
  • açık görüş
  • hamas
  • adalet