Ebubekir el-Bağdadi: Bir projenin sonu

Açık Görüş Haberleri

Operasyonda PKK’ya pay çıkarmak isteyen Pentagon’a yakın bazı gazeteciler, PKK’nın “Bağdadi’nin iç çamaşırını alıp ABD istihbaratına ulaştırdığı” gibi aptalca bir argümanı gündemde tutmaya çalıştı. Oysa Bağdadi’nin DNA’ları dahil tüm bilgileri Bucca cezaevindeyken zaten alınmıştı.

Faruk Önalan / Yazar

İbrahim Avvad İbrahim Ali El Bedri, dünyanın bildiği isimle Ebu Bekir El Bağdadi.  1971 yılında Irak’ın Samarra kentinde doğdu. Bu yüzden Ali El Bedri Samarrayi olarak da bilinir. 2014 yılı Haziran ayı sonunda halifeliğini ilan ettikten sonra peygamber soyundan geldiği yalanıyla İbrahim İbn Avvad el-Bedri el-Haşimi el Huseyni el Kureyşi el Bağdadi adını kullanmaya başladı.  

Bağdat İslam Üniversitesi’nde okuyan ve doktora yapan Bağdadi bir süre öğretim üyesi olarak çalıştı. Yaklaşık 10 yıl (2004 yılına kadar) Sünni ve Şii nüfusun birlikte yaşadığı Bağdat’a bağlı Tobçi semtinde cami imamının kiraladığı evde yaşadı. 18 yaşında gittiği Tobçi’de onu tanıyan isimlerin İngiliz medyasına verdiği demeçlerde Bağdadi’nin sessiz, sakin ve kibar biri olduğu belirtiliyor, bilinenin aksine büyük bir vaiz olmadığı, bazen dualara eşlik ettiği ancak vaaz vermediği söyleniyordu. Arkadaşlarından Ebu Ali, Bağdadi’yi bir futbol tutkunu, cami takımının Messi’si olarak tanımlıyordu. Cami imamı, onu İslam Partisi’ne üye yapmak isteyince aralarında şiddetli bir kavga çıkmış ve imam Bağdadi’yi kovmuş. Zira o dönem yavaş yavaş selefi akımlara kapılmaya başlamış.1 

‘Yüzü çok tanıdık’ 

Felluce’ye geçen Bağdadi, 2003 yılında Irak’ı işgal eden Amerika’ya karşı direniş gruplarına katıldı ve ABD ve Irak ordusuna yönelik saldırılarda yer aldı. Saddam’ın eski komutanlarıyla iletişime geçti (Bağdadi’nin amcası Saddam’ın güvenlik subaylarındandı, kardeşi ise Irak ordusundaydı) . 04 Şubat 2004 tarihinde Amerikan güçleri tarafından tutuklanıp konulduğu Bucca kampı cezaevi kayıtlarında da adı İbrahim Avvad İbrahim Ali el-Bedri olarak geçen Bağdadi, aynı yılın Aralık ayında serbest bırakıldı. Yeri gelmişken Bağdadi’nin 2005 ila 2009 yılları arasında gerek yerli gerekse yabancı basında yer alan iddialarının kaynağı 2014 yılında Daily Beast’a  konuşan, 2009 yılında Camp Bucca hapishanesi komutanı olan Albay Kenneth King’in, Bağdadi’ye ithafen  “Sizinle artık New York’ta buluşuruz” başlıklı röportajı.2 Daha sonra hızla yayılan bu iddiayı Pentagon yetkilileri yalanladı.3 ABC News’in konuyu tekrar sorduğu Kennet King, bu defa “Yanılıyor olabilirim ama yüzü çok tanıdık” açıklamasında bulundu.4 

Ebu Bekir el-Bağdadi, Ebu Musab ez-Zerkavi’nin 1999 yılında kurduğu “Cemaat ve Tevhid” (Cemaat et-Tevhid ve’l Cihad) adlı örgüte katıldı. Yüzleri maskeli teröristlerin kamera önünde kafa kesme görüntüleri, aralarında Türk tır şoförlerinin de bulunduğu infazlar o dönemlerde başladı. 

Zerkavi 2004 yılında örgütün ismini “İki Nehir (Fırat ve Dicle) Arası El Kaide-Irak/Mezopotamya El Kaidesi” (Tanzim el Kaide fi Bilad er-Rafideyn) olarak değiştirip El-Kaide lideri Osama Bin Ladin’e bağlılığını (biat) beyan etti. Diğer adıyla Irak el-Kaidesi olan bu örgütte Bağdadi düşük bir pozisyonda faaliyet göstermeye devam etti. Örgüt lideri ez-Zerkavi, Irak ordusu ve Amerika’ya karşı savaşan diğer sünni grupları bir araya getirmek için 2006 yılı başlarında Mücahidler Şûra Konseyini (Meclis Şûra el-Mucahidin fi al-Irak) oluşturdu ancak 7 Haziran 2006 tarihinde Amerikan hava saldırısında öldürüldü. Yerine geçen Ebu Hamza el-Muhacir (Ebu Eyyub el Mısri), Şura konseyine bazı Sünni grupları daha katarak “Irak İslam Devleti”ni ilan etti, başına da Ebu Ömer el-Bağdadi (Ebubekir Bağdadi ile bir yakınlığı yok) getirildi. Hamza el-Muhacir de “Savaş Bakanı” olarak atandı. 

Ebu Gureyb baskını 

Mezhepsel politikalarıyla Irak’ın bugünkü durumunun önemli sebeplerinden biri olan dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki yönetimindeki Irak ordusunun görev vermediği Baaslı eski subaylara tövbe etmeleri karşılığında “Irak İslam Devleti’ne” katılabilecekleri duyurulmuştu. Bu dönemlerde örgüte Saddam Hüseyin’in Hava Kuvvetlerinde istihbarat subayı olan “Hacı Bekir” lakaplı Samir Abd Muhammed el-Hilifavi katıldı. Kısa sürede örgütte yükselmeye başladı zira kurduğu plan ve tuzaklarla örgüte yüklü miktarlarda para kazandırıyordu. Asıl amacı ise Suriye’deki iç savaştan faydalanarak toprak ele geçirme, son noktaya gelince de Irak’ı işgal etmekti. Bunun için istihbari tekniklerle ele geçireceği köylere kasabalara ajanlar yerleştiriyor, bir yandan isyancıları yanlarına çekiyor bir yandan da bölgenin güçlü ailelerinin zaaflarından yararlanarak onlara şantaj yapıyordu. Hacı Bekir örgüt içinde güçlendikten sonra Ebu Bekir el-Bağdadi’nin -bağlı oldukları- El Kaide merkezi tarafından da kabul gördüğünü beyan edip Şura meclisine biatını sunmuştu. Daha sonrada El-Kaide yönetimine Bağdadi’nin güvenilir ve liyakatli olduğu bildirildi. Hacı Bekir İslamcı bir kimliğe sahip değildi, Bağdadi’nin dini yönünü kullanarak örgütün başına getirmeyi planlıyordu. İlginçtir ki bir süre sonra, 18 Nisan 2010 tarihinde Iraklı ve Amerikalı timlerin ortak gerçekleştirdiği bir operasyonda sözde Irak İslam Devleti lideri Ömer el Bağdadi ve Hamza el Muhacir, Irak’ın Hadise şehrinde bir evde toplantı yaptıkları esnada öldürülmüş, yanlarında bazı şura üyeleri ise yakalanmıştı. Örgüt bir hafta sonra ölümleri doğruladı. Şura’da çoğunluğu elde eden Ebu Bekir el-Bağdadi’nin önünde artık hiçbir engel kalmamıştı. Ebu Gureyb ve Bucca’daki Amerikan hapishanelerinde bir müddet kalan Hacı Bekir lakaplı el-Hilifavi ve ona bağlı eski istihbaratçılardan oluşan Şura, Ebu Bekir Bağdadi’yi “Irak İslam Devleti”nin yeni lideri olarak seçti. 4 Ekim 2011’de Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Bağdadi’yi küresel terörist ilan ederek başına 10 milyon dolar ödül koydu. Osama bin Laden’in öldürülmesinin ardından El Kaide’nin başına geçen Eymen el Zevahiri’ye biat tazeleyen Bağdadi, bir yandan da Suriyeli savaşçıları, Hacı Bekir’in telkinleriyle Suriye’ye yönlendirmeye başladı. Daha sonra El Kaide yönetiminin de onayıyla Suriye’de Ebu Muhammed el-Culani liderliğinde Nusret Cephesi (Cebhet’un Nusra li Ehli’ş Şam min el-Mucahid’iş Şam fi Sahat’il Cihad) kuruldu. Nusra, Suriye’de gerçekleştirdiği eylemler ile kısa sürede ön plana çıkınca Bağdadi bu durumdan rahatsız oldu ve Culani’den Nusra cephesini feshetmesini ve Irak İslam Devleti’ne biat etmesini istedi. Muhammed Culani bu teklifi reddetti zira El Kaide lideri Eymen el Zevahiri, Bağdadi’nin Irak’ta, Culani’nin de Suriye’de faaliyetlerine devam etmelerini istedi. Bu durum üzerine Hacı Bekir, Suriye’ye geçip Bağdadi’ye biat toplamaya, Nusra’yı hakimiyetleri altına almaya çalıştı.  Bir müddet sonra da, Bağdadi bir plan dahilinde Suriye’ye geçerek dünyanın başına bela olacak “Irak ve Şam İslam Devleti’ni (DEAŞ) 9 Nisan 2013 tarihinde ilan etti. Temmuz 2013’de korunaklı Ebu Gureyb cezaevine baskın yaparak “rahatlıkla” yaklaşık 600 kadar “tecrübeli” militanı kaçırıp, kendi saflarına kattı. 

El Kaide lideri Zevahiri, herkesin kendi bölgesinde faaliyetlerine devam etmesini istedi, arada çıkan ihtilafların çözümü için de hakem tayin etti. Culani bu kararı kabul ederken Bağdadi kabul etmedi üstüne Nusra’nın tüm kaynaklarına el koydu. Zevahiri’nin aradaki gerginliklerin çözümü için “şeriat mahkemeleri” talebini de reddetti. Bu sırada DEAŞ, Rakka, Haseke, Deyrzor ve İdlib’te yayılmaya başladı. 2014 yılı Ocak ayında, DEAŞ’ın beyni, stratejisti ve de Bağdadi’yi örgütün tepesine taşıyan Hacı Bekir lakaplı Samir Abd Muhammed el Hilifavi, Liva et-Tevhid et-grubu tarafından Tel Rıfat’ta saklandığı evde, komşusunun “DEAŞ emiri burada yaşıyor” diye bağırmasıyla yakalanıp öldürüldü. 

Türkiye’ye tehditler 

Bağdadi, DEAŞ’a karşı en etkin mücadeleyi veren Türkiye’ye tehditler savurdu. Türkiye’de birçok terör saldırısı gerçekleştirdi. Musul’un kurtarılmasının gündemde olduğu günlerde yayınlanan ses kaydında “Türkiye’yi işgal edin. Güvenini paniğe, rahatını korkuya çevirin. Sıcak çekişme alanlarınızın içine alın. Şam’daki savaşçılarımıza sesleniyorum. Kafir Türk askerler sizin ayağınıza kadar geldi. Şiddetinizi onlara gösterin. Öfke alevlerinizle onları yakın. Bu şeytan kardeşlerinden, dinden dönenlerin rol modelinden, ateist müttefiklerinden intikamınızı alın.” Nisan 2019’da yayınlanan videoda dahi elinde “Türkiye vilayeti” yazan dosya görüntüsüyle tehdidini sürdürdü. 

Amerika, Ağustos 2014’e kadar DEAŞ’a müdahale etmedi. İnternete düşen ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan John Kerry’e ait olduğu söylenen ses kaydında, Obama’nın DEAŞ’ın büyümesine izin verdiği belirtiliyordu. Suriye gibi düz bir arazide DEAŞ’ın rahatlıkla ilerlemesine göz yumuldu. “Çok iyi savaşçı” diye parlatmaya çalıştıkları PKK/YPG’li teröristler de DEAŞ’ın rahatlıkla Ayn el-Arab’a (Kobani) içlerine kadar girmesine engel olamadı. Dönemin, Pentagon sözcüsü Kirby ve CENTCOM komutanı Austin ayrı ayrı verdiği demeçlerde “Kobani düşebilir” demişti. Zaten, Rojava dedikleri bölgeye Esed’in bırakmasıyla tek kurşun atmadan giren PKK/YPG, Rakka’ya, Deyrzor’a da ABD’nin sağladığı anlaşmalar sayesinde hakim oldu. Oysa ki Türkiye Fırat Kalkanı Harekatı esnasında saatler içinde Cerablus’u, Çobanbey’i DEAŞ terör örgütünden temizlemişti. 

İdlib’e nasıl gidebildi? 

Geçtiğimiz hafta İdlib’te Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyonun merkezinde de Türkiye vardı. Şubat 2019’da Sakarya Serdivan’da yapılan operasyonda ele geçirilen Bağdadi’nin etrafındaki beş isimden biri olan İsmail el Ethavi, sorgulandıktan sonra Irak istihbaratına iade edilmiş, verdiği bilgilerle Bağdadi’nin izi sürülmüştü. Operasyonda PKK’ya pay çıkarmak isteyen Pentagon’a yakın bazı gazeteciler, PKK’nın “Bağdadi’nin iç çamaşırını alıp ABD istihbaratına ulaştırdığı” gibi aptalca bir argümanı gündemde tutmaya çalıştı. Oysa Bağdadi’nin DNA’ları dahil tüm bilgileri Bucca cezaevindeyken zaten alınmıştı. Burada sorulması gereken soru şu olmalıydı: Bağdadi, PKK/YPG kontrolündeki bir alandan nasıl ve ne şekilde rahatlıkla İdlib’e kadar gidebildi? 

Sonuçta; tıpkı Osama Bin Laden gibi Ebu Bekir Bağdadi’nin de cenazesi ortada olmayacak. Bu arada, Pakistan istihbaratı ISI’nın eski direktörü Hamid Gül, Osama bin Laden’in 2011’de ABD operasyonunda değil doğal yollardan öldüğünü açıklamıştı.  (Tesadüf müdür bilinmez, bu açıklamadan 1.5 ay sonra beyin kanamasından hayatını kaybetti.)5 

Bir parantez de İsrail’e açmak lazım. DEAŞ’ın en güçlü yılında açıklama yapan dönemin İsrail Savunma Moshe Yalon, “DEAŞ İsrail çıkarları için bir tehdit değil” açıklamasında bulunurken, Savunma Bakanlığı Güvenlik Komitesi Başkanı Amos Gilad da “DEAŞ’ın kendileri için bir tehdit unsuru olmadığını” belirtti. Hatta eski Savunma Bakanı Moshe Yalon bir de tarihi itirafta bulunmuştu, “Suriye’den İsrail’e saldırılar, genellikle Esed rejiminin kontrolündeki bölgelerden geliyor. Ancak DEAŞ’ın bulunduğu noktalardan saldırı yapıldığında DEAŞ hemen İsrail’den özür diledi.” 

“Bazı AB üyeleri İŞİD petrolünü satın alıyor” diyen Avrupa Birliği Irak Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jana Hybaskova, DEAŞ’a rüşvet veren aynı zamanda PKK’nın tünellerini inşa eden Fransız Lafarge şirketi, “El-Kaide’yi Sovyetlere karşı biz kurduk ve bu iyi bir fikirdi” diyen Hillary Clinton, “Obama DEAŞ’ın büyümesine izin verdi” diyen John Kerry, bir ucu Akdeniz’e açılan, sınırlarımız boyunca bir PKK devleti oluşturmak isteyen ve de bu projeyi destekleyen ABD, AB, Suudi Arabistan, BAE…  Vel hasılı kelam, bu coğrafya üzerinde oyunlar, planlar asla bitmez. Bize düşen bir ve beraber ve de her zaman uyanık olmak. 

frkonalan@gmail.com 

Kaynaklar  

1-(https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/iraq/10948846/How-a-talented-footballer-became-worlds-most-wanted-man-Abu-Bakr-al-Baghdadi.html) 

2-(https://www.thedailybeast.com/isis-leader-see-you-in-new-york) 

3-(https://www.politifact.com/punditfact/statements/2014/jun/19/jeanine-pirro/foxs-pirro-obama-set-isis-leader-free-2009/) 

4-(https://abcnews.go.com/Blotter/isis-leaders-ominous-york-message-doubt-us-edge/story?id=24166099 ) 

5-(https://www.ilfattoquotidiano.it/2015/06/29/bin-laden-morto-nel-2005-non-nel-raid-usa-le-rivelazioni-dellex-capo-dei-servizi-pachistani/1826793/)

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın