Popülizmin yeni evresi: Postmodern popülizm

Açık Görüş Haberleri

Türkiye, tüm yeryüzünü alıklaştırma siyaseti güderek ekonomik keyiflerinin devamını amaçlayan ABD menşeli popüler kültüre karşı, tarihinin içinden getirdiği kendi halkının maneviyatını bir kalkan olarak kullanıp ayakta kaldı bugüne dek. Bu nedenledir ki Türkiye için, popülizmin, halkın üzerinden ekonomik kazanç elde etmek hedefinde olanların sömürdüğü bir kavram, bir geçim kaynağı olmaktan artık çıkması gerekir.

Dr. Celal Fedai/ Şair-yazar

Popülizm”, son zamanlarda siyasetten edebiyata, müziğe, medyaya kadar hemen her alanda sıkça duyulan bir kavram haline geldi. Popüler kültür ve popülarite kelimeleri ile yan yana anılıyor. Siyasetçiler birbirlerini “popülist” olmakla suçluyor. Müzikte, popüler sanatçıların türlü zırvalıklarına şahit olunuyor. Edebiyatta neye isnat ettiği belli olmayan bir popülizm göze çarpıyor. Hasılı popülizm, bulanık bir kavram olarak öylece duruyor. Böyle kavramlar için bir zaman önce “maymuncuk gibi” derlerdi. Günümüzde kavramın bu halinden şikayet edilmiyor olmalı ki kimse artık bu tabiri de kullanmıyor. Oysa bir kavramın delalet ettiği anlamın bulanıklaşması, “şarlatan”lar için gün doğması anlamına gelir. Düşünce için tehlikeli sayılan bir durumdur bu. Matthew Arnold bu nedenle şarlatanlığa sebebiyet veren böylesi durumlar için savaş açar ve şöyle der: “Şarlatanlar: kusursuz ve bayağı; uygun ve uygunsuz ya da sadece kısmen uygun olan; ve doğru ve yanlış ya da sadece kısmen doğru olan arasındaki farkları karıştırıp karartır veya bunları tamamen ortadan kaldırır. İsteyerek ya da istemeyerek bu ayırt edici farkları anlaşılamaz hale getirmemiz ya da ortadan kaldırmamız şarlatanlık anlamına gelir.” Popülizm meselesinde de şarlatanlığa alan açmamak için bir açıklığa kavuşmak gerekir. O halde ne mene şeydir şu popülizm? 

Külkedisi kompleksi

Popülizm konusunda bir açıklığa kavuşmanın güçlüğünü belirtirsem, başladığım bu kararlı girişi zedelemiş olacağım ama gerçek böyle... Popülizm, şarlatanların karartmasına gerek olmayacak denli bulanık bir kavram. Batı’da oluşan literatürü tarayarak bir çalışma yapan Paul Taggart da bu nedenle, Isaiah Berlin’in “Külkedisi kompleksi” olarak adlandırdığı metafora başvurmaktan kendini alamıyor. Zira popülizm denilen ayakkabıya tam uyan ayağı ararız ama bu bir yanılsamadır. Bir bakarsınız ki bir başka ayak ona en uygun olma iddiasında... Nitekim Taggart’ın Popülizm çalışmasından da görüleceği gibi ABD, Latin Amerika, Rusya, Kanada ve Avrupa’da popülizmin farklı görünümleri söz konusudur. Sözgelimi 19. yüzyılda Rusya’da görülen “Narodnik” hareketi Rusya’ya özgü koşullar altında şekillenmiştir. A. Herzen’in fikirlerinden etkilenen iki, üç bin genç entelektüel, Rus köylüsünü bilinçlendirip devrim için gerekli zemini hazırlamak üzere taşraya gider. Lakin köylüler, onların çabalarına karşılık vermez. Kimi zaman düşmanca da hareket ederler. Hatta Çar’a ihbar ettikleri de olur. Bu şekilde bir mesafe alamayacaklarını anlayan Narotniklerin içinden bir grup, amaçlarını gerçekleştirmek için şiddete başvurmayı bir yol olarak seçecek ve böylece terör eylemlerine yönelen “Toprak ve Özgürlük” hareketi doğacaktır. 1960’lı yılların ortalarından sonra Türkiye’de görülen sosyalist popülizmin serüveni de Rus Narodniklerinkine çok benzer. 1970’te İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Özkan Mert gibi isimler bir dergi çıkardıklarında adını “Halkın Dostları” koyarlar. Öncesinde, kafalarındaki halkı tecrübe ettiklerinde bir sarsıntı geçirmişlerdir zaten. Bu nedenle de Özel, bir mektubunda Ataol Behramoğlu’na şöyle yazacaktır: “Halk sanıldığı kadar büyük bir zenginlik taşımıyor ülkemizde. Bunu şimdi âlem yapan çavuşlara bakarak yazıyorum. Duyguları, beğenileri, ahlak telakkileri yüzeyde.” 

Öyle görünüyor ki popülizm, farklı milletlerde benzer şekilde tecrübe edildiği gibi farklı tecrübelerle de görünür olmakta, bin bir çehreye bürünmekte. Sözgelimi Latin Amerika’daki “popülist liderlik siyaseti” başlı başına bir olgu. Bu olguların tümünü iyi incelemek gerek. Ancak bu sayede popülizmin günümüzde bir ideoloji haline nasıl dönüştüğünü görebiliriz. Taggart, popülizmin tarihi seyrine bakıp onun bir ideoloji olmadığı tespitini yapıyor gerçi ama durum bugün için öyle değil. 1990’ların başında SSCB’nin dağılmasıyla birlikte değişmeye başladı ve şu an “postmodern popülizm”, tüm dünyaya egemen bir ideoloji halini almış durumda.

Yığınlaşma tehlikesi

Küreselleşme ideolojisi, yeryüzünün kültürel birikimini ABD menşeli bir tarz yoz kültür ile değiştirmedikçe hayatta kalamayacağının farkında. Bugün sadece Türkiye’de değil tüm dünyada geniş halk kesimleri postmodern popülizm ideolojisinin kültürünü benimsemiş halde yaşamaktadır. Halklar, bağlı oldukları millet şuuruna ve onu temsil eden devletlere değil onlara keyiflerini veren, bağımlısı haline geldikleri görünmez bir sisteme müptelâ olsunlar isteniyor. Bu sayede dünyanın herhangi bir yerinde oluşan bir sokak hadisesi, bu bağımlı kitleler üzerinden, istenilen bir başka yerde kolayca tekrarlanabilecektir. Bunun için bir provokasyon yeterli olacaktır. Bu noktada hadiselere katılmak şart değildir. Oluşan kamuoyu gerekli sempatiyi oluşturacak ve istenilen siyasi hedef gerçekleştirilebilecektir. Postmodern popülizm, yeryüzünü kontrol etmek isteyenler için yeni bir ideolojidir.

Türk siyaset felsefesinin abidevi ismi Ahmet Cevdet Paşa’dan yardım alarak bugünkü popülizmi açıklığa kavuşturmak gerek. Cevdet Paşa, “devlet”i oluşturan unsurları üçe ayırır. Bunlar 1) Daire-i saltanat (saray) 2) Vücuh-u eşraf-ı millet (milletin ileri gelenler) 3) Efrad-ı ahali (halk). Ona göre bu üç sınıf arasında denge ve uyum varsa toplumun hayatı düzgün olur. Bu üç sınıftan hangisi ilk şuurlanan olursa cemiyet, onun havasını çalar ve hükumet o perdeden dem vurur. Cevdet Paşa’nın yaşadığı zamanın Osmanlı toplumsal yapısına bakarak yaptığı bu tespitlerde söz açtığı sınıflar, bugün kuşkusuz değişmiş durumda. İlk bakışta değişmeyen tek sınıf, “halk” gibi görünüyor. Oysa asıl değişen, saldırıya maruz kalan o. Türk halkı, onlarca badire atlattı. Entelektüellerinden bir entelijansiya çıkmadığı zamanlarda irfanı sayesinde kendisi devleti için bir entelijansiya oldu. Nice devrimlere, darbelere göğüs gerdi. Dini, dili, musikiyi, devleti, ideali, ahlakı korudu. Entelektüellerin Batılılaşma gayretleriyle oluşan türlü çarpıklığa direndi. Ancak SSCB’nin dağılması sonrası oluşan küreselleşme sürecinde ABD menşeli bir yoz kültürün vampir ısırığına hiç olmadığı kadar maruz kaldı ve maalesef bu yoz kültür, devletini, dilini, dinini onlarca yıldır koruyan halk kesimlerini ciddi şekilde sarsmış durumda. Bugün Türkiye’de işte bu haldeki halk kesimlerine dayanacak, onun sazını çalacak “popülizm siyaseti, edebiyatı, müziği”, ona isnat eden her alanı, paradoksal şekilde, ABD menşeli popülizm ideolojisinin güdümüne sokma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu görmek durumunda. İster siyasette olsun ister sanatta olsun bu durumu idrak edemeyen her hamle, halkçı olmak istese de halkçı olamayacaktır. Çünkü isnat edilmek istenen halk, kafalardaki o halk olmaktan çıkarılmaya çalışılmaktadır. Halk, yığınlaşma tehlikesiyle yüz yüzedir. Musikisini kaybetmek üzeredir. Yığınlaşan bu insanların kültürünü, “halkımızın kültürü bu” deyip ona isnat etmek, küreselleşmenin oyununa gelmektir. Halkın, tarihin içinden getirdiği şuuru tazelemek gerekmektedir. 10-15 yıl kadar önce Diyanet’in düzenlediği çocuk yayıncılığı sempozyumunda bir sosyoloğumuz, ABD’de çocuk yayıncılığının çocuklara sorularak oluşturulduğundan övgüyle söz açmıştı. Görünürde son derece uygun, masum bir durumdu bu. Oysa çocuklar önce istemeleri sağlanacak yoz kültüre alıştırılmıştı. Sorulduğunda onların verebileceği cevap çoktan belliydi. Benzer bir durum bugün hayatın tüm aşamasında yaşanmaktadır. Geniş halk kesimleri postmodern popüler kültürün müziğine, yeme içme alışkanlığına, giyim kuşamına, düşünme biçimlerine, siyasi eğilimlerine müptelâ kılınmıştır. Bu yığınlara bakarak siyaset yapmak, popülizmin çektiği bataklığa halktan sonra siyaset adamlarının, sanatçıların da girmesidir.

Avrupa kültürü, 100 yıl önce ABD kültürünün kendisi için zararını görmüştü. Hermann Hesse gibi isimler, ABD kültürüne, siyasetine daima kuşku ile bakmışlardır. Geçen zaman içinde Avrupa kültürü, ABD’ye büyük oranda benzemiştir. Bugünkü Almanya’nın 300 yıl önce kendi düşünce yolunu açan Almanya’yla bağı fevkalade zayıflamıştır. Fransa için de aynı şey geçerlidir. ABD popüler kültürü, keyif kültürüdür. Avrupa halkları İkinci Paylaşım Savaşı’ndan beri keyfe batmış bir halktır. Bugün bu halk, siyaset adamlarından keyiflerinin devamını istemektedir. Avrupalı entelektüeller de siyasiler de bu durumun kuşkusuz farkındadır. Ancak küreselleşme ideolojisi, onları üretim bandının mahkumu kılmıştır. Avrupa’da kimsenin, entelektüelleri, siyasileri, eğer istenenlerini vermiyorlar ise, dinleyeceği yoktur. Fransa’da yaşananların bir yönü bu çatışma ile yakından ilgilidir. Avrupalı entelektüeller ve kimi siyasiler, Avrupa’nın tarih boyunca ifade ettiği kültür ile yaşamına devam etmesini istemektedirler. Öte yanda ise, ABD’den gelen popüler kültüre çoktan müptelâ olmuş kesimler durmaktadır.

Kapitalizmin yeni aşaması

Peki, Türkiye için işlem hangi aşamadadır? Yani Türk milleti, millet olmaktan çıkıp halk haline, hatta yığın haline düşmüş ve ABD menşeli popüler kültüre bütünüyle bağımlı mı olmuştur? Öyle ise buna isnat eden siyaset, aslında Türk milletinin tarihin içinden getirdiği kültürüne değil küreselleşmenin kurguladığı, Tanrı’nın ölümü esasına göre temeli atılmış bugün için ise şeytani bir keyif düzeni haline gelmiş ABD menşeli bir kültüre atıf yapıyor demektir. Kendi adıma 45 yıllık ömrümde bu hisse iki kez kapıldığımı ifade etmek isterim: 1990’lı yıllarda Alev Alatlı Okey Musti Türkiye Tamamdır’ı yayınlandığında ve ondan yaklaşık 10 yıl sonra İsmet Özel 2005 yılında editörlüğünü yürüttüğüm MerdivenŞiir dergisine “Savaş Bitti” şiirini yolladığında. Bu iki durumda Türkiye için işlemin tamamlanmış olduğunu düşündüm. Alatlı ve Özel, feryat ederek uyarıyorlardı. Haklıydılar... Postmodern popülizm ideolojisi, dünyanın hakimiyetini hedefleyen kapitalist sistemin bir aşaması olmaktan fazlasını ifade etmektedir. Kapitalizmi bir ideoloji değil iktidar ilişkilerinin bir görünümü olarak yorumlayan F. Braudel’den yola çıkarak düşünecek olursak kapitalizm, iktidarını, insanların varoluşlarından kopmuş birer makinaya dönüşmeleri üzerine kurmuş yeni bir hale evrilmiş durumdadır. Bu yeni halde halklar, alıklaştırılması hedeflenen birer zavallılardır. Bu zavallılara bakıp üretilecek popülist siyaset de sanat da alıklığın devamına, yani kapitalizmin bu yeni aşamasına hizmet etmiş olacaktır.

Türkiye, tüm yeryüzünü alıklaştırma siyaseti güderek ekonomik keyiflerinin devamını amaçlayan ABD menşeli popüler kültüre karşı, tarihinin içinden getirdiği kendi halkının maneviyatını bir kalkan olarak kullanıp ayakta kaldı bugüne dek. Bu nedenledir ki Türkiye için, popülizmin, halkın üzerinden ekonomik kazanç elde etmek hedefinde olanların sömürdüğü bir kavram, bir geçim kaynağı olmaktan artık çıkması gerekir. Türkiye, kendini koruduğu bu kalkanın ruhunu, maneviyatını, ideallerini ABD menşeli popüler kültüre bir muarız olarak organize edebilir. Bunu tüm yeryüzüne de yayabilir. Zira dünyanın her yerinde ABD popüler kültürünün, insanlığın kültürel birikiminin mahvına kasteden içyüzü görülmek üzeredir.

@CelaliFedai

 

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın