Türkiye her budağından sürgün atan bir böğürtlen çalısı

Açık Görüş Haberleri

Alev Alatlı: “İlle bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye’yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin.”

Açık Görüş Kitaplığı / Murat Güzel

Klasik kültürümüzde kuşaklar arasındaki bilgi, görgü, tecrübe aktarımında son derece etkin eserler arasında yer alır nasihatname ya da pendnameler. Özellikle ahlaki, dini, siyasi ve toplumsal meselelere ilişkin öğütlerin yer aldığı nasihatnameler kültürel sürekliliğin ve yenilenmenin de bir kaynağı olagelmiş, hatta yetkin insan yetiştirmede günümüzdeki NLP kitaplarına öncü bile sayılmışlardır. Kültürümüzdeki nasihatname geleneğinin en önemli örnekleri Feridüddin Attar’ın Pendname’si, Nizamülmülk’ün Siyasetname’si, Gazzali’nin Eyyühe’l- Veled risalesi, Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyye’si olarak sayılabilir. Genelde ahlaki-didaktik nitelikler taşır nasihatnameler. Yazarı kendi gözlemleri, bilimsel çalışmaları ve kültürel birikimini aktarmaya çalışır eserinde. Daha çok çözülme dönemlerinde kaleme alınan nasihatnamelerde ise bozulma işaretlerinin belirdiği alanlara ilişkin çözüm önerilerine de yer verilir. Gündelik hayata ilişkin anlayışları yenilemeye yarar bu nitelikleriyle nasihatnameler. 

Cumhuriyet döneminde klasik kültürümüzdeki önemini yitirdiği ileri sürülen nasihatname geleneğine bu dönemden belki sadece Ali Fuad Başgil’in Gençlerle Başbaşa adlı eseri eklenebilir. 19. ve 20 yüzyıllarda nasihatname yazımının durması bir yerde kültürel süreklilikteki kopuşla da alakalıdır. Modernleşme sürecinde geçmiş ile bağın kopmasının bir remzidir handiyse “öğüt dinlememe” tavrı. Bu da kendiliğinden eserler kaleme alarak “öğüt verme”yi gözden düşürmüştür belki de. 

1990’larda Or’da kimse var mı? ortak adıyla yazdığı dört ciltlik nehir romanda “1970-1990 arası Türk ruhunun sosyalizmle, sosyal demokrasiyle, ülkücülükle, İslamiyetle, Kürtçülükle cenkleri”ni anlatan Alev Alatlı’nın kaleme aldığı Fesüphanallah ve Hafazanallah başlıklı iki ayrı ciltteki Nasihatname, hem klasik kültürümüzdeki nasihatname geleneğine eklemlenip onu yeniliyor, yeniden hatırlarımıza sunuyor hem de gelecek kuşakların üzerinde yaşadıkları topraklara, bu ülkeye, Türkiye’ye güvenlerini restore etmeyi amaçlıyor. Eserini “Elim henüz kalem tutarken, tecrübemi tecrübenize, bildiklerimi bildiklerinize, hadi lafı dolandırmayayım, ömrümü ömrünüze katarak, 21’inci yüzyıldaki yolculuğunuzda size belirli bir avans sağlama gayreti” ifadeleriyle sunan Alatlı, felsefeden sanata ve edebiyata birçok farklı alanda birden Batı medeniyetini irdeleyen bir tutum sergileyerek Batı hakkında bildiklerini okurlarıyla paylaşmayı amaçlıyor. 

Batı’nın değer yargılarının Hıristiyanlık üzerinden kurgulandığını savlayan Alev Alatlı, eserinin ilk cildini oluşturan Fesüphanallah’ta ABD ve Avrupa’da yaşanan zulümleri de konu ediniyor. Kızılderililere ve siyahi insanlara karşı girişilen zulüm örnekleriyle de hesaplaşan Alatlı, 11 cilt olarak planladığı Nasihatname serisiyle asıl amacının Batı medeniyetini irdelemek olduğunu da söylüyor. 

Bilginin kefareti

Kendisini yetiştiren, okutan ve bugünlere gelmesine imkan sağlayan Türkiye’ye borçlu olduğunu ve bu borcu Nasihatname külliyatıyla ödemeyi planladığını ifade eden Alatlı, ‘bilgisinin kefareti’ olarak gördüğü Nasihatname’nin önsözünde “İlle bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye’yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin. Unutmayın ki, düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır Türkiye’nin. Batmaz. Batarsa, okyanuslar taşar” demeyi de ihmal etmiyor. 

Çağdaş sanatta iktidar nasıl kurulur?

Sanatın ne olduğu, neyin sanat eseri sayılması gerektiği, herhangi bir esere sanat değeri kazandıran süreçlerin neler olduğu sık sık tartışılan konulardandır. Özellikle 1917’de Marcel Duchamp’ın hazır nesneyi sanat eseri olarak sunmasının ardından 1960’lardan itibaren gelişen çağdaş sanat akımlarıyla birlikte şiddetlenen ‘sanat alanı’nın toplumsal olarak nasıl inşa edildiği, neyin nasıl sanat sayıldığı sorusuna sanat sosyolojisi alanından bir cevap üretmeye çalışıyor Hülya Biçer Olgun. Türkiye’deki büyük aile gruplarından çeşitli aktörler, kurum yöneticileri, küratörler, galerici ve müzayedeciler ve eleştirmenlerle yapılmış derinlemesine mülakatlar yer alıyor kitapta. 

Çağdaş Sanatın Toplumsal İnşası, Hülya Biçer Olgun, Çizgi, 2019

Yayılma ve sömürge hareketinin tarihi

Antropolog Eric R. Wolf’un ilk kez 1982’de yayınlanan ve şimdiden klasikleşmiş sayılan eseri Avrupa’nın modern çağda dünya çapında giriştiği yayılma ve sömürgeleştirme hareketinin tarihine ışık tutuyor. Wolf’un ortaya koyduğu yaklaşımın özgünlüğü, Avrupalıların yayılmasından ve kapitalizmin gelişiminden önce “tarihsiz halkların” varoluş biçimlerine, büyüyen dünya piyasasının ve ardından endüstriyel kapitalizmin nüfuzuna nasıl maruz kalıp yok edildiklerine odaklanarak “maddi ilişkilerin değişimine dair mikro-topluluklar düzeyinde hareket eden bir analitik anlatı” ortaya çıkarıyor. Antropoloji disipliniyle tarihi harmanlayan eser son 500 yüzyıllık dünya tarihine ilişkin yaygın kanaatleri de sarsıyor. 

Avrupa ve Tarihsiz Halklar, Eric R. Wolf,  Türkiye İş Bankası

@uzakkoku

 

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın