Yerlilik gelgitleri

Açık Görüş Haberleri

Yerliliğin mevcut hâliyle sahiplenilmesini zorlaştıran iyi niyetli gevezeliklerle dolu göstergeler bir tarafa bırakıldığında, yerliliği İslâm’la birlikte düşünmeyi gündeme alan bir bakış açısı gerçeğin görülmesine katkı sunacaktır.

ASIM ÖZ / Yazar

Yerlilik son yıllarda aktüel siyasetin diline yerleşmesine rağmen yerlilikle ilgili akademik yorumların,  hâlâ bu meseleyi zorluklarını ve muğlaklıklarını dikkate alarak kavramaktan hayli uzak olduğu söylenebilir. Yerlilik tutum, tavır, ideoloji, söylem gibi farklı yönlerden tartışılsa bile mesela yerliliğin toplum nezdindeki, ideolojilerin müstakil vaziyetlerindeki durumları karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmadı. Yeni bir makam ararken eski şarkıyı bulan akademi, yerlilikle ilgili yüzeysel yorumları tekrarlamakla oyalandı hatta bundan haz aldı. Bu süreçte düşünsel derinlik gösterisi için yeğledikleri ve sıkça atıf yaptıkları her telden düşünürlere ne ölçüde vakıf oldukları ise hayli şüphelidir. Farklı şekillerde tanımlanmak istendiği her hâlinden belli olan yerlilik ve yerlicilik arasındaki ayrımların netlik kazanamaması da bu bağlamda ele alınabilir.  Hiç şüphesiz bunda yerlilikle ilgili tartışmaların ortaya çıktığı bağlamların göz ardı edilmesi kadar kavrama yüklenen değişik ve çoğu zaman da birbiriyle çelişen niyetlerin ve anlamların katkısının bulunduğu son derece açık. 

Alacakaranlık yılları  

Türkiye’de “yerlilik” ve değerlerinin sahiplenilmesi çok partili siyasi hayata geçiş sonrasında ivme kazansa da kavramsal olarak meselenin ele alınması varsayılanın aksine oldukça yakın tarihlidir. Tanımında bir mutabakat sağlanamamasından ötürü hâlâ ilk günkü muğlaklığını sürdüren yerlilik kavramı odaklı tartışma başlangıçta, yani Soğuk Savaş sonrasında 1990’ların başlarında,  “tarih ve geleneği ıskalayan” İslâmcıları memleketin birikimine yönelmeye davet eden bir temayül şeklinde ortaya çıkmıştır. Dinin belirli bir yorumunun yahut İslâmcılığın yerlilik üzerinden tahkiri ta o yıllardan bu yana süregelmektedir. Yerlilik tartışmasında sıklıkla Yahya Kemal ve Babanzade Ahmed Naim’in Eyüp üzerinden başlattıkları muhaverenin hatırlatılması sebepsiz değildir. 

Çok farklı mahfillerde yazıları yayımlanan milliyetçi münevverlerin meseleye el atması ise tartışmanın farklı bir biçime evrilmesine sebep olmuştur. Ulusçu, milliyetçi, Kemalist yazarların yerlilik konularına değinmeleri yerliliği çok farklı mecralara götürdüğü gibi muğlaklığını artırdı, her kesimin kendine göre bir yerlilik tanımı yapmasını beraberinde getirdi. Yerliliği daha geniş bir zaviyeden ele almak isteyen yerli edebiyat çevrelerinin 1940’lardaki tercüme hareketlerini överek baş tacı etmelerinde de görüldüğü üzere onun etrafındaki yorumların kapsamlı bir dönüşüm geçirmesine yol açmıştır. Buna rağmen belli başlı İslâmcı aydınların öteden beri yerliliği önemseyen bir düşünsel arayış içinde olduğunu belirtmek gerekir. İslâmcıların yerlilik hususundaki tercihleri tarihsel olarak ele alındığında farklı dönemlerde değişik ve çelişik tavırların söz konusu olduğu görülecektir. Ne var ki alacakaranlık yıllarında yerliliğin milliyetçiliği yenilemeyi hatta aşmayı hedefleyen çevrelerle özdeşleşmesi meseleye şüpheyle yaklaşılmasına yol açmıştır. Eş zamanlı olarak düşünce, siyaset ve edebiyat dergilerinde yerliliği savunan metinlerin sayısında önemli bir artış yaşanmıştı. Genel hatlarıyla 2000’lere kadar uzanan bu dalganın etkisi o kadar büyüktür ki, yerlilik üzerine tartışmalarda bu dönemde yazılanlara atıf yapmadan söz almak neredeyse imkânsız bir hâle gelmiştir. Buna rağmen 1960’larda başta Türkiye İşçi Partisi olmak üzere çeşitli mecralardaki kanaatlere hiç bakılmadı. Öyle ki Sezai Karakoç’un metinlerinde yerlilik kavramının bulunmadığı iddia edildi. Hâlbuki Karakoç, 1960’lardaki düzyazılarında medeniyetin yanında bu kavramı da kullanmıştı. Sanırım kamuoyu tarafından tanınan figürlerin çok tanınan metinleri kadar az bilinenlerini de gündeme almak gerekiyor. 

İkinci dalga yerlilik   

Son beş altı yılı dikkate aldığımızda yerlilik söyleminin Cumhuriyet Türkiye’sinde hiçbir dönemde olmadığı kadar yaygınlık kazandığı görülecektir.  Yerliliğin yeniden inşası için toplumsal ve siyasal dönüşümün şart olduğu, bunun ise ancak kendisini bu aidiyet üzerinden tanımlayanlarca şekillendirilmesinin gerekliliği vurgulandı. Ülkeyi çeşitli talihsizliklere ve felaketlere karşı sigortalama politikası dikkate alınmadan kavranması imkânsız olan bu süreci 1990’lardan farkını belirgin kılmak için “ikinci dalga yerlilik” şeklinde anmak mümkündür. Kaybedilmiş özgüveni kazanmak adına işlevsel bir strateji şeklindeki bu dalga kendi değerleriyle barışık, yerli ile evrensel olanlar arasında anlamlı bağdaştırmalar yapmayı öne çıkaran çeşitli kurumsal çalışmalarla da kendini gösterdi. Gelgelelim yerli olunmadan evrensel olunamayacağını savunan Kemal Tahir’in söz konusu mahfillerin bazılarının yerli düşünürler listesinde yer almaması hayli tartışmalı bir durumdur. Buna rağmen oldukça revaç bulan fakat büyük ölçüde retorikten ibaret duyarlılığın sahiplendiği yerlilik henüz “tersine ontolojik şarkiyatçılığı” marjinalleştiremese de kendisiyle barışık bir toplum olma sürecine katkı sunmaya devam ediyor.  

Yeniden sahiplenilmeye çalışılan yerliliğe itirazların da ciddi bir farklılaşma sürecinden geçmekte olduğu görülecektir. Evrensellikle yerliliğin çelişen boyutlarına odaklanan analizler siyasi gelişmeleri ihmal etmeyi seçtikleri için salt kültürel göstergelere odaklanmaktadırlar. Hatta kendi maddeci tutumları bakımından üzerinde daha çok durmaları gereken iktisadi eşitsizlikler ve bölüşüm gibi meseleleri ihmal etmektedirler ya da metinlerinde bu konuları önemediklerini gösteren tahlilleri yeterli derecede yapmamaktadırlar. Yine aynı şekilde dünyadaki güç savaşları üzerine de hiç kafa yormuyorlar. Böylesi bir yaklaşım açısından söz konusu olan yakın tehlike ise yerlilikle ilgili yerli yersiz alıntı kolajlarının sunduğu birikime rağmen yüzeyselliğe saplanıp kalınmasıdır. Bu süreçte genel olarak bir zamanlar memleket duygusu uyandıran, aidiyet gücünü harekete geçiren yerli figürünün saflığı bozulmuş;  mesele sadece utandırıcı bir bönlüğün milliyetçilikle rezilane bir karşımı şeklinde ele alınmıştır. Oysa yerliliğin muhtevasını fikri bir zaviyeden kavrama çabası geleneksel düzeyde tepkiselliğe dayanan yerlilik anlayışının aşmayı gündemine dâhil eden farklı eğilimlere kulak kabartmayı içermeliydi. Günümüzdeki özelliklerine daha yakından bakıldığında sürecin tümüyle saf bir yerliliği içerdiği hatta dayattığı söylenemez. Dolayısıyla fazlasıyla sığ ve saf bir yerlilik yanılsamasından hareketle çeşitli tezahürleri ve özellikle de tartışmaları kritiğe tabi tutmak yerliliğe bakış açılarındaki çeşitliliği göz ardı etmeyi beraberinde getirecektir. 

Yerlilik yergileri

Öte yandan daha net bir şekilde 2015 sonrasında görünür olan ikinci dalga yerlilik gündeminin yarattığı ve siyasi veçhesiyle öne çıkan yerlilik tartışmalarının ise düşünce dünyasında 1990’lardaki kadar ses getirmediği söylenmelidir. Yerlilik, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen akabinde doğru işlevini yerine getiremeyen negatif düzenden çıkışın imkânı olarak teklif edildi. Kapsayıcı dışlama formülüydü bir bakıma.  1990’ların başında yerlilik vurgusu yapanların çok az bir kısmı hariç tutulursa entelektüel birikim ve siyaset eksenindeki yerlilik inşası üzerinde kuramsal olma iddiasındaki çalışmaların bile hiç durmaması topluma teğet geçen sosyal bilim mantığından kaynaklanır. Oysa bunların büyük bir kısmı iyimserliği muhafaza ederek yerliliği anlamak, yorumlamak ve dönüştürmek amaçlıydı. Hâl böyle olunca rekabet içindeki yerlilik cephelerinde olup bitenler göz ardı edildi.   

Yerlilik savını reddetmek ve çürütmek hatta ıskartaya çıkartmak sol çevrelerin girişken ve özgüvenli sözcülerinin hoşlandığı bir karşı çıkış hamlesiydi. Yerlilik odaklı konferans ve sempozyum gibi etkinlikler ise önemli ölçüde önceki yıllarda söylenenleri derleyip toparlamanın ötesine geçemedi. Yerliliğin ülkenin her derdine çare olduğu, sorunlara ilişkin çözüm önerilerinin ve tüm potansiyellerin harekete geçirilmesi gerektiğini söyleyen eğitim odaklı sunumlar ise yeniden inşanın sorunlarını tüm boyutlarıyla yansıtıyordu. Belki bu yerliliğin ideoloji olmasından ziyade teorik çerçeveye oturtulmasının zorluğundandı. Şu hâlde yerlilik kavramının gazete ve dergi yazılarıyla siyasi açıklamalarda daha az gözükmesine karşın, ülke ölçeğinde sağlam ve kalıcı bir yer edindiği söylenebilir. 

Fikri karmaşa

Var olanın reddedilmesini içeren son dönemdeki yerlilik yergilerinin daha çok popüler kültür ürünleri üzerinden şekillendiği görülüyor. Yerliliği küçümseyerek, ona meydan okuma yolunda bir arzuyu ve kararlılığı barındıran metinlerin birbirinden farklı olmayan akademik ve popüler olmak üzere iki biçimi var. Ülkedeki fikri karmaşayla ilişkili bir şekilde yerli diye nitelenen düşünürlerin, yazarların ve edebiyatçıların karşısına kıymeti bilinmiş küresel entelektüel figürleri yerleştirmenin kolaycılığı da buna eşlik eder.  Dahası adı yerlilikle de özdeşleşen dünyadaki önemli entelektüel figürleri öne çıkaran çevrelerdeki çelişkiyi fark edilir kılan bu nokta daha sonra yaşanan belli başlı dönüşümlere gösterilen hınçlı reaksiyonla birleştiğinde yerli değerleri savunan isimlerin yerlilik miraslarına ne ölçüde sadakat gösterdiğini fazlasıyla tartışmalı hâle getirmektedir.  

 Umumi nefretten dolayı ömrü hayatı kaybedilmiş özgüveni kazanmakla geçen yahut günümüzde çeşitli saldırılar karşısında kendi ülkesini savunan isimlerin siyasi pozisyonlarını anlamlı kılan anti-emperyalist söylem katmanlarındaki kültürel yerlilik gündemleri de göz ardı edilmiştir. Şayet böyle olmasaydı yerliliğin nispeten hem siyasi bir anlayışla hem de saflık arayışının ötesine geçen boyutlarıyla da gündeme alınabilir hatta kabul edilebilir yönleri üzerinde durulabilirdi.  Buna karşın son yıllardaki popülizm çerçevesindeki kitaplar ve yazılar dikkate alındığında yerlilik etrafındaki fikri çoraklık hemen fark edilecektir. Bilindiği üzere popülizm, tiranlık vs. eleştirileriyle aynı zamanda İslâmcıların tasfiyesi amaçlandı. Bu bağlamda dini ikincil kılmaya matuf yerlilik sahiplenişinin de aynı değirmene su taşıdığı açıktır. Esasında tıpkı günümüzün hâkim siyasi biçimi popülizm gibi hücum edilip yerilen yerlilik bütünlüklü bir fikri akımdan çok tutuma işaret eder. Bu noktadan hareketle günümüzde hemen her şeyde yapıldığı gibi yerliliğe de ideoloji yahut düşünce akımı muamelesinde bulunmanın yanlışları tahkim edeceği söylenmelidir. 

Her tümel gibi çok sayıda risk içeren yerliliğin son dönemlerdeki çeşitli göstergelerinden yola çıkarak, onu özcü, milliyetçi, muhafazakâr, yalnızca tepkisel ve dinsel bir yaklaşım şeklinde görerek mahkûm edenlerin, yeni bir makam ararken kendi fikri gelişimlerini de göz önünde bulundurarak şu satırlar üzerinde düşünmesi yararlı olacaktır:  “İslâm’ı paranteze aldığınızda yerli kalabilir misiniz? Bu, bütün İslâm dünyası için geçerlidir ve yaşadığımız tecrübe bunu göstermiştir.(…) Onun için yerlilik iddiasının İslâmî iddia ile birleşmesi lazım. Burada yerlilik dairesi içinde birleşeceğimiz insanların İslâmî iddia konusunda bizimle aynı fikirde olmaları şart değil; ama neyi savunuyorlar ve nasıl bir çözüm getiriyorlarsa, sunduklarının İslâm’la ilişkisini ciddi biçimde ortaya koymaları gerekir. Ancak o zaman onlarla yerliliği paylaşabiliriz.” 

Bu açıdan değerlendirdiğinde metinlerin gündemindeki hâkim yerlilik ilgisinin popüler kültür ürünlerini aşan yönleri daha iyi fark edilecektir. Yerliliğin mevcut hâliyle sahiplenilmesini zorlaştıran iyi niyetli gevezeliklerle dolu göstergeler bir tarafa bırakıldığında, yerliliği İslâm’la birlikte düşünmeyi gündeme alan bir bakış açısı gerçeğin görülmesine katkı sunacaktır. Bunun yapılması bir yandan kültürel aurayı ikincil kılan müfrit evrenselciliği öte yandan da kendi paryasını inşa ederek neredeyse her tür İslâmî değerle ilintili değişikliklere “dinci, İslâmcı faşizm” şeklinde yaklaşan ve onları sadece kendi politik kimliğinin kurucu dışarısı olarak dile getiren açmazların hınçlı tabiatını aşikâr kılacaktır. Bundan kuşkusu olanların, çevremizde olup bitenlere bu açıdan bakmaları faydalı olacaktır. 

Yaşanan siyasi gerilimlerin, tarihsel sürekliliği yeniden fark edilir kıldığı hatta saflığı aşan “kültürel yerlilik” söylemini dünyadaki gelişmeleri ihmal ederek kavramanın imkânsızlığını gösterdiği söylenebilir. Belki bu nokta fark edildiğinde slogan düzeyinin ötesine geçilecek fikri karmaşa yaratan yerlilik kavramsallaştırması daha net bir biçimde yapılabilecektir. Elbette bunun için öncelikle fikir yürütmeye engel olan, görüş teatisine kepenk indiren,  her tür nüansı göz ardı ettiren sosyal ağlardaki baskın twetçi  husumetin terk edilmesi gerekiyor. 

ozasim76@yahoo.com.tr

Tüm Açık Görüş haberleri için tıklayın