ABONE OL

20 Temmuz 2022'de Irak'ın kuzeyindeki Zaho İlçesi kırsalında turistik bir bölgeye düzenlenen saldırının hemen ardından Irak içinde organize bir Türkiye karşıtlığı geliştiği görüldü. Zamanlaması, yöntemi, gerçekleştiği bölge ve saldırı sonrası gösterilen tepkilerin senkronize haline bakıldığında, saldırının Türkiye'nin sınır ötesindeki önleyici terörle mücadelesinin meşruiyetini hedef alan planlı bir provokasyon olduğu ortadır.

Saldırının zamanlaması

Bu provokatif eylemin failini, ortaya çıkan durumun kime hizmet ettiği işaret etse de saldırının zamanlamasına, yöntemine, gerçekleştiği bölgeye ve Türkiye karşıtı gösterilere ilişkin analiz yapmakta fayda var. Zamanlama olarak saldırı konjonktürel bir anlam taşımaktadır. Öyle ki saldırı Türkiye'nin faydasına olan bir seri konjonktürel gelişmelerin yönünü değiştirecek kritik bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmeleri şu şekilde ifade etmek mümkündür; (i) Saldırı Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde PKK/PYD terör örgütüne karşı planlanan en kapsamlı askeri harekatın arifesinde gerçekleştirilen Tahran Zirvesi'nden bir gün sonra düzenlenmiştir. Böylelikle bir taraftan Türkiye'nin Suriye'deki operasyonunun kapsamı ve içeriği konuşulurken, bölgesel ve uluslararası dikkat birden Türkiye'nin Irak'taki askeri varlığına çekilmiştir. Türkiye'nin yayılmacı bir aktör olduğu algısı oluşturulmaya ve Suriye'deki olası harekat geciktirilmeye çalışılmaktadır. (ii) Saldırı aynı zamanda PKK'nın Pençe-Kilit Harekatı ile Zap Vadisi'nde sıkıştırıldığı döneme rastlamaktadır.

PKK'nın Irak topraklarında "savunma alanları" olarak ifade ettiği kontrol sahası daraltılmıştır. Pençe serisi harekatlarla PKK'nın savunma alanları olarak ifade ettiği Haftanin, Metina, Zap, Avaşin, Hakurk bölgelerinde örgütün silahlı etkinliği stratejik ve operatif boyuttan taktik eylem kapasitesine indirgenmiştir. (iii) Saldırı Türkiye-Irak Merkezi Hükümeti ve Türkiye-Bölgesel Yönetim arasındaki güvenlik ve istihbarat işbirliğinin sahada olumlu sonuçlar verdiği bir döneme rastlamaktadır. Türk istihbarat teşkilatı Irak topraklarında Türkiye sınırından 300 kilometreye kadar operasyon derinlik kazanmıştır. Böylelikle hem PKK ve hem de PKK ile işbirliği yapan İran destekli terörist unsurlara hassas angajmanlar düzenlenmekte, bu da PKK ile birlikte İran'ın Irakta'ki istikrarı bozucu vekil aktörleri üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır. (iv) Son olarak, saldırı İran istihbaratının Türkiye'de gerçekleştirmek istediği örtülü eylemlerinin Türk istihbarat teşkilatınca akamete uğrattığı bir döneme de rastlamaktadır.

PKK, Rejim ve İran'a ortak hizmet

Bu gelişmelere bakıldığında saldırının zamanlama açısından PKK, PYD, Suriye Rejimi ve İran'a müşterek hizmet ettiği görülmektedir. Saldırının PKK açısından Irak kuzeyindeki çıkmazını açmak, PYD ve Suriye Rejimi için yeni bir Türk askeri harekatını erteletmek veya iptal ettirmek, İran için de bölgesel etkisini genişletmek ve pekiştirmek için bir zemin hazırlama gayreti olduğu oldukça açıktır. Böylesine bir saldırının Türkiye'ye taktik, operatif ve stratejik bir katkısının olacağını düşünmek anlamsızdır.

Saldırının yöntemi

Saldırı yerli turistlerin ziyaret ettiği mesire bölgesine görmeyerek ateş vasıtalarıyla (havan/top) beş atımla gerçekleştirilmiş, saldırıda dokuz sivil yaşamını yitirmiş 23 sivil de yaralanmıştır. Saldırı görüntülerine bakıldığında çarp tesirinin yarattığı etkili yarıçap genişliğinin 155 mm çapındaki bir top mermisinden daha küçük ama 120 mm'lik havan mermisi büyüklüğünde olduğu görülüyor. Bölgeye düşen mermilerin atım fasılalarına da bakıldığında bir tek namludan atım yapıldığını görülmektedir. Atım düzeltmeleri de çok az yapılmakta, hedefte küçük mesafe kaydırmaları yapılmaktadır; bu da atımın yakın mesafeden yapıldığına başka bir ayrıntıdır. Bu göstergelerin kendileri dahil atımının tek bir havan ile yakın mesafeden yapıldığına dair önemli ipuçlarıdır. Beş atımlık mühimmat ve tek bir havan namlu ağırlığı silah ve mühimmatı saldırı öncesinde saldırı mevziine taşımak ve saldırı sonrasında silahı saldırı mevziinden kaçırmak için 3-4 kişilik bir insan gücü kullanıldığının bir göstergesidir. Bu da PKK'nın bu tür saldırılardaki taktik saldırı birimlerinin büyüklüğünü işaret etmektedir.

Henüz hedef bölgesine düşen mühimmat parçacıkları ortak bir kurul tarafından mühimmat türünün incelemesi için toplanmamıştır. Aradan geçen onca zamana rağmen bu parçacıkların toparlanmaması manipülasyona açık bir durum oluşturmaktadır. Öte yandan saldırı bölgesinde oluşan krater (çukur) incelemeleri de silahların kalibre ve yapısına göre önemli ipuçları sunacaktır. Hatta bu yapılacak krater analizi mühimmatın nerden ateşlendiğine dair bir mesafe ve istikamet tayini dahi yapabilecek olanak sunacaktır. Ancak, henüz böyle bir çalışma yapılmamıştır. Zaman geçtikçe tıpkı parçacık delilleri gibi krater analizinin hassasiyeti de ortadan kalkacaktır. Saldırı büyük ihtimalle PKK'nın da envanterinde bulunan 120 mm çapında tek bir havan namlusuyla yapılmıştır.

Neden bu bölge seçildi?

Saldırı Zaho ilçesinin doğusunda Hantur Dağı'nın hemen batısında bulunan Sindi Vadisi'ndeki Pereh Köyü'nün bulunduğu bölgede gerçekleşmiştir. Bu bölgede Zaho genelinde olduğu gibi Sindi ve Guli aşiretleri bulunmaktadır. Bu aşiretler genel olarak Türkiye ile sınır ticareti yapmakta ve bölge ekonomisi de bu ticaret üzerinde yürütülmektedir. Dolayısıyla bu aşiretlerin Türkiye ile istikrara dayalı bir ilişki durumu söz konusudur. 1995 yılında yürütülen Çelik Harekatı sırasında bu aşiretlerin TSK unsurlarına operasyonel yardımlarda bulundukları da bilinmektedir. Saldırının gerçekleştiği Perek Köyü Pençe-Kaplan Harekat alanının (Haftanin Bölgesi) en batısında yer almakta, esasen harekat alanın da dışında bulunmaktadır. Pençe-Kaplan harekatı 2020 yılının Haziran ayından başlamayı müteakip batıdaki Hantur Dağı'ndan Batufa kasabasının kuzeyindeki alana Metine Bölgesi istikametine gelişmiş ve terör örgütü unsurları bu bölgeden temizlenmiştir. Ancak Haşd-al Şabi ve PKK yakınlaşmasının görülmeye başladığı son bir buçuk yıllık süreçte Hantur Dağı bölgesinde PKK'nın yeniden 3-5 kişilik taktik unsurlarını mobilize etmeye çalıştığı görülmektedir. Hantur Dağı PKK/PYD için Suriye'nin Malikiye Bölgesi ile Irak'taki Beyaz Dağ arasındaki geçişkenliğin sağlanması sonrası örgütün lojistik bakımdan ilk operasyon durağıdır. Bu hat üzerindeki PKK/PYD geçişkenliği Sinjar'daki geçişkenliğini de hem tahkim etmekte hem de alternatif oluşturmaktadır. Suriye'den Hantur Dağı'na getirilen silah ve mühimmat buradan Cudi-Gürvil Dağı hattından Türkiye'ye sokulmakta Uludere üzerinden Kel Mehmet, Herekol ve hatta Bestler bölgelerine kadar ulaştırılabilmektedir. Bütün bunlardan izlendiği kadarıyla PKK terör örgütünün saldırıyı bu bölgede gerçekleştirip Türkiye üzerine atmakla hem Türkiye ile yerel halk arasındaki ilişki/işbirliğini bozmayı hem de operasyonel anlamda yeniden Türkiye içlerine saldırı alanı genişletmek için TSK'nın harekat birliklerini yerel, bölgesel ve uluslararası tepkilerden faydalanarak lojistik ve saldırı merkezi olarak gördüğü Hantur ve Haftanin bölgesinden çıkartmayı arzu etmektedir.

Senkronize tepkiler

Saldırının ardından hiçbir delile dayanmadan Bağdat ve Erbil'den Türkiye aleyhine suçlamalar yapılmış, bunları PKK, PYD ve İran'ın terörist vekalet aktörlerinden Irak'taki Asaib Ehl el-Hak, Kataib Hizbullah, Harakat Hizbullah al-Nujaba, Kataib Seyyid el-Şühada terörist örgütler takip etmiştir. Hatta Türkiye'de PKK'ya müzahir siyasi parti ile yine bu örgüte müzahir bazı barolar da sivil toplum örgütü tepkisi adı altında Türkiye'yi suçlayıcı çeşitli açıklamalarda bulundular. Bu tepkilerin PKK/PYD-Suriye-İran ortaklığını Türkiye karşıtlığı üzerinden Irak'a taşımak için bir organize bir zemin oluşturma çabası olduğu gözden kaçmamalıdır. Öyle ki bu tepkilerin ardından PKK, PYD ve İran destekli diğer terör örgütlerinin Irak ve Suriye'de Türk hedeflerine yönelik saldırılarında gözle görülür bir artış meydana geldi. Bu tepkiler Irak'ta Türkiye'nin Musul Konsolosluğu, Musul'un kuzeydoğusundaki Gedu Üssü, Duhok'un kuzeydoğusunda Bamerne Üssü ve Pençe-Yıldırım harekat alanına kadar uzanan çok aktörlü, çok yöntemli terörist saldırılarla Suriye'de özellikle Azez-Afrin hattındaki üs bölgelerine yönelik hibrit terör saldırılarını tetikledi. Hatta PKK/PYD ile birlikte İran destekli diğer terör örgütleri Türkiye'nin Irak'tan çekilmemesi halinde bundan sonraki saldırıların doğrudan Türkiye topraklarında gerçekleştirileceği tehdidinde bulunarak, Türk metropollerinde fotoğraflar dahi sergiledi. Ne var ki bahsi geçen sivil toplum kuruluşları, barolar ve TBMM çatısı altında faaliyet gösteren sözde siyasi parti bu saldırılara ve tehditlere karşı herhangi bir kınama veya eleştiri yapamadı.

Zaho'daki saldırı en basit tabir ile PKK/PYD ve İran destekli diğer örgütlerinin ortak inisiyatifi ile gerçekleşen, İran'ın motive ettiği ABD ve Rusya'nın göz yumduğu Irak'ın gönüllü bir şekilde mağduru oynadığı bir sahte bayrak eylemidir. Üzücü olan Türkiye'nin böylesine saçma bir iddia karşısında kendini savunma için enerji ve zaman harcamasıdır. Terörle mücadelede yeni gerçek; Suriye'dekine benzer şekilde İran'ın vekil terör örgütlerinin Irak'ta da PKK ile operatif anlamda birlikte hareket ediyor olmasıdır. İran'ın bu etkisinin bölgeyi ne kadar istikrarsızlaştırdığı tartışılmaz ortadır. İran halihazırda Yemen, Lübnan, Suriye, ve Irak'ta geniş bir alanda askerileşmiş ve yayılmacı bir dış politika izlemekte bu da İran'ın etkinliğiyle birlikte kırılganlığını da artırmaktadır. İran ile bölgesel işbirliğine dayalı mücadele Türkiye'nin terörle mücadelesini de güçlendirecektir. Öte yandan İran'ın siyasi sınırları içindeki Güney Azerbaycan, Belucistan ve İran KDP'sininin özgürlük mücadelelerinden kaynaklı kırılganlığını da sanki daha etkili bir şekilde hatırlaması gerekiyor.

@necdet4059

  • zaho saldırısı
  • necdet özçelik