Kariyer küren ne diyor?
ABONE OL

Dr. Hülya Bulut/ Yazar

Baby Boomer (1946-1964), X Kuşağı (1965-1980), Y Kuşağı (1981-1996), Z Kuşağı (1997-2012), Alfa Kuşağı (2013- ...) gibi nesiller arası ayrımların aslında ne amaçla yapıldığına yönelik sorgulayıcı tavrımı bir kenara bırakırsak, X kuşağında yer alan ve çekirdek aile yerine, geniş ailede büyüyen biri olduğumu söyleyebilirim. Ne mutlu ki, uyumak için yere serilen döşeklerdeki bitmek bilmeyen keyifli sohbetler, anne güdümlü terliklerden kaçıp sığındığım canım rahmetli babaannemin entarisi, sokağa çıkamayan bedensel engelli rahmetli halamla evin balkonunda yaptığımız hayatımın en güzel piknikleri... hep o günlerden bana kalan hatıralar arasında.

Büyüdüğünde ne olacaksın?

İşte böyle bir neslin çocuklarına "büyüdüğünde ne olacaksın?" diye sorulduğunda bizden önce babamız cevap verirdi: "Aman yeter ki okusunlar, gerekirse ceketimi satar yine de onları okuturum!". Okuyup, meslek sahibi olmamızla babamızın ceketinden vazgeçmesi arasındaki nedensellik bağını sorgularken,zaman içinde anladım ki; "oku!", "ilim, Çin'de de olsa gidip öğrenin!", "bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum!" diyen bir medeniyetin çocuklarına verebileceği en güzel hediye, portmantoda asılı duran ve her daim kaderini bekleyen, rahmetli babamızın o ceketi imiş....

Aynı soruya cevap verme sırası biz çocuklara geldiğinde ise dilimizden dökülenler genellikle "doktor, öğretmen, mühendis" olurdu. Öyle ya, evdeki hastaların derdine bir an önce derman olmayı isteyenler "doktor", büyüklerine kitap okurken hissettiği mutluluğu sürekli kılmayı arzu edenler "öğretmen", merdanelerinin arasına sıkıştırdığı elini bir süre kullanamayacak kadar çamaşır makinesinin nasıl çalıştığını merak edenler de "mühendis" olmak isterdi. Hatta bu meslek tercihleri o kadar çok içinde bulunduğumuz ortamlara göre şekillenirdi ki, bazen tüm bu mesleklere aynı anda sahip olmak gibi gerçeklikle iç içe, ama gerçekleşme olasılığı çok düşük hayallerimiz de olurdu.

Oysa şimdilerde öyle mi? Teknoloji, metaverse, yapay zekâ, kuantum... çağının içine doğanların çoğu, ne olmak istedikleri kadar, kim olmak istediklerinden de eminler. Ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım: Türkiye'de 87,8 milyon nüfusun 9 milyona yakını yani yaklaşık yüzde 10'u, 13-19 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor diyebiliriz. Bu rakamlar sadece demografik bir büyüklüğü değil, aynı zamanda Türkiye'nin gelecekteki iş gücünü, üretim kapasitesini ve toplumsal yönünü belirleyecek bir eşiği de ifade ediyor. Bu gençlerin meslek tercihlerini bilinçli şekilde yapmaları, sadece bireysel olarak kendi gelecekleri için değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik verimliliği, yetenek uyumu ve uzun vadeli kalkınması açısından da önem taşıyor. Neticede, mesleki tercihleri yanlış yönlendirilmiş gençlerin sayısındaki artış, sadece potansiyeli kaybolan bireylerin sayısında değil, ülke ölçeğinde yetenek ve verimlilik israfındaki artışa da neden oluyor.

Aklın uykusu canavarlar yaratır

Eee, teknoloji çağındayız demişken, sosyal medyadan bahsetmemek olur mu? Bugün artık gençler kendi potansiyellerinden ziyade, algoritmalarla çevrili bir düzende insanı nesneleştiren içeriklerle de yönlendiriliyor ne yazık ki! Tam da bu nedenle, Batı'dan bir referans vermek gerekirse ünlü İspanyol ressam Francisco Goya'nın "aklın uykusu canavarlar yaratır" sözü, bugün kariyer tercihleri bağlamında gençler için önemli bir uyarı niteliğinde. Kendini tanımadan, sorgulamadan ve bilinçli adımlar atmadan yapılan her seçim; zaman içinde bireysel mutsuzluğa ve tatminsizliğe dönüşebilir. Bugün gençlerimiz için en istemediğimiz durum hata yapmaları değil; aksine düşünmeden, sorgulamadan, kendi kimliklerine, değerlerine ve anlam arayışlarına, aile ve toplum yapılarına hiç uymayan, kim tarafından çizildiği belli olmayan ve kendilerine dayatılan yolda ilerlemeyi farkında olmadan seçmeleridir. O nedenle farkındalık çok önemli. Hani demiştim ya artık gençlerimiz, ne gurur vericidir ki, rol modelleri üzerinden "kim olmak" istediklerinin farkındalar diye: Çocukluğumuzdaki çamaşır makinesi ile özdeşleşen mühendislik algısı, insansız hava araçlarına veya uzay çalışmalarına yönelmiş; futboldaki üç büyükler anlayışı, 68 metreden imkansız denen o golü tam da Avrupa'nın kalbine atıp Türkiye'yi coşturmaya evrilmiş; klasik belgeselcilik perspektifi de, dünyanın en uç ve sıra dışı coğrafi, iklimsel, antropolojik ve fiziki sınırlarını deneyimlemeye dönüşmüş durumda...

Yeni dünyanın gerçeği

Fakat, bu yeni dünyanın önemli bir gerçeği var: Kariyer artık düz bir yol değil. Çok katmanlı, çetrefilli, rekabetçi ve farklılaşmanın belirleyici olduğu mecrada akan coşkun bir ırmak gibi. World Economic Forum'un verileri de bunu destekler nitelikte. Geleceğin iş dünyasında bir yandan analitik ve yaratıcı düşünme, teknolojik okuryazarlık, yapay zekâ, dijital beceriler...öne çıkarken; diğer yandan esneklik, öz farkındalık, empati ve yaşam boyu öğrenme gibi insani yetkinlikler hızla yükseliyor. Görünen oki; başarı artık tek bir kavram veya alan odaklı olmaktan ziyade, çok yönlü bir gelişimden yana.

Ancak buradaki kritik risk noktasını, dayatılan hız ve haz çağında her şeyi aynı anda yapmaya çalışırken, çoğu zaman hiçbir şeyde derinleşememek olarak görüyorum. Bu bağlamda gerçek farkı yaratanların her alanda koşanlar değil, aksine hangi alanda iyi olduğunu bilen ve o alana yönelerek emek verenler olduğunu söylemek mümkün sanırım. Anlaşılan o ki; insanın doğuştan getirdiği fıtrat odaklı potansiyelinin farkında olmak, özünden gelen anlamı yitirmeden kendi yetenek, beceri ve keşfetme tutkusunu israf etmemek, vizyonunu doğru rehberlikle şekillendirmek ve bunu disiplinli çalışmayla desteklemek rekabetçilik açısından aranan nitelikler arasında yer alacak. Böyle bireyler ve onlardan oluşan toplumlar da uluslararası rekabette öne çıkacak gibi görünüyor.

Bu yüzden asıl soru hala geçerli: Gençler kendilerini ne kadar tanıyor? Çünkü meslekler de tıpkı kariyerler gibi dışarıdan dayatılan değil içeriden inşa edilen; farkındalıkla ve doğru yönlendirmelerle şekillenmesi gereken süreçleri kapsıyor. Durum böyle iken, kariyerin bir yarış olmadığı, özgün bir şekilde değer üretme yönelimi olduğu gayet net. Dolayısıyla, insanın kendini tanıdığı ölçüde yönünü bulabileceği, yönünü bulduğu ölçüde dedünyada iz bırakabileceği söylenebilir.

Kariyerküre Zirve 2026

Tüm bunların ışığında, Esra Değerli tarafından kurulan ve Dr. Sema Mercanoğlu Erin'in Genel Müdürlüğünü üstlendiği Kariyerküre, gençleri merkeze alan ve onların kariyer yolculuklarında güvenilir bir rehber olmayı hedefleyen bütüncül bir kariyer gelişim platformu olarak öne çıkıyor. Bilimsel temelli analizler ve uzman rehberliğiyle kişiselleştirilmiş, katılımcı ve sürdürülebilir bir gelişim süreci sunuyor; aileleri de sürece dâhil ederek alınan kararları güçlendirmeyi amaçlıyor. Etik ve insan odaklı yaklaşımıyla uzun vadeli bir kariyer rehberliği anlayışı inşa ediyor.

Bu yaklaşımla, gençlerin kariyer yolculuğunda tercihlerini bilinçli şekilde yapabilmelerini desteklemek ve kurumların gelecekte ihtiyaç duyacakları yetkinlikler doğrultusunda Türkiye'nin rekabet gücüne katkı sağlamak amacıyla, Kariyerküre öncülüğünde ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nin katkılarıyla Kariyerküre Zirve 2026 akademi, kamu ve özel sektörün önde gelen temsilcilerini, gençlerin kariyer yolculuğuna ışık tutmak üzere bir araya getirirken, etkileşimli ve deneyim odaklı bir kariyer buluşması olarak dikkat çekiyor. Alanında uzman isimlerin katkılarıyla gerçekleşecek vizyon konuşmaları, paneller, masterclass oturumları ve atölye çalışmalarıyla katılımcılara; farklı bakış açılarıyla tanışma, yeni beceriler kazanma, kutunun dışında düşünme ve deneyim paylaşma fırsatı sunuyor.

10 Nisan 2026 tarihinde, saat 09.30'da başlayacak olan Kariyerküre Zirve 2026, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi'nin ev sahipliğinde Gaziantep'te düzenlenecek. Gençler, veliler, öğretmenler, eğitim kurumları ve diğer ilgili tüm paydaşlar için Kariyerküre Zirve 2026'nın önemli kazanımlar sağlayacağı son derece aşikâr.