ABONE OL

Türk tarihi boyunca pek çok kadının üst düzey devlet kademelerinde görev aldıkları, Hun ve Göktürk devirlerinde kurultaya katıldıkları ve kağan seferde iken ülkeyi yönettikleri, sonraki dönemlerde ise hükümdarlık yaptıkları bilinmektedir. Şecerüddür, Mama Hatun hükümdarlık yapan Türk kadınlarıdır. Yine Seyyide Hatun, Gaziye Hatun, İnanç Hatun, Hatice Arslan Hatun, Taclı Begüm, Sultan Melikşah'ın eşi Terken Hatun, Harezmşah Alâeddin Muhammed'in annesi Terken Hatun, Gevher Nesibe Sultan, İsmetüddin, Bâlâ Hatun, Hürrem Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan Türk tarihi içerisinde isimleri en fazla bilinen kadınlar arasında yer alır. Orta Asya'da devlet yönetmiş kadınların öne çıkanlarından birisi de İslam ordularının Orta Asya'ya düzenledikleri seferler sırasında Emevilerin karşısına çıkan Buhara melikesi Kabac Hatun'dur. Devlet idarecisi olarak görev yaptığı zaman diliminin dışındaki hayatı hakkında pek bilgi bulunmayan Kabac Hatun, Buhara hâkimi olan kocası Buhar Hudad'ın ölümü üzerine, henüz çok küçük yaşta olan oğlu Tuğşad'a vekaleten Buhara'yı yönetmişti.

Dengeli siyaset

Muhtelif kaynaklarda Beydun/Bîdun ve Kayığ isimleriyle de zikredilen Kabac Hatun'un siyasi kariyerindeki en önemli olay, bölgeyi fetih ile görevlendirilmiş Emevi valisi Ubeydullah b. Ziyad devrinde bölgeye yapılan akınlara karşı vermiş olduğu siyasi mücadele idi. Buhara bu dönemde İslam hakimiyetini fiili olarak tanımakla birlikte Kabac Hatun'un dengeli siyaseti sayesinde Türk hakimiyeti uzun bir dönem devam etmiş ve Emeviler Kuteybe b. Müslim zamanına kadar Buhara'ya tam anlamıyla hâkim olamamışlardır.

Kabac Hatun tarafından idare edilen Buhara şehri güçlü surlara ve disiplinli bir orduya sahip olup geçmiş dönemden beri pek çok akına karşı koymayı ve diğer şehirlere oranla bu güçlü yapısını bozulmadan korumayı başarmıştı. Ancak bu kez şehre hücum edenler Müslüman Arap tarihinin en büyük ve güçlü fatihleri olan ve sınırlarını her geçen gün daha da genişleten Muaviye yönetimindeki Emeviler idi. Bölgeye Hz. Ömer zamanından beri başlayan Arap akınları Emeviler devrinde 53/673 yılında Horasan valisi tayin edilen Ubeydullah b. Ziyad'ın da üstün gayretleri ile daha da hızlanmıştı. Ubeydullah b. Ziyad, 54/674 yılında 24.000 kişilik bir orduyla Ceyhun Nehri'ni geçerek Buhara'ya doğru ilerledi. Güçlü İslam ordusuna direnemeyeceğini anlayan Kabac Hatun, bir yandan gönderdiği hediyeler ile onu oyalamaya çalışıp süre isterken, bir taraftan da bölgedeki diğer Türk hükümdarlarının yardımına başvurdu. Beklediği yardımın gelmesi üzerine hızlı bir şekilde Arap ordusuna taarruz etti ise de meydana gelen kanlı çatışmalar neticesinde başarısızlığa uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Öyle ki, savaş sonrası ganimet toplayan İslam askerleri Kabac Hatun'un altın işlemeli iki yüz bin dirhem değerindeki çorabını ve çizmesini savaş meydanında bulmuşlardı.

İslam hakimiyeti

Büyük bir zafer kazanmakla birlikte ordusu bu savaşta hayli yıpranan Ubeydullah b. Ziyad da daha ileri gitmek niyetinde olmadığı için taraflar arasında Kabac Hatun'un bir milyon dirhem tazminat ödemesi ve iki bin savaşçı vermesi karşılığında anlaşmaya varıldı. Bu durum Buhara'nın Kabac Hatun eliyle İslam hakimiyetini resmen tanıdığı anlamına da geliyordu. Emeviler bu sefer sırasında Beykend, Nesef, Râmiten ve Sagâniyân şehirlerini de ele geçirmişler, Horasan bölgesine yaptıkları bu ilk akında ciddi bir prestij de elde etmişlerdi. Diğer taraftan, Ubeydullah b. Ziyad'ın Kabac Hatun'un ordusundan getirdiği Türk okçuları Basra'ya yerleştirilmişlerdi.

