İran’dan Afrika’ya Şii yayılmacılığı

Açık Görüş Haberleri

Afrika kıtasının bazı ülkelerinde devam eden İran-Suud sessiz mücadelesinde, Şii-Vahhabi savaşını ateşlemek üzere olan çatışmanın bir önizlemesini görüyoruz. Özellikle de Nijerya’da Şii hareketinin yasaklanması ve terörist bir örgüt ilan edilmesi ile birlikte yaşanan olaylar, gelecekte tırmanabilecek gerilim için önemli uyarılar veriyor.

Kenan Toprak / Araçtırmacı

İran, 1960’larda Afrika kıtasına ilgi duydu ve Soğuk Savaş sırasında, İran ABD’ye bağlı devletlerin bloğunda yer alırken, uluslararası ve bölgesel durumun genel koordinasyonu çerçevesinde Afrika ülkeleriyle diplomatik ilişkiler kurmaya başladı.  1979 devriminden sonra, Ayetullah Humeyni rejiminin yükselişi ve ülkedeki yeni koşulların düzenlenmesiyle birlikte İran’ın Afrika kıtasına ilgisi daha çok kültürel, ekonomik, diplomatik ve medya yoluyla Şiiliğin yayılması üzerine yoğunlaştı. 

Afrika’daki İran etkisinin haritası coğrafi olarak Batı Afrika, Nil Havzası, Doğu Afrika ve Güney ve Kuzey Afrika olmak üzere üç bölgeye ayrılabilir. İran, devrimci ideolojisini genişletme hedefi ve bölgesel hegemonya olma arzusuyla “Şia Hilal”in bir parçası olarak “Tropikal Şii Bölgesi” oluşturmayı ve jeo-politika müzakeresinde tanınan küresel bir süper güç olmayı hedefliyor. 

İran’ın Afrika kıtasında en fazla yayılım gösterdiği Batı Afrika bölgesindeki Şiilerin sayısı yaklaşık 8-10 milyonu bulmaktadır. Batı Afrika’da “İslami Kuşak” bölgesi Moritanya, Nijer, Liberya ve Nijerya’ya kadar uzanan coğrafi bir bölgedir. İran, bu bölgenin Afrika kıtasında İslami bir bloğu temsil etmesi ve İslam dininin, nüfusun çoğunluğunun resmi dini olmasından  fayda sağlamış ve bu demografik yapı, İran’ın Şiiliği yayması için verimli bir ortam oluşturmuştur. Bununla birlikte, 100 yıldan fazla bir süre önce Afrika’ya göç etmiş çok sayıda Lübnanlı Şii’nin bulunması ve özellikle  iş alanlarında saygın ve siyasi seçkinlerle güçlü bağları olan Batı Afrika’da yaşayan yaklaşık 120 bin Lübnanlı Şii, İran için mükemmel bir fırsat meydana getirmiştir. Ayrıca Doğu Afrika’da, “Hoca” isminde sömürge döneminde Güney Asya’dan gelen göçmenlerin soyundan olan İsmaili Şialar da bulunmaktadır. 

Kıtaya ilgi 

1979 yılında gerçekleşen devrimden bu yana İran, İslam dünyasında dış politika araçlarından biri olarak Şii yayılmacı politikayı uyguluyor. Böylelikle İran kendi ideolojisini yayarak dış politikasına, İslam dünyasındaki konumuna ve Orta Doğu’ya hakim olma arayışına taban destek üretmeyi hedefliyor. İran Devrimi’nin yayılmacı politikasının birincil hedefi Orta Doğu olmasına rağmen, Afrika kıtası çeşitli nedenlerden dolayı İran için stratejik önemli bir bölge olarak görülüyor. 1980’lerin başında İran, devrimci ideolojisinin yayılmasına zemin hazırlamak amacıyla Afrika’da diplomatik, ticari ve kültürel bağlar kurmak için yoğun bir çaba içine girdi. Bununla birlikte, İran, devrim ideolojisini Afrika’da yaymak amacıyla camileri, kültür merkezlerini, yardım ağlarını ve eğitim kurumlarını birer araç olarak kullandı. 

İran’ın Afrika’ya ilgi göstermesini üç ana hedef üzerinden yorumlayabiliriz. Diplomatik ilişkilerden ve yumuşak güçten yararlanarak, askeri, nükleer hedefler ve uranyum kaynağı için Afrika ülkeleriyle bağ kurmak; Birleşmiş Milletler gibi çokuluslu kurumlarda oy veren Afrika ülkelerinin desteğini kazanmak; İran’ın deniz varlığını genişletmek için bir dizi deniz üssü kurmak gibi hedefler İran’ın Afrika kıtasına yaklaşımının öncelikleri arasında yer almaktadır. Ayrıca, İran’ın etki ettiği bölgelerin az olması İslam dünyasına hükmetme arayışına ciddi bir engel teşkil etmektedir. Afrika insanının yüzde 50’den fazlası Müslümandır. İran, kıtadaki Müslümanları Şiileştirme ve nüfuz elde etmede bu durumu bir fırsat olarak görmektedir. İran’ın Afrika’daki Müslüman topluluklar içinde halkın desteğini alması, Afrika hükümetlerinin İran’a yönelik politikalarını etkileyebileceği gibi Nijerya’da Şiiliği temsil eden Nijerya İslami Hareketi’nin (IMN) terörist grup kabul edilmesi gibi tepki politikalarına da yol açabilmektedir. 

Yayılma stratejisi

İran, resmi diplomatik ağları aracılığıyla, Humeyni doktrinine taraftar kazandırmak amacıyla propaganda faaliyetlerine önem veriyor. İran, Afrika’daki diplomatik ağını genişletmek için Lübnan toplumu ile bağlarını güçlendirme stratejisi izliyor. Bölgedeki elçilikler ve kültür merkezleri İran’ın kıtadaki kültürünü ve ideolojisini geliştirme ve Şiiliğin yayılmasına zemin hazırlama çabalarının odak noktası. Buralar medya ve eğitim erişimini koordine etme merkezleri olarak kullanıyor. 

İran, kıtadaki nüfuzunu artırma noktasında Şiiliğin yayılmasında Sahra Altı ülkelerinde hedef kitle olarak Müslüman topluluklara odaklandı. Bu bağlamda, İran merkezli üniversiteler, kültürel diplomasi yoluyla, kıtadaki akademileri hızla artırarak Sahra altı Afrika’da şubelerinin kapasitelerini genişletti. Afrika Müslümanlarını etki alanına almak için İran rejimi yumuşak güç diplomasisini kullanarak kültür ataşeleri ve İran’ın ideolojisini İslam dünyasına yaymayı amaçlayan dini bir kurum olan El-Mustafa Uluslararası Üniversitesi gibi kurumlar aracılığıyla konferanslar, dini ve siyasi etkinlikler düzenlemektedir. 30’dan fazla Afrika ülkesinde yüzlerce İslam merkezi, okul ve camiyi yerel ortaklarla birlikte yönetmektedir. İran’da faaliyet gösteren El Mustafa Üniversitesi’nin, 17 Sahra Altı Afrika şubeleri bulunmaktadır ve  buradan mezun olan öğrenciler, öğretim elemanı ya da İran Devrimi’inin ideolojisini yaymak ve Şiiliği anlatmak için belirlenen ülkelere alim olarak gönderilmektedir. Bununla birlikte kayıtlı öğrenci açısından dünyanın dört büyük üniversitesi arasında yer alan İslam Azad Üniversitesi, Tanzanya da dahil olmak üzere birçok ülkede şube ve ofise sahiptir.  

El-Mustafa Üniversitesi’nin en önemli Afrika merkezi,  Afrika’da en büyük Şii nüfusa sahip ülke olan Nijerya’da bulunuyor. Ancak, 2015 yılında Nijerya hükümeti ile Nijeryalı Şiiler sırasında yaşanan şiddet olaylarından sonra Nijerya’daki El Mustafa Üniversitesi şubelerinin devlet denetimine girmiş olması, gelecek yıllarda bu üniversitenin faaliyetlerinin azalacağına işaret ediyor.  İran hükümeti, Nijerya’daki bu zayıf yönünü telafi etmek amacıyla El-Mustafa’nın diğer Batı Afrika ülkelerinde, özellikle de Gana’da, İslam Üniversitesi’nde (IUCG)  yaklaşık bin öğrenciyle konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. İran’ın Afrika’daki en önde gelen etki araçlarından biri olan İslam Kültür ve İlişkiler Örgütü (ICRO), yurtdışındaki dini ve kültürel etkinliklerden sorumlu olan çeşitli İranlı örgütlerin faaliyetlerini koordine etmektedir. Bu faaliyetler ICRO’nun kendi adı altında veya Afrika’da çok sayıda cami ve İslami merkezi işleten ve yerel İslami merkezlerle işbirliği yapan yan kuruluşlar tarafından yürütülmektedir. İran elçiliklerindeki kültürel bağlar her ülkede faaliyetleri kolaylaştırmak, organize etmek ve yerel ortaklarla koordine etmek için önemli bir rol oynamaktadır. Afrika Müslümanlarının büyük çoğunluğu Sünni olduğundan, ICRO ve diğer İran kökenli kuruluşlar Afrika’da çeşitli isimler altında etkinlikler organize etmektedir. Özellikle de Müslümanları doğrudan hedef alarak yerel din adamları “Müslüman birlik” ismiyle konferanslar düzenlemektedir. Amaç Sünni topluluklarla dostça bir ilişki kurmak ve İran’ı İslam ümmetinin savunucusu olarak sunmaktır. 

Aynı zamanda İran Kızılayı (IRCS), birçok Afrika ülkesinde tıbbi hizmetler ve yetimhane desteği vermektedir. İmam Humeyni Yardım Komitesi de (IKRC) birkaç Afrika ülkesinde ücretsiz olarak benzer hizmetler sunmaktadır. 

İran-Suud rekabeti  

Geçtiğimiz 40 yıl boyunca, İran rejimi devrimini ihraç etmek için iki yönlü bir strateji izledi. Bir yandan, Orta Doğu’da silahlı grupları yapılandırdı ve destekledi; öte yandan, rejimin ideolojisini İslam dünyasında yaymak için çeşitli “kültürel” ve “dini” örgütler kurdu. 

İran’ın Afrika’ya yönelik stratejileri, müdahale araçlarını çıkarlarının doğrultusunda askeri kuvvete dönüştürmeden önce sivil ve politik kuvvet olarak kullanmaya dayanıyor. Ancak, Afrika’nın etki alanı eski sömürge güçlerinin etkisinde olduğundan, İran’ın kıtada askeri güç boyutuna ulaşmasına şu an için imkan tanınmıyor. Bundan dolayı, vakıf, dernek, okul, medya yoluyla etki oluşturan Afrika’daki Şii gruplar, varlıklarını bu şekilde devam ettiriyor. Bazı Afrika ülkelerinin yönetimleri ve Vahhabi grupların baskısı olsa da Şii gruplar bugüne kadar Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki Haşdi Şabi ve Yemen’deki Husiler’de olduğu gibi milis bir güç olarak herhangi bir eylem girişiminde bulunmadılar. Bugüne kadar henüz fiilen bir milis grup oluşturmamasına rağmen Afrikalı Şii grupların propaganda tarzının ve askeri eğitim tekniklerinin Hizbullah tarzına benzemesi, gelecekte milis tarzı bir oluşumun olabileceğine işaret etmektedir. Aynı zamanda Afrika’nın en büyük Şii nüfusunu barındıran Nijerya ve Gambiya’da İran’a ait olduğu iddia edilen silahların yakalanması, İran’ın istediği zaman Şii grupları harekete geçirebileceği bir altyapı oluşturma ihtimalini düşündürüyor. 

Özellikle Orta Doğu’da devam eden İran-Suud rekabetinin olduğu bölgelerde yaşanan çatışmalara bakıldığında, Afrika kıtasına sıçrayan dini ve siyasi rekabetin daha da şiddetlenmesi durumunda bölgenin düzeni için büyük bir tehdit barındırdığı söylenebilir. Şu anda Afrika kıtasının bazı ülkelerinde devam eden İran-Suud sessiz mücadelesinde Şii-Vahhabi savaşını ateşlemek üzere olan çatışmanın bir önizlemesini görüyoruz. Özellikle de Nijerya’da Şii hareketinin yasaklanması ve terörist bir örgüt ilan edilmesi ile birlikte yaşanan olaylar, gelecekte yaşanabilecek gerilim için önemli uyarılar veriyor. 

@kenanebubekir63  

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın