Koltuğunu korumak için savaşı uzatmak istiyor
ABONE OL

Hamas'ın 7 Ekim'de sabahın erken saatlerinde Aksa Tufanı ismiyle başlattığı operasyonun üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiştir. Bu geçen süre zarfında yerelde ve uluslararası arenada konuyla ilgili yaşanan ciddi gelişmeler, olayların sonuçlarıyla ilgili bazı tahminlerde bulunmaya fırsat vermektedir. Bu sonuçlar yerelden küresele doğru sıraya konulabilir. Yaşanan olaylardan etkilenenler arasında doğal olarak ilk sırada Filistin ve İsrail gelmektedir. Her iki tarafta verilen kayıplarla birlikte edinilen bazı fiili veya potansiyel kazanımlar da bulunmaktadır.

Zararların boyutları dikkate alındığında, imkânlarının kısıtlı olması bakımından ister Gazze'de isterse Batı Şeria'da Filistin cenahının hissettiği travma oldukça yüksektir. Esasında buraya İsrail'in Filistinli Müslüman vatandaşları da eklenebilir. İsrail'in Gazze'de haftalardır sürdürdüğü kısıtlamalar, saldırılar ve bombalamaların oluşturduğu fiziki tahribat tahmin edilemez boyuta ulaşmıştır. Binlerce Gazzeli hayatını kaybetmiş veya yaralanmış, bazı aileler tamamen yok edilmiştir. Bunlar dışında su, elektrik, haberleşme vs. gibi temel ihtiyaçların kısıtlandığı zorlu şartlarda ayakta durmaya çalışan halkın yaşadığı psikolojik tahribat çok ciddi boyutlara ulaşmıştır ve göründüğü üzere uzun süre etkisini sürdürecektir. Fiili savaş içerisinde olmasa da, Batı Şeria'da da yaşam şartları ağırlaşmıştır. Savaş ortamının yarattığı gergin atmosfer dolayısıyla Yahudi yerleşimcilerin dozu hayli yükselen saldırganlığı burada toplumsal huzuru bozmakta ve radikalizmi yükseltmektedir. Buna, Gazze'de yaşanan trajediye seyirci kalmanın getirdiği çaresizlik de eklendiğinde, toplumun her an patlamaya hazır bomba misali gergin olduğu gözlemlenmektedir. Aynı atmosfer İsrail'in farklı şehirlerinde yaşayan yaklaşık iki milyon civarındaki Müslüman Araplar için de söz konusudur. Onlar, fiziki savaş ortamında olmasalar da yaşam şartları giderek zorlaşmaktadır. Her ne kadar iç karışıklığın sebep olacağı zafiyetlerden dolayı İsrail devleti Yahudi köktendinci militanların Müslümanlara saldırılarını engellemeye dikkat etmekteyse de, Hamas'ın saldırısında uğradıkları zafiyeti sindiremeyen Yahudi nüfus arasında Filistin karşıtlığı içten içe giderek artmakta ve yer yer taşkınlıklarla dışa vurmaktadır.

Tüm kayıplarla birlikte operasyonun Hamas'a kazandırdığı birtakım olgular mevcuttur. Bunların başında imaj bağlamında kendini yenileme ve karşı tarafı zarara uğratmak gelmektedir. Gazze'de yaygın kitleler tarafından desteklense de zaman zaman farklı sebeplerden dolayı içeride ve dışarıda Hamas'a yöneltilen eleştiriler kesilmiştir. Operasyonun siyasi liderin haberi olmadan Kassam Tugayları'nca başlatılması birtakım soru işaretleri doğursa da, İsrail'in uyguladığı orantısız şiddet nedeniyle Hamas cenahındaki kusurları gündeme getirmenin yeri ve zamanı olmadığı kabul edilmiştir. Savaş ortamından paylaşılan fotoğraflar İsrail'in uyguladığı şiddeti uluslararası boyuta taşımış olup dünyanın neredeyse her ülkesinde halk nezdinde İsrail karşıtı bir ruh halinin doğmasına sebep olmuş ve hatta bazı Hıristiyan ülkeler bile İsrail ile diplomatik ilişkilerini sonlandırmışlardır. Yıllardır süren İsrail baskısına karşı Hamas'ın karşı direnişi kendisine askeri deneyim kazandırmakla birlikte tabanında savaş ruhunu canlandırmış ve Hamas'ı sivil belediyecilikten öte, başarılı askeri operasyonlar yürütebilen bir yapı olduğuna yönelik güven tazelemiştir. Operasyon özellikle istihbarat ve güvenlik alanlarında İsrail'in özenle oluşturduğu tartışılmaz üstünlüğünü boşa çıkartarak imajını ciddi ölçüde zedelemiş, toplum nezdinde de devlete karşı güvensizlik duygusunu körüklediği gibi güvenlik sektöründen ciddi ekonomik gelir elde eden İsrail'in itibarına müşteri ülkeler nezdinde büyük zarar vurmuştur.

Güvenlik açığı

İsrail cenahında da operasyonun kayıpları kadar kazanımlarının olduğu gerçektir. Ölü, yaralı ve esirlerin sayısının 1000'den fazladır. Bunun dışında, Hamas güçlerinin ilk günlerde İsrail'in düzenli askeri eğitimli ordusunu kolay bir şekilde alt etmeleri dolayısıyla güvenlik açığı vermesi, uğradığı en önemli zarardır. Sonradan hava saldırılarıyla şartları tersine döndürmeyi başarsa da kara operasyonunda başarı göstermemesi de imaj açısından İsrail'in aleyhine bir tablo oluşturmuştur. Bu güvenlik zafiyetinin İsrail'in Yahudi nüfusunda oluşturduğu korku ve tedirginlik, yöneticilere karşı eleştirileri arttırmıştır. Bunun tetikleyeceği olası sosyal krizin İsrail'den yurtdışına göçü tetikleme ihtimali, demografik olarak sürekli güçlenmek için farklı projelere imza atan İsrail'i baş etmesi zor bir problem ile karşı karşıya getirecektir. Savaş ortamında sosyal zafiyete sebebiyet vereceği kaygısıyla devlet üzerini kapatmaya çalışsa da, gün geçtikçe daha yüksek sesle duyulmakta ve giderek yaygınlaşmaktadır. Senelerdir başbakanlık koltuğunda oturan Benyamin Netanyahu'yu sorumlu tutan halkın eleştirileri esasen onun liyakat kriterine dikkat etmediği ve sırf kendine yakındır diye ehliyetsiz kişileri kritik görevlere getirmesi ekseninde dönmekte, yanlı uygulamalarıyla ülkeyi zafiyete düşürdüğü için başbakanlık koltuğunu bırakması talep edilmektedir. Bu bağlamda, Netanyahu karşıtlarının toplumdaki bu yönelişten faydalanmaya çalıştıkları ve onu yıpratmak için uğraştıkları gözlemlenmektedir. Bu durumun yakın zamanda Netanyahu için ciddi krize dönüşeceği neredeyse kesindir.

Mazeret buldular

Tüm bu kayıplarla birlikte, operasyonun İsrail'in lehine bazı sonuçlar doğurduğu da ifade edilmelidir. Bu kazanımlar esasen İsrail'in uyguladığı şiddet politikasını aklamaya yönelik mazeretler olduğu ifade edilebilir. Örneğin, senelerdir Gazze'ye uyguladığı abluka dolayısıyla kendisini eleştiren bazı mahfillerde İsrail mazeret sunma ve yaptığını haklı gösterme olanağı kazanmıştır. Gelinen noktada, Netanyahu kendi koltuğunu kurtarmak ve aleyhinde oluşan toplumsal eleştirilerden yaka kurtarmak için ya Gazze'yi boşaltıp İsrail'e ilhak edecek ya da olabildiğince savaşı uzatmaya çalışacaktır. Nitekim Gazze halkının Sina Yarımadası'na gönderilmesi hususunda Mısır yönetimiyle bazı temaslar yapıldığı basına yansımıştır. Her ne kadar Hamas Gazze'yi bırakmayacağını açıklasa da, şartların gün geçtikçe daha da zorlaşması sivil halk nezdinde bu teklife yönelik temayül doğurabilir. İslam dünyasının mevcut sessizliği göz önüne alındığında, Gazze halkının anayurdunu terk etmek olanağını değerlendirmesi, ihtimal dışı değildir.

  • Eldar Hasanoğlu
  • açık görüş
  • israil