Demirağ’dan Bayraktar’a yerli ve milli üretim

Açık Görüş Haberleri

Teknofest İstanbul’da 29 yaşında ilk uçağımızı yapan Vecihi Hürkuş’la aynı heyecanı duyan gençlerin görüntülerini izlemek ülkemizin geleceği adına ümit veriyor. Vecihi Hürkuş’tan esirgenen devlet desteği şimdi genç mucitlerin önünü açıyor.

Tarkan Zengin / Yazar

Türkiye’nin en büyük teknoloji etkinliği TEKNOFEST İstanbul Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali (TEKNOFEST İstanbul) 17-22 Eylül tarihleri arasında yapıldı. Geçen sene ilki yapılan TEKNOFEST İstanbul’a katılım 550 bin kişi iken bu yıl katılım rekor kırarak 1 milyon 720 bin kişi oldu. Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde yapılan festivalde gösteri uçuşları, atölyeler ve yarışmalar yapıldı. 30 Eylül 1930 tarihinde Vecihi Hürkuş kendi uçağıyla Göztepe’den Yeşilköy’e uçmuştu. 89 yıl sonra Yeşilköy’de yapılan Teknofest’te aynı ruhu taşıyanların ürettiği uçaklarımız vardı. Festivale öncülük eden Baykar grubu tarafından üretilen Bayraktar Akıncı Taarruzi İnsansız Hava Aracı, yerli ve milli uçan araba Cezeri ile TUSAŞ tarafından üretilen TF-X Milli Muharip Uçağı ziyaretçilerin yakından gördüğü önemli milli ürünlerimiz oldu. 40 farklı ülkeden gelen 64 sporcunun katıldığı Dünya Drone Kupası’nın yanı sıra 19 farklı yarışmada, 38 farklı kategoride ödüller verildi. 

T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar festival tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin milli teknoloji hamlesini gerçekleştirebilmesi için toplumdaki herkesin bakış açısını değiştirmesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’deki havacılık faaliyetlerinin geçmişte çeşitli nedenlerden dolayı sekteye uğratıldığını söyleyen Bayraktar, “Bunun değişmesi gerek. Bu neyle değişecek. Bizim hepimizin bakış açısının değişmesi ile mümkün” dedi. Selçuk Bayraktar’ın geçmişte havacılık faaliyetleri sekteye uğratıldı sözü Nuri Demirağ’ın ve Vecihi Hürkuş’un zor şartlarda ürettikleri milli uçaklarımızın engellenen acıklı hikâyelerini hatırlattı. Milli ve yerli imkânlarla 1930’ların Türkiye’sinde üretilen ve uçurulan uçakların siyasi ihtiraslar nedeniyle önünün kesilmeseydi ülkemiz belki de havacılık alanında bugün dünyanın en ileri ülkelerinden biri olacaktı. Sadece havacılık alanında değil birçok alanda yerli ve milli üretim sekteye uğratılmasaydı belki de birçok alanda dünya devleri arasına girmiş olacaktık. Bugün ülkemiz milli gemisini, tankını, milli radarını, insansız hava araçlarını, silahını yapmakta ve uzaya uydusunu göndermektedir. Bu başarıda savunma sanayi şirketleri ve askeri işyerlerinde yetişmiş işgücümüz ile bu çalışmalara destek veren siyasi liderlik en önemli etkendir. 

‘Başkalarının kanatları’ 

Teknofest İstanbul’da 29 yaşında ilk uçağımızı yapan Vecihi Hürkuş’la aynı heyecanı duyan gençlerin görüntülerini izlemek ülkemizin geleceği adına ümit veriyor. Vecihi Hürkuş’tan esirgenen devlet desteği bu sefer genç mucitlerin önünü açıyor. Zaten Vecihi Hürkuş, bu durumu şöyle anlatıyordu: “Gezdiğim yabancı ülkelerde nasıl havacılığa başladıklarını nasıl atölyeler yaptıklarını çok iyi biliyordum. Her şeyden önce milli inanç ve teşvik bu yoldaki başarının tek çaresiydi. Ben de muvaffak olmak için buna muhtaçtım. Elimizden alınamayacak tek özgürlük, tavrımızı seçme özgürlüğüdür. Ben Vecihi Hürkuş, ülkemi kanatlandırarak soyadımı hak ettim. Benim özgürlüğüm, milli bağımsızlığa tek yolun milli üretimden geçtiğine olan inancıma ömrümü vakfetmekti. Çünkü başkalarının kanatlarıyla uçmaya çalışanlar ‘Hürkuş’ olamazlar.” 

