Tarihi sorumluluk
ABONE OL

Mahalli seçimler de tamamlanınca, önümüzde 4 yıl gibi kayda değer ve seçimsiz bir dönem, belki de bir fırsat koridoru açılmış oldu. 2028 yılının Mayıs ayında yapılması öngörülen cumhurbaşkanlığı seçimleri erkene alınır mı bilinmez ama bilinen başka bir gerçek var ki; o da, Türkiye'nin içeride ve dışarıda birikmiş olan sorunlarının büyük ölçüde çözülme önceliği ve zorunluluğunun bulunduğu. Yani demagoji ve polemik döneminden, ben sen tartışmasından, seçim atışmasından ve kaygısından bir an önce hem yerel hem de ulusal düzeyde icraat dönemine hızlıca geçmemiz, intikal etmemiz gerekmekte.

Çanlar kimin için çalıyor?

Dünyanın bir gerilim ve korku tünelinden geçtiğini zaten yaşıyoruz, biliyoruz. Zamanın ruhu belirsizlik ve her daim artan, çeşitlenen çatışma kültürü, durmadan çoğalan problemler yumağı. Türkiye bu konuda hiç de yalnız değil, hemen her bölgede ve ülkede bir süredir çanlar çalıyor, işaret fişekleri atılıyor. Lübnan, Ukrayna, Irak, Libya, Suriye, Sudan, Rusya, Venezuela sadece birkaç örnek. Siz de Hemingway'in önemli romanlarından birinin adı gibi "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" diye soruyorsanız hemen cevaplamaya çalışalım: Başta; organize olamayan, dirliğini sağlayamayan, dolayısıyla dünya genelinde 2 milyara yakın nüfusa sahip olsa da kendisini savunamayan, fazlaca dağınık Müslümanlar olmak üzere diğer az gelişmiş toplumlar, yaşlanmış ülkeler, emekçiler, çiftçiler, köylüler, masumlar ve mazlumlar... Böylelikle aslında bütün dünya topun ağzında...

11 Eylül 2001 terör saldırısını kendisi için sinsi bir fırsata çeviren Bush, Obama, Biden üçlüsü öyle çok bölgede ve ülkede istikrarı bozdu, kıyım ve talan ile yaşamı yok etti ki sonuç sadece onlarca milyon masum insanın ölümü ve yaralanması ile sınırlı kalmadı. Bugün belki sayıları yüzlerce milyon ile ifade edilebilecek büyük bir yığın önce yerinden yurdundan koparılmış oldu, sonra da göçmen, sığınmacı ve mülteci statüsüyle rahatına düşkün Batı dünyasının da kabusu olmaya başladı. Ne demişler; "etme bulma dünyası" işte! Sömürü, kolonizasyon, emperyalizm artık eskisi kadar rahat yürümüyor. İstediğin gibi at koşturmanın ve eski düzeni sürdürmenin uzun soluklu bir maliyeti var. Ve bu maliyet eskisi gibi sadece güçsüze çıkmıyor, fatura hemen herkese az veya çok kesiliyor. Kendisini şimdilik bundan ari tutan bir kesim varsa, o da bir avuç küresel elit olmalı. Zaten LGBT'den yapay ete, pandemiden ilaç lobisine, vekalet savaşlarından WEF'e kadar her melanetin arkasında bu çıban başı yok mu?

Coğrafya kader midir?

Türkiye nasıl bir birikimin, tarihin, medeniyetin, zenginliğin, anahtar ve kilidin üzerinde oturuyor olmalı ki problemlerin sıklığı, çeşitliliği ve derinliği bu kadar fazla? Bu coğrafyada iç ve dış faktörler, istihbari girişimler, müdahaleler, ayak oyunları, tezgahlar, darbeler, kulisler, lobiler, toplumsal olaylar, eylemler, terör saldırıları ve problemler kolay kolay bitmez. Ancak tek şartta biter; o da içeride gerçek anlamda bir yüzleşme, anlaşma, helalleşme ve barışma sağlanabilirse. İçeride gerçekleşecek bir birlik ve beraberlik Türkiye'nin gücünü çarpan etkisiyle artırır, safların sıklaştırılması dış mihrakları iyiden iyiye caydırır, güçlü bir istikrarın yakalanması ise biriken problemlerin çözümünde katalizör olur. "Toplumsal dirlik" onun için en önemli ve stratejik konulardan biridir.

2023 Mayıs ayında yapılan genel seçimleri kazanan Erdoğan liderliğindeki Ak Parti'nin 10 ay sonra, 31 Mart 2024 tarihinde yapılan mahalli (belediye) seçimlerinde yüzde 2'lik bir farkla ikinci parti konumuna gelmesi, başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Adana gibi önemli büyük illeri kaybetmesi doğal olarak irdelemeye değer. Ancak seçimlerin üzerinden geçen süre boyunca hem ana akım medyanın haber programlarında hem de sosyal medyada öylesine yoğun tartışıldı, yazıldı, çizildi ki bize de birkaç fikir söylemekten fazla birşey kalmadı. Ancak örneğin kadın cinayetleri sorunu, sokak hayvanları meselesi, İstanbul'un taksi problemi, fırsatçı işletmelerin veya depocuların fiyatları kabul edilemez bir şekilde yükseltme girişimleri, vatandaştan kemer sıkması istenirken kamunun verdiği "gerekli tasarrufu sanki yapmıyor" görüntüsü bizce çok daha hızlı halledilebilir, tadil edilip çözülebilirdi.

İçinden çıkılmayan kriz yoktur

Tamam dünyada da, dolayısıyla Türkiye'de de bir ekonomik zorlanma söz konusu. Ama yine de ekonomi ve maliye yönetiminde Mayıs'tan bugüne kadar alınan tedbirler ve uygulanan doğru politikalar daha iyi anlatılmalıydı. Daha da önemlisi sanayi yatırımlarına, ihracat rakamlarına, havacılık ve savunma alanındaki başarılara ek olarak alınan önlem ve uygulanan bazı tedbirlerin vatandaşın cebine ve tenceresine ne zaman yansıyacağına dair daha somut bir takvim verilebilirdi. Sanki belediyelerde başkanlığa veya meclis üyeliklerine aday yapılan kişilerde daha itinalı ve seçici olunabilir, dürüstlüğü, çalışkanlığı, dinamizmi ve mütevazılığı ortada olan isimler daha çok tercih edilebilirdi. Evet vefa sadece ziyaret edilecek bir semt ismi değil, çok önemli ve değerli bir yaklaşımdır, duygudur. Buna katılmamak elde değildir. Ancak esasen liyakat ve adalet gibi kavramların toplumların yaşadığı ızdırabı tamamen dindirmese de, onu azaltabilecek, toplumu umutlandırabilecek en önemli yaklaşımların başında geldiği de hepimizin malumudur.

Bir başka husus ise; İsrail'in 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren Gazze'de Filistinlilere uyguladığı vahşetin, kıyımın, etnik temizliğin, hatta planlı soykırımın karşısında Türkiye'nin aldığı net duruşun topluma çok da iyi anlatılamamasıdır. Filistin, Gazze, Kudüs öyle konulardır ki; Türk toplumu bu konuda hemen çok geniş bir tabanda, ortak bir vicdanda buluşuverir. Bu davanın "düşün peşime" diyebilecek en samimi mihmandarı da, komutanı da aslında Erdoğan'dan başkası değildir. Davos'taki "one minute" çıkışı da, Trump'ın 2017 yılında Kudüs'ü İsrail'in başkenti yapma girişimini Birleşmiş Milletler nezdinde yenmek, onu rezil etmek de Erdoğan'ın tescillediği önemli siyasi alameti farikalardandır. Yani bu davaya inanmış, gönül vermiş on milyonlarca irfanlı, vicdanlı, merhametli insan bulunuyorsa, bu davanın doğal lideri, geniş kitlenin imamı da Erdoğan'dan başkası olamaz. Şimdi nasıl olmuş da Yeniden Refah Partisi ve bugüne kadar hayırlı bir icraatı henüz tespit edilemeyen lideri Fatih Erbakan adeta babasının mirasına çökerek Filistin davasında "Gap'ı Gapmış" bir görüntü vererek, tepki oylarını toplayıp yüzde 6,19 oy oranına çıkmıştır?

İstişare ve iletişimin gücü

Özellikle 1960-2002 yılları arasındaki Türkiye'nin politik kültürünü inceleyen, araştıran uzmanlar ve araştırmacılar daha iyi bilecektir ki 2001 krizini takiben 2002 seçimleriyle beraber politik hayatımız fazlaca değişmiş, dönüşmüştür. Hatta bir dönem kapanmış, yepyeni bir dönem açılmıştır. Fakir, fukara ve mağdurun durumunu bizzat yaşayarak, görerek, bilerek tabandan yükselerek gelen genç lider Erdoğan'ın bir kadro hareketi ve kolay kolay sarsılmaz bir dava inancıyla kurduğu Ak Parti'nin şüphesiz ki Türkiye siyasetine getirdiği birçok yenilik ve kazandırdığı husus olmuştur. Muhafazakar demokrat olarak yola çıkılmış ancak parti kısa bir süre içerisinde liberalleri, değişimcileri, girişimcileri ve en önemlisi de güçlendirdiği orta sınıfı da kapsayacak şekilde Türkiye'nin her bölgesini temsil etmiş, her ilde yüksek oranda oy almış ve genişlettiği merkez sağa oturmuştur. Aslında Ak Parti; kökleri, söylemi ve uyguladığı sosyal politikaları itibariyle İdris Küçükömer'in 1960'larda Düzenin Yabancılaşması adlı kitabında ifade ettiği "Türkiye'de sol sağdır, sağ da sol!" tezi ile belki de çok başarılı bir sol partidir.

Unutmayalım ki siyasete istişare kültürünü kapsamlı ve kapsayıcı bir şekilde dahil eden siyasi hareket de aslen Ak Parti'dir. Yine bir başka önemli deneyim ise siyaset iletişiminin Ak Parti'de sadece lider Erdoğan düzeyinde değil, kadrolar ve hemen her seviyedeki temsilciler düzeyinde oldukça başarılı yapılabilmiş olmasıdır. Burada başta Erdoğan olmak üzere rol modellerinin ve partinin ana sözcülerinin öğrenilecek modeller olarak konumlandırılması şüphesiz ki önemlidir. Ayrıca değişime ve gelişime inanan bir organizasyon olarak partide uzun yıllardır başarıyla sürdürülen Ak Parti Siyaset Akademisi de on binlerce genci yetiştirme noktasında belirleyici ve itici bir güç olmuştur. Son birkaç yıldır Siyaset Akademisi'ne dair kamuoyuna yansıyan fazlaca bir haberin servis edilmemesi bir tıkanmışlığa ya da sağlıklı alışkanlıktan uzaklaşmaya işaret etmesi açısından düşündürücüdür.

Sandıklar yanılmaz

Yine bu köşede 23 Mart 2024 tarihinde "Sandıklar Yanılmaz" başlıklı yazıda kaleme aldığımız gibi her seçim sonucu sandıktan yeni mesajlar ve yönlenmeler çıkarmaktadır. 2019 yerel seçimlerinde 25 yıl aradan sonra İstanbul ve Ankara gibi önemli belediyeleri kazanan CHP'nin, her ne kadar bu merkezlerde ortaya somut bir eser veya hizmet koymadıysa da, hatta 2024 seçim çalışmalarında önemli bir gayret, hazırlık, proje, vizyon sunmadıysa da seçmenin teveccühü ile sandıktan ilk parti olarak çıkması yeterli bir sonuçtur. CHP yerel seçimleri kazanmıştır. Ancak aslında çok uzun bir süredir Ak Parti siyaset arenasında rakipsiz kalmıştır. Girdiği 17 seçimin hepsini kazanmıştır, çoğu zaman kendi kendisiyle mücadele etmiştir. 2024 belediye seçimlerinde, Ak Parti'nin 22 yıl sonra bile ilk kez seçime girdiği ve yüzde 34,5 ile kazandığı 2002 yılındaki oy oranının halen yüzde 1 üzerinde olması çok dikkat çekicidir.

Ak Parti'nin lügatında seçim kaybetmek yoktur. Bu doğal olarak çok büyük bir iddiadır ve aslında 21 yıl boyunca bu başarı güçlü liderlik ve sürekli öğrenme döngüsüyle sağlanmıştır. İşte kurumsal anlamda hemen her şey bu iddianın çevresinde yapılanmaktadır. Eğer güçlü lider ve kontrolündeki parti "az farkla da olsa ikincilik" konumuna alışmak istemez, daha önce yıllarca ispat ettiği üzere sürekli değişim ve yenilenme ile yoluna devam etmek isterse, bunun için hangi cesur kararlar gerekiyorsa onları ivedilikle alacak ve uygulayacaktır.

Çünkü Türkiye'nin vazgeçemeyeceği bir gelecek tahlili ve tarihi sorumluluğu vardır...

[email protected]

  • Ufuk Batum
  • seçim
  • açık görüş