Anlaşıldığı kadarıyla, geçici olarak Emevi üstünlüğünü kabullenmekle birlikte Kabac Hatun'un asıl hedefi yeniden toparlanabilmek ve bu arada ittifak kurabilmek için zaman kazanmaktı. Müslüman ordusuyla yaptığı savaşta ordusu ciddi şekilde kayıplar vermiş, şehir harap olmuştu. Kısa süre içerisinde gerek maddi gerekse siyasi otorite bakımından bir toparlanmanın gerekliliği âşikârdı.

676 senesinde Ubeydullah b. Ziyad, Muaviye'nin emriyle Horasan valiliğinden azledilerek yerine Said b. Osman getirildi. Üçüncü Halife Hz. Osman'ın oğlu olan bu yeni Horasan valisi bölgede kazanacağı başarıların kendisine büyük bir prestij kazandıracağının farkındaydı. Bu nedenle vali tayin edilir edilmez ilk işi Horasan bölgesine hücum etmek oldu.

'Hoş ve güzel yüzlü'

Said b. Osman'ın, içlerinde Hz. Peygamber'in amcasının oğlu Kusem ve ilerleyen yıllarda Horasan valiliği görevine getirilecek Mühelleb b. Ebû Sufra gibi isimlerin de bulunduğu güçlü bir orduyla gelişini haber alan Kabac Hatun, ona haber göndererek daha önce yapılan anlaşmaya sadık kalacağını bildirdi. Kendisine yardım etmek için bölgedeki bazı emirlerin asker topladıklarını haber alsa da savaşı göze alamadı ve anlaşmaya bağlı kaldığını göstermek amacıyla ödemekle mükellef olduğu 300.000 dirhemi gönderdi. Bu şekilde Buhara'ya dokunmayan Said b. Osman, olası bir saldırıdan korunmak amacıyla kendisini emniyete almak için Kabac Hatun'dan ham asker hem de şehrin ileri gelenlerinden bazılarının kendisine rehin verilmesini istedi. İstediği güvenceyi elde eden Said b. Osman Semerkand bölgesinde karşılaştığı Türk birlikleri ile kanlı çatışmalara girişti. Bu savaşlar sırasında Kusem b. Abbas şehit olduğu gibi, Türk okçularının hedefi olan Ahnef b. Kays, Mühelleb b. Ebu Sufra ve bizzat Said b. Osman da birer gözlerini kaybettiler. Nihayet çetin savaşlar neticesinde Tirmiz'i ele geçiren Said anlaşma imzalayıp Buhara'ya döndü. Nerşahi'nin eserinde Osman b. Said'in, hastalandığı zaman ziyaretine gelen, tedavisi için gayret edip, ona hurma ikram eden "hoş ve güzel yüzlü" Kabac Hatun'a âşık olduğu bilgisine yer verilmiştir. Yine Kabac Hatun'un Emevi ordusunda görev yapan emirlerden Abdullah b. Hazim'e aşık olduğu şeklinde bir rivayet de yer almaktadır. Bu bilgiler sonraki dönemin İslam tarihi kaynaklarında Kabac Hatun'un bıraktığı izleri görmek açısından önemlidir.

Muaviye, muhtemelen hilafet iddiasında bulunacağından çekindiği Said b. Osman'ı ertesi sene Horasan valiliğinden azlederek yerine Selm b. Ziyad'ı tayin etti. Ancak yaşı genç olan Selm, önceki valiler kadar etkili bir isim olmadığı için bölgedeki emirler daha rahat hareket etme imkânı buldukları gibi, Arapları bölgeden uzaklaştırmak için bir ittifak kurdular. Kurulan bu ittifakın içerisinde Buhara melikesi Kabac Hatun da yer aldı. Bu ittifakı haber alan Selm b. Ziyad güçlü bir ordu ile harekete geçti. Kabac Hatun, bu güçlü ordu karşısında da direnemeyeceğini anlayınca Soğd hakimi Tarhun'a haber gönderip ittifak talebinde bulundu. İttifak evlilik yoluyla gerçekleşecek, Hatun, şehrin hakimiyetini kendisini ve ailesini koruması karşılığında Tarhun'a devredecekti. Teklifi kabul eden Tarhun, 120 bin kişiden meydana gelen güçlü bir orduyla Buhara'ya hareket etti. Ancak ordu hazırlarken hayli zaman kaybetmesi Kabac Hatun'un ümitlerini kırmış, Buhara'nın talan edilmesini önlemek için bir kez daha Emeviler ile anlaşma yolunu tercih etmişti.