Vecihi Hürkuş, 1896 tarihinde, İstanbul’da hayata gözlerini açıyor. Küçük yaşta babasını kaybediyor. Ülkemizin havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biri olmanın yanı sıra yaşadıklarıyla aynı zamanda hüzünlü bir hikayenin de kahramanı. Onun havacılık tarihine geçmesini sağlayan çok sayıda başarısı var. Mesela Kafkas Cephesi’nde görev yaptığı sırada 1917 yılında düşman uçağını düşüren ilk Türk pilotudur. Kendi adını taşıyan uçaklar üreten ilk uçak tasarımcısıdır. Türkiye’deki ilk uçuş okulunun kurucusudur ve ilk kadın pilot yetiştiren hocadır. İlk sivil havacılık okulunun kurucusudur. Türkiye’nin ilk sivil hava yolu şirketi Hürkuş Hava Yolları’nın kurucusudur. Vecihi Hürkuş, 102 farklı model savaş ve sivil uçakla uçuş yapan ilk pilottur. 1916-1967 yılları arasında yaptığı 30 bin saatlik uçuşla önemli rekorların sahibidir. Kurtuluş Savaşı’na gönüllü olarak katılmıştır. Burada başarılı keşif uçuşları yaparak bir Yunan uçağını düşürmüştür. Başarıları üzerine TBMM tarafından İstiklal Madalyası verilmiştir. 

Vecihi Hürkuş, ilk uçağı Vecihi K VI’yı yaparak ilk uçuşunu 1925 tarihinde gerçekleştirdi. 29 yaşında bir genç kısıtlı imkanlarla ilk uçağımızı yaptı. Ancak bu başarısı nedeniyle ödüllendirilmesi gerekirken izinsiz uçtuğu gerekçesiyle yarım maaşı kesildi ve 10 gün ev hapsi cezası verildi. Bu ceza nedeniyle ordudan ayrıldı. Bu duruma, 1925’te yayınlanan yazısında ‘Biz asker olduğumuzu unutmuşuz, emre karşı gelmiştik’ diyerek sitem ediyordu. 

Vecihi Hürkuş, Kadıköy’de kiraladığı bir keresteci dükkanında üç ay içinde “Vecihi XIV” uçağını yaptı. Bu uçakla ilk uçuşunu da 1930 tarihinde gerçekleştirdi. Yaptığı uçaklar için uçabilirlik sertifikası almak için dönemin İktisat Bakanlığı’na müracaat ediyor. Bakanlık “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını veriyor. Bu cevap aslında milli üretimin önünün hangi nedenlerle kesildiğini gösteriyor. 1954 yılında kurduğu Türkiye’nin ilk sivil hava yolu şirketi olan Hürkuş Hava Yolları’nın başına da benzer şeyler gelmişti. Türk Hava Yolları’nın elden çıkarttığı uçakları tamir ederek bir filo kurmuştu. Uçuşları gerekçesiz iptal edilmiş, uçaklarına sabotajlar düzenlenmiş ve başarılı olması engellenmişti. 

Ülkenin geleceği meselesi 

Yıl 1930’lar. O yılların Türkiye’sinde Divriği’den çıkmış önemli bir müteşebbis olan Nuri Demirağ’ın hayat hikâyesi de yerli ve milli sanayinin nasıl sekteye uğratıldığını gösteriyor. Ülkeyi demiryolları ağıyla donattığı için “Demirağ” soyadını alır. Ülkenin kalkınması için onlarca büyük projeye imza atar. 1939’da uçak üretir, Gök Okulu açarak onlarca genç pilot yetiştirir. Nuri Demirağ “Zafer süngünün ucunda değildir. Zafer kartalı süngünün ucundan kalktı, havalandı, tayyare kanadının üstüne kondu” diyerek o dönemde göklere hâkim olmanın ne kadar önemli olduğunu her fırsatta anlatır. Anlatmakla kalmaz ülkenin göklere hâkim olması için uçak fabrikası kurar. 1939’da göklerde uçan ilk yerli uçağı üretir. 

Ancak onun başına gelenler akıl alır gibi değil. Ülkedeki enerji ihtiyacını karşılamak için 1933’de Keban Barajı projesini dönemin Nafia Vekili (Bayındırlık Bakanı) Ali Çetinkaya’ya sunarken karşılaştığı muamele çok kötüdür. Ali Çetinkaya dönemin İstiklal Mahkemelerinde görev yapmış “Üç Alilerden” biridir. Demirağ Projesini sunmadan Bakan “Evet Nuri Bey, baraj yapacakmışsın. Nasıl yapacaksın, kiminle yapacaksın, bu kadar büyük işin altından nasıl kalkacaksın? Hem sonra diyelim ki yaptın, ürettiğin enerjiyi kime satacaksın?” diyerek soğuk bir başlangıçla söze başlar. Mühendisleriyle gelen Demirağ hazırlıklıdır. Çünkü raporunda bütün bu suallerin cevabı ve daha fazlası vardır. Ancak Bakan, dinlemeye pek niyetli değildir. Demirağ “bu mesele ülkenin geleceğidir” dediğinde sözü kesilir. Bakan “Sana mı düştü ülkenin geleceğini düşünmek, düşünürsek biz düşünürüz” diyerek kovmaktan beter eder Demirağ’ı. 1933’te projesi yapılan Keban Barajı 1966’da gündeme gelir ve inşaatı 10 yıl sürer. Dönemin ihtiraslı yöneticileri yüzünden diğer projelerde olduğu gibi bu önemli proje de yaklaşık 33 yıl sonra yapılmaya başlanır. 

Milletin emaneti 

1935’te ülkenin ihtiyacı olan uçakları almak için bir kampanya düzenleniyor. 10 bin lira üzerinde bağış yapanların isimleri uçağa veriliyordu. Nuri Demirağ ise bağış yapmak yerine bütün servetini milli bir uçak yapmak için yatırmaya karar verir. O güne kadar kazandığı parayı “milletin emaneti” olarak görüyordu. “Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp uçak yapmayı” kopyacılık olarak gördüğü için tamamı “Türk modeli” bir uçak için kolları sıvadı. 1936’da Beşiktaş’ta fabrikanın temelini attı. Divriği’de yapılacak fabrika ile bugünkü Yeşilköy Atatürk Havalimanının bulunduğu yerde uçaklara hava meydanı yapılması için çalışmalara başladı. 

1937’de Türk Hava Kurumu’nun açtığı 10 adet eğitim uçağı ile 65 adet planör alım ihalesini alan Demirağ ve ekibi gece gündüz çalışıyordu. Atatürk’ün 1938’de vefatıyla ülkede siyasi çekişmeler başladı. 1939’da uçaklar tüm teknik şartları yerine getirmesine ve THK Pilotunun olumlu rapor vermesine rağmen uçaklar reddedildi. Uçaklardan biri Eskişehir’de alanın dar olmasından dolayı tarlaya inince kaza yaptı. THK yetkilileri düşmenin teknik hata olduğu gerekçesiyle alımlardan vazgeçti. Demirağ, dönemin tüm yetkililerine defalarca mektup yazmasına ve dava açmasına rağmen sonuç alamadı. Ülkenin geleceğini etkileyecek önemli bir proje daha siyasi çekişmelere ve ihtiraslara kurban edildi. 

@TarkanZengin

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın