ABD-Rusya güç mücadelesinin en tehlikeli perdesi

ABD hem Ukrayna'daki savaşı bitirmek hem de Rusya'yı cezalandırmak istiyor; ancak söylemlerinin ötesinde somut anlamda attığı adımlar, savaşın bitirilmesinin yollarını bulmaktan ziyade "Rusya'nın nasıl daha ağır şekilde cezalandırılacağına" odaklanmış gözüküyor. Savaşın sona erdirilmesi ve diplomatik bir yol bulunması konusunda ise başta Türkiye olmak üzere hangi ülkelerin gerçekten çaba gösterdiği aşikar...

26 Mart 2022 Cumartesi 07:00
Açık Görüş Haberleri

Hakan Çopur / Araştırmacı, Yazar



ABD ile Rusya arasındaki tarihi eskilere giden çatışma olgusu, farklı dönemlerde farklı yüzleriyle karşımıza çıkmaktadır. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan uluslararası düzenin getirdiği Soğuk Savaş Sovyetler'in dağılmasıyla sona ererken, Putin'in iktidara gelmesiyle yavaş yavaş kafasını kaldıran Rusya Federasyonu Batı ile yeni cephe hatlarında karşı karşıya gelecekti. NATO'nun Doğu Avrupa'da amansız şekilde genişlemesi, Putin'in özellikle 2014'te Kırım'ı işgal ederek ABD'ye/Batı'ya/NATO'ya net bir mesaj vermesi ve Biden'ın işbaşına gelmesiyle yavaş yavaş tırmanan gerilim, belki de bugün yaşadığımız Ukrayna savaşının perde arkasındaki adımlardı. Rusya'nın Ukrayna'da giriştiği askeri saldırıların meşru görülebilecek bir tarafı elbette yok, ancak ABD'nin yaklaşmakta olan böyle bir süreci ele alma biçimi ve bugünkü politikası, "Washington bu savaşı bekliyor muydu ve şimdi de bitmesini istiyor mu? sorularını gündeme getiriyor.

Daha çok Rusya-ABD savaşı

Öncelikle yaşanan savaşın adını doğru koymak, bugünkü olguyu gerçekçi bir şekilde anlamlandırabilmek için önemlidir. Rusya ile Ukrayna arasındaki gerginliğin yeni olmadığı, Ukrayna'da bazı dönemlerde Batıcı, bazı dönemlerde Rusya yanlısı politikacıların iktidara geldiği, 2014'teki Kırım'ın işgalinin önemli bir kopuş olduğu ve Donbas bölgesindeki ayrılıkçı Rus yanlılarının Ukrayna'nın bir gerçeği olduğunu tespit etmek gerekiyor. Bu yönüyle Putin'in Ukrayna'ya yönelik askeri ve/veya siyasi bir müdahalede bulunması bölge için sürpriz değil. Ancak Ukrayna tam da Rusya ile Avrupa arasındaki "tampon ülke" konumu dolayısıyla oldukça kritik bir jeopolitik bir konumdadır ve bu yönüyle Kiev'in siyaseten nerede durduğu hem Moskova'yı hem de Batılı başkentleri fazlasıyla ilgilendirmektedir.