Son savaşı...

Tarhun Buhara'ya vardığı sırada bu anlaşmayı ve Kabac Hatun'un Buhara kapılarını Emevi ordusuna açtığını öğrendi. Fakat, Tarhun'un gelişini duyan Kabac Hatun cesaretini toplayıp, ani bir karar değişikliği ile Selm b. Ziyad'a verdiği sözden vazgeçerek şehrin kapılarını kapattı. Kabac Hatun şehirde savunmayı güçlendirirken, Tarhun'un kalabalık ordusu ile Selm b. Ziyad'ın ordusu çetin bir savaşa tutuştular. Savaş bir kez daha İslam ordusunun galibiyetiyle neticelendi. Şiddetli çarpışmalar sırasında Tarhun öldürüldü. Planları alt üst olan Kabac Hatun ise bir kez daha barış istemek zorunda kaldı. Ancak Selm b. Ziyad ile yaptığı anlaşmaya uymamasının bedelini çok daha yüklü hediyeler göndermek ve Emeviler'in yüksek hakimiyetini tanımak suretiyle ödedi. Bu savaş kaynaklarda onun adının zikredildiği son savaş olma özelliği de taşımaktaydı. Kuteybe b. Müslim zamanında oğlu Tuğşad'ın Buhara hâkimi tayin edilmesi Kabac Hatun'un bu tarih aralığında vefat ettiğini düşündürmektedir.

Buhara üzerine Ortaçağ'da kaleme alınan en önemli eserin sahibi olan Nerşahi'nin belirttiğine göre, Kabac Hatun güzel, zeki, isabetli kararları olan ve halkının kendisine ölümüne bağlı olduğu bir yöneticiydi. Son derece cömert bir kişilik olarak da tanınan Hatun, halkının sorunlarıyla yakından ilgilenmekte, zaman zaman ziyafetler düzenlemekteydi. Her gün atına binerek sarayında çıkar, yanında gulamları olduğu halde âlimler ve ileri gelen devlet adamları ile görüşürdü. O bu mecliste devlet işlerini görüşür, halkın şikayetlerini dinler, gerekli kanunları koyar, ceza veya taltifleri de yine burada ilan ederdi.

Arap kaynaklarında onun hayatına dair pek çok hikâye anlatılmış, zaman zaman bunlar aşk hikayeleri şeklinde düzenlenmiştir. Araplar ile yapmış olduğu mücadelenin geneli dikkate alındığında onun güçlü Arap orduları karşısında temkinli davranmayı tercih ettiği, yönettiği Buhara'nın yağma ve talan edilmesini önlemek için güçlü düşmanları ile anlaşma yolunu tercih ettiği görülmektedir. Bununla birlikte fırsatını bulduğu yahut güçlü ittifaklar oluşturabildiği sürece Arap hakimiyetinden bölgeyi kurtarma gayreti içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. O bu mücadelesi bakımından Orta Asya'da kadın devlet başkanı olarak öncü bir rol de üstlenmiş, cesareti ve zekası düşmanlarını bile kendisine hayran bırakmıştı.

Onun bu uzlaşmacı tavrı zaman içerisinde oğlunun bölgede hakimiyetini sürdürmesinin de zeminini hazırladı. Kuteybe b. Müslim şehri ele geçirdiği zaman Kabac Hatun'un oğlu Tuğşade'yi şehrin valisi olarak bırakmayı tercih etti. Kuteybe b. Müslim zamanında Müslüman olan Tuğşade, Nasr b. Seyyar tarafından öldürülünceye kadar yaklaşık otuz iki yıl şehirde hüküm sürdü. Tuğşad Kuteybe'den öylesine etkilenmişti ki, oğluna onun adını vermiş; adı geçen Kuteybe b. Tuğşade babasının öldürülmesinden sonra Buhara'nın hâkimi olmuş, ancak Abbasi ihtilalinin başladığı dönemde tekrar eski dinine dönünce Ebû Müslim Horasani tarafından öldürülmüştü. Bu bilgiler Kabac Hatun'un soyundan gelenlerin Samani iktidarına kadar Buhara'da yöneticilik yaptıklarını göstermektedir.

[email protected]