Sudan darbesi ve Türkiye

Açık Görüş Haberleri

Faruk Önalan - Araştırmacı, Stratejist

Sudan darbesine giden yolda her ne kadar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın direkt dahli varsa da asıl icazetin alındığı adres hiç şüphesiz Amerika ve İsrail. Darbe gerçekleştikten sonra, geçtiğimiz hafta görevinden istifa eden Sudan Güvenlik ve İstihbarat Servisi (NISS) şefi Salah Abdullah Gosh, 11 Eylül saldırıları sonrası CIA ile yakın ilişkiler kurmuş, Amerika’nın şüphelendiği isimlerin yakalanmasını sağlamış ayrıca el-Kaide ile ilgili bilgi akışında bulunan bir isimdi. Hatta 2005 yılında yaptığı Amerika ziyareti bazı kongre üyeleri  tarafından protesto (Darfur katliamından dolayı) edilse de etkin işbirliği ile Salah Gosh’tan “CIA’nın Hartum’daki  adamı” olarak bahsediliyordu. 

“Afrika İstihbaratı” isimli bir web sitesinin darbeden iki ay önce yayınladığı bir raporda (https://www.africaintelligence.com/ion/corridors-of-power/2019/02/08/america-s-plan-b-if-bashir-is-toppled,108343807-art ) “CIA’nin Sudan’da rejimin değişmesi için çalışmadığını zira Sudan istihbaratının Somali’de El-Şebab örgütü, Libya ve Müslüman Kardeşler ile ilgili değerli bilgiler sunduğunu ancak protestolar sonrası el-Beşir’in tutumunun aşılmaz bir hale gelmesi durumunda ise  istihbarat şefi  Salah Gosh’un,  el-Beşir’in yerine geçmesi için çalışacağını” yazdı. Bu rapordan yaklaşık bir hafta sonra gerçekleşen Münih Güvenlik Konseyi’nde ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri aracılığıyla Sudan İsithbarat Şefi Salah Gosh, Mossad şefi Yossi Cohen ile gizli bir görüşme gerçekleştirdi. (Darbeden önce Sudan hükümeti bu görüşmeyi yalanlamak durumunda kalsa da bugün yaşananlar göz önüne alındığında bu görüşmenin gerçekleştiği çok güçlü bir ihtimal) “Middle East Eye” sitesine konuşan bir kaynak, “Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın, Sudan istihbarat şefi Gosh ile  güçlü bağları olduğunu ve El-Beşir devrildikten sonra yerine O’nu geçirmek istediklerini” belirtti. 

Perde arkasındaki isim 

Sudan darbesinin başındaki isim olan Savunma Bakanı Avad Muhammed bin Avf, Darfur katliamı sırasında istihbaratın başında olduğundan ve birinci derece sorumluluğundan dolayı Amerika tarafından 2007 yılında kara listeye alınmıştı. (https://www.treasury.gov/resource-center/sanctions/OFAC-Enforcement/pages/20070529.aspx )Bu yüzdendir ki, darbeyi yaptırdıkları Muhammed bin Avf, kısa süre sonra askeri geçiş konseyi başkanlığından istifa ettirilmiş yerine Orgeneral Abdulfettah el-Burhan getirilmişti. Birkaç gün sonra da darbe sürecinin perde arkasındaki isimlerinden olan Sudan Güvenlik ve İstihbarat şefi Salah Abdullah Gosh istifa etmişti ki muhtemeldir, Temmuz ya da Ağustos gibi Sudan’ın başına getirilebilir. 

El-Beşir’in darbeyle devrilme sürecini tetikleyen olay hiç şüphesiz Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017 sonunda Sudan’a gerçekleştirdiği ziyaret oldu. Özellikle Kızıldeniz’in en stratejik noktasında bulunan Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsisi, hemen akabinde Katar’ın, 4 milyar dolarlık bir bedelle Sevakin Limanı rehabilitasyon projesini finanse etmesi ve de yüzde 49’luk paya sahip olması deyim yerindeyse Mısır, Suudi Arabistan , BAE’yi ve “Türkiye Osmanlı’nın görkemini yeniden tesis etmeye çalışıyor” diye uyarılarda bulunan İsrail’i (dolayısıyla Amerika’yı) çıldırtmaya yetti. (Sadece Sudan değil, Somali ve Katar’daki askeri üsler, yine Kızıldeniz’in Aden Körfezi’ne açıldığı noktada stratejik bir konumda bulunan Cibuti’de bize 99 yıllığına tahsis edilen alanda bayrağımızın dalgalanacağı dev bir ekonomi üssü…) 

Oysa ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  Sudan ziyaretinden yaklaşık bir hafta önce Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı  Feyyaz er-Ruveyli, Hartum’da el-Beşir ile bir araya gelmişti. (Ruveyli daha sonra darbeyi gerçekleştiren dönemin Sudan Savunma Bakanı Avad Muhammed bin Avf ve dönemin Genelkurmay Başkanı şu an askeri geçiş konseyi başkan yardımcısı olan Kemal Abdulmaruf ile de görüştü.)  Bu ziyaret sonrası yapılan el-Beşir “Sudan’ın, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona daha fazla askeri güç göndermeye hazır olduğunu, Harameyn’in güvenliğinin kırmızı çizgi olduğu ve Suudilerle dayanışmanın kutsal bir görev olduğunu” vurgulamıştı.

Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsisine yönelik ilk tepki Mısır’dan geldi. Sisi yanlısı medya Sevakin Adası’na Türk donanma üssü kurulacağını ve asıl amacın da Abdül Fettah el Sisi’nin devrilmesi olduğunu yazdı. Kriz büyüyünce Sudan hükümeti gerekçe açıklamadan Kahire büyükelçisini geri çağırdı. (Burada Mısır’ı korkutan bir diğer konu da Etiyopya ve Sudan ile yaşadıkları su meselesi... ) 

Dikkat ettiyseniz darbe sonrası, sosyal medyada Körfez merkezli ilk paylaşımlarda en çok öne çıkan konu Sevakin Adası’nın Türkiye’den, limanının da Katar’dan alınması ile ilgiliydi. (Buna Arapça hesaplar açan FETÖ’cüler de destek verdi, diğer tüm Türkiye karşıtı meselelerde olduğu gibi) 

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayed, gerek Cezayir gerekse Sudan’da protestoların fazla büyümeden –ki bunun domino etkisinden korkuyorlar- hükümetlerin devrilmesini, yeni oluşacak yönetimlerin de kendi istekleri doğrultusunda oluşturulması için yoğun gayret sarf ettiler, sarf etmeye devam ediyorlar. Mısır darbesi sürecinde de Sisi’ye milyarca dolar destek sunan Suudi Arabistan ve BAE, Sudan darbesi sonrası ilk etapta 3 milyar dolar finansal destek sağladı. Ama Sudan halkı biraz gecikmeli de olsa, sokaklarda Mısır, BAE ve Suud’a tepkilerini göstermeye başladı. Atılan sloganlardan biri şöyleydi, “Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın ülkemize müdahale etmesine izin vermeyeceğiz. Devrimimizi çalmanıza izin vermeyeceğiz. Başka bir Sisi istemiyoruz.” 

‘Yalnızız sanıyorduk’ 

Erdoğan’ın Sudan meclisinde tekbirlerle karşılanması, Sudan eski Dışişleri Bakanı Ali Ahmed Karti’nin, Erdoğan’a ithafen kullandığı cümleler, Türkiye karşıtı malum cephenin daha da saldırganlaşmasının bir nevi özeti gibi; 

Sayın Cumhurbaşkanı, bunlar Sudan’ın gençleridir. Seni bekliyorlardı. Seni uzaktan görüyor ve dinliyorlardı. Bu ümmeti kalkındırdığınızı gördüler. Düşmanların karşısında dik durduğunuzu gördüler. Gazze’ye yapılan ambargoyu hafiflettiğinizi gördüler. Kudüs konusunda zafer kazandığınızı gördüler. Arakan’daki Müslümanlara yardım ettiğinizi gördüler. Yeryüzünün tüm topraklarında zalimlerin karşısında dimdik durduğunuzu gördüler. Sizin zalimler karşısında, ‘Hayır, binlerce kere hayır’ dediğinizi gördüler. 

Sayın Cumhurbaşkanı, Sudanlı bu gençlerin on binlercesi geçen on yıllarda bu vatan uğruna kendisini feda etti. Dünyanın ne dediğini umursamadan bu gençler mücadele ruhu üzerine yetişti. Bu gençler geçmişte de şimdi de kendilerini kurtaracak olan kurtuluş gemisinin geleceğini ifade ediyorlardı ve işte o kurtuluş gemisi geliyor inşallah. 

Biz burada yalnız olduğumuzu düşünüyorduk. Daha önce semaya yükselen o yüce çağrıyı duymaz olmuştuk. Fakat biz uzun süredir kaybettiğimiz o yüce çağrıyı Türkiye’den duyduk. 

Peygamber efendimiz(sav) döneminden bu yana tekrarladığımız ulvi öğreti: ‘Üzülme Allah bizimle beraberdir’. Biz o şanlı cümleyi senden de dinliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı bizler, Allah bizimle olduğu için umutsuzluğa kapılmadık, kapılmayacağız. Sizin de bizimle beraber oluşunuz bize daha fazla güç ve kuvvet verecektir. 

Sayın Cumhurbaşkanı, dedelerinizin Viyana kapılarına kadar giderek ortaya koydukları yüce mücadele ruhunu unutmuyoruz. Çanakkale’de ortaya koydukları fedakarlıkları unutmamız mümkün değil. Bugün de sizler dedelerinizin yolundan ilerliyorsunuz. 

Türkiye’nin gönül sınırları 

Bir İtalyan gazeteci  Erdogan’a şöyle bir soru sormuştu; “Katar’da, Sudan’da, Gazze’de ve stratejik bir aktör haline geldiğiniz Ortadoğu’da birçok yerde Türk bayrağı dalgalanıyor, yorumunuz?” cevabı da şu cümleyle verilmişti; “Türkiye, yalnızca Ortadoğu’da değil tüm dünyada işbirliğine ihtiyaç duyulan etkili, güvenilir ve güçlü bir aktördür.” 

Cezayir’den Patani’ye, dünyanın birçok bölgesinde, Türkiye’ye olan muhabbeti, sevgiyi gördükçe Türkiye’nin gönül sınırlarının fiziki sınırlarının çok çok ötesinde olduğu net bir şekilde ortaya çıkıveriyor. Türkiye sadece Türkiye’den ibaret değil; al sancağın gölgesi asırlardır hangi dinden, ırktan olursa olsun tüm mazlumlar için bir sığınak olmaya devam ediyor, etmeye de devam edecek! 

frkonalan@gmail.com

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın