Akademide aşılamayan Q1 problemi
ABONE OL

Prof. Dr. Bayram Özer/ Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Q1 dergi = bilimsel dergilerin etki değerlerine (impact factor, CiteScore, vb.) göre yapılan sıralamalarda en üst çeyrekte (ilk yüzde 25'lik dilimde) yer alan dergiler için kullanılan bir sınıflamadır. "Q" harfi "Quartile" (çeyrek) anlamına gelir ve dergiler genellikle Q1, Q2, Q3 ve Q4 olarak dört gruba ayrılır.

Yakın zamanda bir üniversitede şöyle bir duyuru gördüm. "Q1 dergide yayımlanan her makale için bir fidan dikilecek." Başlangıçta normal ve hatta güzel ve ince bir düşünce diye aklıma gelmişti. Belki de gerçekten öyle. Ama işin başka bir anlamı geldi sonra aklıma. Yakında Q1 yayını yapan hocalar için kurban kesmeye başlayacağız bu gidişle.

Hatta kampüslerde mehterle yürüyüşler bile düzenlenebilir.

Belki de Q1 Şehitler Ormanı da açılır, Q1 yayını yapmak için ömrü boyunca mücadele eden ama bu mutluluğu yaşayamadan bilgisayarı başında kalp krizi geçirerek vefat edenler için.

Biraz abartmış olabilirim ama çok da uzak görünmüyor söylediklerim.

Çünkü artık akademide her şey Q1'le ölçülüyor.

İçeriği boş, okunmayan, hatta alana katkısı sorgulanan bir makale bile eğer Q1'de yayınlandıysa puanı alırsın.

Biz yazıyoruz, onlar kazanıyor

Makalenin ne sunduğu ve ne bulduğu çok sorgulanmaz. Akademik teşvikte birinci kriter Q1, doçentlikte Q1'in yoksa hiç uğraşma.

Eğer üniversitende üst kadroya geçmek istiyorsan ya da doktorayı bitirip öğretim üyesi olacaksan özgeçmişinde ilk bakılan şey Q1. Kimin ne yaptığı önemli değil, kim Q1'e ne kadar girmiş o önemli.

Peki bu Q1 dergileri nasıl çalışıyor? diye soracak olursanız...

Buyrun... Burası tam bir akademik holdinge dönüşmüş durumda.

Makale başı ücretler 2000-3000 dolar civarında. Bazıları 5000 doları bile geçiyor.

Yani özetle şöyle. Biz yazıyoruz, onlar kazanıyor.

Biz üretiyoruz, onlar fatura kesiyor.

Biz gece gündüz uğraşıyoruz, onlar "congratulations, you're accepted" deyip kredi kartı numaramızı istiyor.

Ve ironik olan şu.

Bütün bu süreçte akademik sistem, bizi bu sömürü düzenine mecbur bırakıyor.

Akademik üretimin değeri artık içeriğinde, fikrinde, metodolojisinde ya da sonuçlarının katkısı yerine hangi dergide yayınlandığında aranıyor. İstersen çok önemli bir keşif yap ya da topluma katkısı olacak bir proje yürüt, Q1'de yayınlanmadıysa geçmiş olsun. Aynı çalışmayı Q1 sınıfı bir dergide yayınladığında, içeriğin önemi ikinci plana düşüyor ve sistem seni sorgusuz sualsiz akademik vitrine yerleştiriyor.

Bu düzenin ne kadar karikatürleştiğini bir de kendi hikâyemden anlatayım. Yaklaşık bir yıldır Q2 bir dergiye editör olmak için e-posta üstüne e-posta attım. Sonunda kabul ettiler. Sevindim mi? Kısmen. Çünkü şimdi ben onlar için bir yıl boyunca çalışacağım. Sayı hazırlayacağım, yazarlara dönüş yapacağım, rapor okuyacağım, hakem kovalayacağım.

Peki bu işin karşılığı?

En azından benden editör olmak için para istemediler, ona da şükür!

Ama yazarlardan her makale için 2400 dolar alacaklar. Tahmin edin o yazarlar kim?

Elbette Türk akademisyenleri. Türkiye'de devlet destekli projelerde araştırma yapan, TÜBİTAK'tan fon alan, kendi üniversitesinin laboratuvarlarını kullanan hocalarımız.

Bu bilimsel çıktıyı yurtdışındaki bir dergide yayınlamak için cebinden (veya kurumunun cebinden) para ödüyor. Ve o derginin editörü, makale yazarı, hakemleri biziz. Ama sistemin sahibi onlar. Kurallar onlarca yazılmış, pastanın kaymağı da onlarda.

Tüm bu tablo akademideki yapının nasıl işlediğini gözler önüne seriyor. Kendi deneyimim de bu yapının ne kadar zorlayıcı ve zaman zaman çarpık hale geldiğini ortaya koyuyor. Üç yıl önce bir üniversite projesi kapsamında aldığım destekle yürüttüğüm ve öğrencilerimin de aktif katkı sunduğu bir araştırmayı tamamladım. Ancak bu çalışmayı yayımlamak beni çok zorladı. 2 yılda dört ayrı Q1 dergisinden değerlendirme sonrası ret aldım. 2 tanesi uzun süre bazı eleştiriler sonrası istediği düzeltmeleri yapmama rağmen. En sonunda makaleyi henüz göndermediğim bir Q1 derginin editör kurulunda yer alan bir akademisyenden doğrudan mesaj aldım. Yayın için bazı isim değişiklikleri yaparak araştırmada emeği olmayan bazı kişileri yazarlığa eklemem koşuluyla yayının kabul edilebileceğini söyledi. Yayın ücreti oldukça yüksek olmasına rağmen (Türk parası ile yaklaşık 3 aylık profösör maaşı), bu koşulları kabul edersem ödeme alınmayacağını da belirtti. Derginin editörü ve kendisi dahil üç kişiyi yazar olarak eklememi istedi.

Değer ölçütü ne?

Günümüz akademik dünyasında bilim üretmenin anlamı, giderek içeriğin niteliğinden çok, yayının hangi dergide çıktığına indirgenmiş durumda. Bir çalışmanın özgünlüğü, toplumsal faydası, eğitime ya da yaşanılan gerçekliğe katkısı artık ikinci planda kalıyor. Akademik değer ölçütü, içeriğin sorgulanmasından değil, derginin etki faktöründen geçiyor. Artık bir makale sağlık sistemine çözüm üretmiş mi, eğitimde dönüşüm sağlamış mı, yerel sorunlara ışık tutmuş mu, kimse sormuyor. Makalenin değeri Q1 olup olmadığıyla ölçülüyor. Cevap evet ise, o çalışma kutsanıyor. Bilgi üretimi değil yayın pazarı öncelik kazanıyor. Bilimin kendisi değil, bilimin ambalajlandığı platform öne çıkıyor. Böylece akademi sorgulayan, çözüm üreten bir alan olmaktan uzaklaşıp, etiket toplayan bir vitrinin arkasına hapsoluyor.

Q1 sınıfı dergilerin akademik olarak nitelikli ve saygın yayın organları olduğu kuşkusuzdur. Bu dergilerde yayın yapmak, belirli bilimsel standartları karşılamak açısından elbette önemli bir başarıdır. Ancak sorun, bu dergilerin varlığı ya da kalitesi değil, bu dergilerde yayın yapmanın, akademik başarının neredeyse tek ve mutlak ölçütü haline getirilmesidir. Bilimsel araştırmaların topluma katkısı, eğitime sunduğu yenilik, yerel sorunlara yönelik çözüm üretme kapasitesi gibi birçok kıymetli akademik faaliyet, yalnızca Q1 etiketine sahip olmaması nedeniyle hak ettiği değeri görememektedir. Oysa akademik değerlendirme sistemlerinde Q1 bir kriter olabilir ama bu kriterin, diğer nitelikli çalışmaların üzerini örtecek kadar yüceltilmesi bilimsel çeşitliliğe ve gerçek üretkenliğe zarar verebilir. Bilimsel değer makalelerin nerede yayınlandığı kadar neyin, nasıl ve ne için üretildiğiyle de ölçülmelidir.

Diğer türlü yavaş yavaş bu sistem akademik bir kumarhaneye dönüşüyor. Masaya oturmak için para veriyorsun. Oynamak için zaman harcıyorsun. Kazanırsan bile parayı ev sahibi alıyor. Ama sen oyuna girmeden o üniversitede kalamıyorsun. Yani kasa her zaman kazanıyor. Bilimsel üretim dedikleri şey, sanki makaleleri daha pahalı dergilerde bastırma yarışına dönüşmüş durumda. İşin daha acı olan tarafı bu sistem, bilim yapmak yerine yayın yapıyormuş gibi görünmeyi teşvik ediyor. Gerçekten topluma, eğitime, kültüre, felsefeye, insanlığa katkı sağlamak isteyen bir akademisyen, bu yarışta ya dışlanıyor ya da göz ardı ediliyor.

Sistem sorgulanmalı

Bu yazıda dile getirilen eleştiriler ne Q1 dergilerin akademik niteliğine ne de bu dergilerde yayın yapan araştırmacıların emeğine yöneliktir. Mesele bu dergilerin tek kıstas haline getirilmesiyle birlikte, bilimsel üretimin anlamının daralması, katkı ve fayda ölçüsünün yerini etiketlere bırakmasıdır. Elbette Q1 yayınlar değerlidir. Ancak yalnızca onlar değerlidir demek, bilimin ölçüsünü ve dengesini bozmak ve çeşitliliğini kısıtlamak anlamına gelir. Bu yazının amacı mevcut sistemin içinden gelen bir akademisyen olarak, bizlere dayatılan yapının doğasını sorgulatmak ve yaşadıklarımızın ardındaki işleyişe dikkat çekmektir. Çünkü bilim sadece görünürlük, sıralama ya da prestij için değil, anlam üretmek, katkı sunmak ve dünyayı biraz daha anlaşılır kılmak için yapılmalıdır.