Ukrayna'yı tabiri caizse "yeniden yola getirmek" ve Batı çizgisinden çıkarıp yeniden Rusya yörüngesine oturtmak isteyen Putin, hızlı ve etkili bir askeri adımla Ukrayna'da arzu ettiği siyasi değişimi yapabileceğine inanıyordu. Bunu öngören ABD yönetimi ise muhtemel bir savaşın nasıl önlenebileceğinden çok "Rusya'nın saldırmaya ne kadar hazır olduğuna" kafayı yormayı tercih etti ve uluslararası medyaya da bu yönde yoğun mesajlar gönderdi. 24 Şubat öncesindeki döneme bakıldığında ABD'nin adeta "Rusya Ukrayna'ya yönelik askeri bir adım atsın" diye beklediği yorumu bile yapılabilir. Rusya'nın bağımsız ve egemen bir devlet olan Ukrayna'ya yönelik askeri saldırılarının hiçbir şekilde mazeret ve meşruiyetinin olmadığı çok açıktır. Ancak buna mukabil Biden yönetiminin Ukrayna'ya "stratejik" yaklaşıp, Rusya'nın uluslararası arenada tamamen izole edilebileceği bir zemine gelmesi için beklediği söylenebilir. ABD'nin daha proaktif bir diplomasi yürüterek olası bir savaşı önleyip önleyemeyeceğini bilmek mümkün değil çünkü savaş kararı alan tarafın Rusya olduğu ortada. Ancak yaşanan sürece bakıldığında, ABD'nin Ulusal Strateji Belgesinde "yakın askeri tehdit" olarak konumlandırdığı Rusya'nın zarar göreceği veya zayıflayacağı Ukrayna senaryolarına kapılarını açık tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yönüyle Ukrayna savaşı sadece bir Rusya-Ukrayna savaşı değil, aynı zamanda ve belki daha fazla bir Rusya-ABD savaşıdır.

ABD ne planladı, ne yaptı?

Rusya'nın olası bir Ukrayna saldırısı karşısında tüm planlarını ABD ile AB'yi mümkün olduğu kadar Rusya karşısında bütünleştirmek ve ekonomik yaptırımlarla Moskova'yı uluslararası sistemden izole etmek üzerine yapan Biden yönetimi bu yaklaşımında şu ana dek başarılı olmuş gözüküyor. Rusya ile doğalgaz üzerinden karşılıklı bağımlılık ilişkisine sahip başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri, bu süreçte Rusya'nın karşısında bir bütün olarak hareket etmeyi ve Rusya'ya ağır yaptırımlar uygulamayı tercih etti. Moskova, doğalgazda kendisine bağımlı olan Avrupa ülkelerinin bu süreçte ABD ile tamamen aynı çizgide hareket etmesini muhtemelen beklemiyor, bazı kopuşlar olacağını öngörüyordu. Ancak bunun tersi oldu ve Rus ekonomisini (henüz boyutlarını tam olarak bilemediğimiz ölçüde) zora sokacak hem ticari hem de finansal kapsamlı yaptırımlar getirildi. Bu süreçte defalarca NATO liderleriyle görüşen Biden, bu hafta yapılan zirvede de olduğu gibi "Rusya karşısında ABD ile Avrupa'nın bütünlüğü" ve "Kremlin'e ekonomik bedel ödetme" vurgularını dilinden hiç düşürmedi.

Nükleer bir güç olan Rusya ile sahada askeri olarak karşı karşıya gelmeyi hiçbir şekilde düşünmeyen ABD (Rusya'nın da bunun istemediğini net olarak söyleyebiliriz) elindeki tüm ekonomik ve siyasi imkanları sahaya sürmüş durumda. Bu savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Rusya'ya ekonomik olarak önemli zararlar verecektir, kaldı ki askeri olarak da Rus ordusuna şu ana dek olumsuz yansımaları olduğu gözlemlenmektedir. ABD muhtemelen bu ekonomik yaptırımların Putin'in içeride zayıflamasına zemin hazırlayacak bir araca dönüşmesini umuyor. Elbette bazı şeyleri öngörmek için henüz çok erken, ancak sürecin şu ana dek Putin'in istediği gibi gitmediği çok açık. Rusya Ukrayna'yı kısmen ya da tamamen işgal eder ve siyasi olarak kendine yakın bir ismi iktidara getirirse bu Washington-Brüksel-Moskova hattında çok derin bir kopuş anlamına gelecektir. Potansiyel bir Rusya-NATO savaşından kaçınmak o durumda daha zor olabilir. Bu sebeple ABD Ukrayna'ya savunma desteğini artırarak Kiev'in düşmemesini sağlamaya çalışırken, öte yandan Rusya ile doğrudan karşıya gelmemek için hava savunma sistemi gibi asıl silahlar konusunda ise Polonya ve Slovakya gibi ülkeleri "aracı" olarak kullanmak istemektedir. ABD kendine göre haklı olan ama sadece savaşın daha da uzamasına neden olan bu açmazıyla uğraşırken olan Ukrayna'daki sivillere olmaktadır.

Çin nerede duruyor?

Şu ana dek Rusya'yı doğrudan karşısına almayan Pekin yönetimi ise, Moskova'ya doğrudan destek de vermeyerek "kavgayı bir süre uzaktan izleme" yolunu seçmiş gözüküyor. Şubat başında Pekin'e giden Putin, burada Şi Cinping ile ikili ekonomik, siyasi ve askeri ilişkileri derinleştirecek adımlar attı. Ukrayna'daki mücadelenin aynı zamanda bir ABD-Rusya mücadelesi olduğunun farkında olan Pekin, Rusya'ya doğrudan destek vermese de Moskova'yı zayıflatacak adımlardan da kaçınmaktadır. Biden yönetimi Çin'i "Rusya'ya askeri ve ekonomik yardım yapmaması" yönünde hemen her gün uyarıyor, ancak Pekin bu süreci oldukça hassas şekilde götürüyor. Bir yandan Rusya ile ABD'ye/Batı'ya karşı olan stratejik ortaklığını, öte yandan ABD/Batı ile olan ekonomik karşılıklı bağımlılığını ince şekilde hesaplamaya çalışan Pekin, radikal adımlar atmadan krizin bitmesini beklemeye yakın gibi gözüküyor.

Güvenlik mimarisi değişiyor

Tüm bu hengamenin ortasında özellikle Almanya'nın çok hızlı bir şekilde giriştiği "güvenlik parametrelerini güçlendirme" süreci dikkat çekiyor. Önce 100 milyar avroluk savunma bütçesi, sonra ABD'den 35 adet F-35 alınacağı açıklaması ve Başbakan Scholz'un orduyu güçlendirmeye yönelik açıklamaları. NATO'nun doğu kanadına son aylarda yapılan askeri yığınak, ABD'nin başta Polonya olmak üzere Rusya'ya komşu NATO ülkelerine gönderdiği birlikler ve sağladığı askeri destek; tüm bunlar Ukrayna savaşının sonuçlarından bağımsız olarak Avrupa'daki güvenlik mimarisinin hızla değiştiğine ve yakın gelecekte potansiyel çatışma alanlarının arttığına işaret ediyor. Tabii bu sürece Rusya'nın nasıl tepki vereceği, ABD'nin Doğu Avrupa'ya daha mı fazla asker ve silah yığacağı ve Ukrayna'daki kanayan yaranın komşu ülkeleri nasıl etkileyeceği soruları kritik sorular olarak ortada duruyor. İlk taşı kimin attığı tartışmasında tarafların daima birbirini suçladığı bu uluslararası güvensizlik ortamında Ukrayna savaşı esasen (NATO üzerinden) ABD ile Rusya arasındaki kavganın bugüne yansıyan bir yüzüdür. Bu kavganın Ukrayna'da bitip bitmeyeceğini ise zaman gösterecek.

Sonuç olarak ABD hem Ukrayna'daki savaşı bitirmek hem de Rusya'yı cezalandırmak istiyor; ancak söylemlerinin ötesinde somut anlamda attığı adımlar, savaşın bitirilmesinin yollarını bulmaktan ziyade "Rusya'nın nasıl daha ağır şekilde cezalandırılacağına" odaklanmış gözüküyor. Savaşın sona erdirilmesi ve diplomatik bir yol bulunması konusunda ise başta Türkiye olmak üzere hangi ülkelerin gerçekten çaba gösterdiği aşikar...

hakancopur1@gmail.com