Sosyal B/İlimler “İslami B/İlimlerin” nesi olur?
ABONE OL

Prof. Dr. Kudret Bülbül/ Akademisyen, Yazar

2017'de bürokratik görevlerimin sona ermesiyle birlikte tekrar üniversiteye dönmüştüm. O günkü rektörümüze "Hocam, öğrencilik yıllarımdan beri idarecilik yapıyorum. Artık idare edilmek istiyorum" ifadesiyle, isteksizliğimi belirtsem deısrarıyla SBF dekanı oldum. İlk senato toplantısı sırasında tanışma yapılırken, yanımdaki dekan hoca, "İslami İlimler" fakültesi dekanı olarak kendisini tanıttı. Bunun üzerine ben de kendisine "Siz öyle tanıtınca ben biraz alındım sanki hocam, şimdi siz İslami İlimler Fakültesi dekanı oluyorsunuz. Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olarak ben bu durumda "gayri İslami ilimleri tedris eden bir fakültenin dekanı mı oluyorum?" diye takıldım. Dekan hocanın, aynı zamanda Türkiye'deki en yüksek fetva makamı olan, Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi olduğunu da öğrenmiştim. Ama o, benim bunu bildiğimi bilmiyordu. Sözlerimi şu minvalde sürdürdüm: "Hocam, 80'li yıllarda General Evren sıklıkla yaptığı il ziyaretlerinde laikliği savunmak için "din işleri ayrı, devlet işleri ayrı, bunları birbirine karıştırmayın" derdi vebuna İslami çevreler karşı çıkardı. Şimdi siz de İslami ilimler ayrı, dünyevi ilimler ayrı demiş gibi olmuyor musunuz? Sizce bu laik bir bakış açısı değil mi? "İslami İlimler" ifadesinin caiz olup olmadığını Din İşleri Yüksek Kurulu'na sormayı düşünüyorum"

Dekan hoca beni ilk kez tanıdığı, ciddi olup olmadığımı bilmediği için sessiz kalmıştı.

Bu tanışma sırasında esasen sadece bir espri yapmıyordum. Espri ile karışık bir itirazı da dile getiriyordum.

Farabi'de bulunan bütüncül bakış

Meselenin sadece bir fakülte ismi ile sınırlı olmadığı daha sonraki gündelik pek çok konuşmada da görülüyordu. İlahiyat mezunu pek çok hoca, meramını ifade etmek için konuşmalarında da "İslami ilimler" ifadesini kullanıyordu. İslam ve ilimi sadece "İslami ilimler" çerçevesinde düşünenler, benim gibi bir siyaset bilimcinin bu tartışmaya dahil olmasını pek İslami bir gereklilik olarak görmeyebilir. Ama İslam'ın hayatın her alanını kuşattığını düşünenler için mesele doğal olarak onların da meselesidir.

Bilim ve ilim tartışmasına girmeksizin, diyebiliriz ki bilim ve/veya ilim esasen terminolojidir. Terminoloji doğal olarak içeriği de duruşu da bakışı da belirler. Bugün "İslami ilimler" alanında uzmanlaşmış Müslüman alimlerin akli ilimler olarak görülebilecek siyaset, iktisat, sosyoloji, psikoloji gibi alanlara yeterince odaklanmadıkları bilinmektedir. Bu eksiklikteherhalde bu terminolojik bakışın ya da kabulün de etkisi olsa gerekir. Maalesef tersi de doğru durumdadır. Sosyal ya da akli bilim alanında çalışanlar da nakli bilimler olarak görülebilecek "İslami ilimler" alanında bir derinlik kesbetmemektedirler. Bugün her iki tarafta da kadim dönem alimlerimizde, belki de en geniş haliyle Farabi'de bulunan bütüncül bakış açısı yeterince söz konusu değildir.

Osmanlı medreselerinde zamanla pozitif bilimlerin kaldırıldığı ya da azaltıldığı tartışması da bahsettiğimiz konunun dışında bir konu olmasa gerek.

İlimleri bugünkü bağlamıyla dini ve dünyevi bir kategori üzerinden sınıflandırmak doğal olarak seküler bir bakışı ortaya koyuyor. Böyle bir bakışa sahip olanlar için esasen sorun bulunmamaktadır. İslam'ın, doğumdan ölüme ve ötesine hayatın bütün alanlarını kuşattığını düşünenler için "İslami ilimler" ifadesi herhalde tartışılması gereken bir ifade olsagerek. Meseleye İslami İlimler Fakültesi açısından bakıldığında fıkıh, kelam, hadis gibi ilimleri kapsayan ama akli ilimler olarak adlandırılabilecek doğa ve beşerî bilimleri dışarda bırakan bir yaklaşım, doğal olarak, açık ya da örtük bir biçimde onları İslami olanın ya da alanın dışına itiyor.

Benim uzmanlık alanım olmamakla birlikte, geçmiş literatüre bakıldığında, ilimler tasnifi ya da sınıflandırılması meselesinin, geçmişte Müslüman düşünürlerce de yoğun bir biçimde tartışıldığı görülmektedir. Yunan felsefesine dair çeviri kitapların artmasıyla bu tartışma da artmıştır.

İlimlerin sınıflandırılmasında Farabi'nin yaptığı tasnif oldukça dikkat çeker. Farabi ilimleri dil, mantık, matematik, fizik ve metafizik ile medeni ilimler olarak beşli bir gruba ayırır. Ahlak, siyaset, fıkıh, kelam gibi ilimleri medeni ilimler içerisinde zikreder.

ibni sina Nazari ve Ameli ilimler olarak iki grupta ilimleri tasnif eder.

Seyyid Cürcani Nazar ve Riyazet kavramı üzerinden ilimleri ayırır.

İslami gelenekte en kapsamlı ayırımlardan biri 1561'de vefat eden Osmanlı düşünürü Taşköprüzade Ahmet Efendi'ye aittir. Ona göre ilimler şu şekilde 7 kısma ayrılır: Yazı ilimleri, dil ilimleri, mantık ilimleri, nazari/felsefi/teorik ilimler, ameli/pratik ilimleri, şer'i ilimler (tefsir, hadis, fıkır, kelam vd), Batın ilimler (tasavvuf).

Görüldüğü gibi bu tasniflerde dini ve dünyevi ilimler anlamına gelebilecek bir ayırım söz konusu değildir.

Üçlü bakış ile tasnif

Gazali'de ise birden fazla tasnif söz konusudur. Bir ayırıma göre Gazali ilimleri akli, nakli ve akıl ve naklin birleştiği ilimler şeklinde üçlü bir bakışla tasnif eder. Gazali'de akli dini/şer'i ilimler ayırımı da söz konusudur. Henüz seküler bir bakışın söz konusu olmadığı bir zaman ve dünyada dini ya da şer'i ilimler ayırımının bugünkü bağlamıyla İslam'ın "dünyevi" ilimleri dışarda bıraktığı şeklinde anlamak herhalde doğru olmasa gerek. Geleneksel anlamıyla dini olan dünyevi olanı da içerir çünkü.

Türkçemizde kullanılan ilahiyat ve uzantısı olarak ilahiyat fakültesi ifadesi, köken olarak belki "İslami ilimler" ifadesi ile benzer bir kategorik çerçeveye sahip olmakla birlikte, ikincisinin çağrıştırdığı dışlayıcılığı ve sekülerliği ilk bakışta hissettirmiyor. Bu nedenle akli ilimler alanında bulunanlar için ilahiyat ifadesi daha az dışlayıcı görünüyor.

Yukarıda çok kısa değinilen İslami literatürde, ilimler tasnifinde kullanılan yaygın kabul, nakli ilimler-akli ilimler şeklindedir. Kadim gelenek içerisinde kullanılan bu ayırım, ifade edilmek istenen meramı gayet güzel bir şekilde ortaya koyuyor. İslami ilimler denildiğinde benim gibi tüm ilimleri anlayan biri için nakli ilimler ifadesi, dışlayıcı ve İslami/dini olanı sadece ilahi olanla ilişkilendirip dünyevi olanı dışarda bırakıcı bir ifade değil. Bu ayrım belki kısmen bugün de kullanılabilir. Bu ayırıma Gazali'deki gibi ikisini birlikteliğini ifade eden üçüncü bir tasnif daha eklenebilir. Bununla birlikte günümüz dünyasında bu türden tasnifler yetersiz ya da eksik görülüyorsa, sekülerlik tuzağına düşmeksizin, önerilecek yeni kavram ya da kavramlar herhalde bu bağlamda düşünülerek ortaya konabilir.

Tartışma esasen geniş bir bağlama ve eksene oturmaktadır. Sekülerleşme, dünyevileşme, kendi medeniyet birikiminden koparak bir başka medeniyete teslim olma, geleneğin içinden bugünün ihtiyacı olan yeniyi üretme, geçmişin formlarına/biçimlerine saplanıp kalmaksızın bugünün sorunlarına geleneğin içerisinden, gerekirse bugünün formları içerisinde çözüm üretme gibi meseleler sosyal bilimlerdeki (siyaset, iktisat, sosyoloji, fıkıh, hadis, tefsir ..) tüm disiplinlerin meseleleri olsa gerekir. B/İlimleri İslami/dini-dünyevi ayırımının ötesinde, geleneğin bıraktığı yerden nakli-akli ilimler zemini üzerinden yeniden tartışmaya açmak, bilginin kaynağı, yöntemi, amacı gibi alanlarda modernist, Batı merkezci epistomolojik bakışın sığlığının ya da çerçevesinin aşılmasına da katkı sunabilir.