Katar oyununda yeni sahne

Körfez tiyatro salonunda sahnelenen Katar oyununun, 2014’deki krizi de hesaba katarsak ikinci perdesi kapanmak üzere. İfşa ettiği ayrıntılar ise Ortadoğu’nun geleceğine dair umutlarımızı başka bir bahara saklamamız ve beklentilerimizi neden düşük tutmamız gerektiğini bize bir kez daha gösterdi.

18 Haziran 2017 Pazar 07:00
Açık Görüş Haberleri

Doç. Dr. Murat Yeşiltaş / SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü



BAE ve Suudi kontrolündeki medyanın ağır topları Katar’a diplomatik salvoya başladıklarında safça istediklerini bir çırpıda alacaklarını düşünüyorlardı. Bir tarafta Kral Selman, diğer tarafta ülkesinde ekonomik darboğazın içinde kaybolmuş; sadece İhvan’ı terörize edip Körfez sermayesinin peşine takılarak her şeye evet demek zorunda kalan darbeci Sisi ve içeride giderek yerleşik nizam tarafından köşeye sıkıştırılan Trump, o meşhur küreyi aynı anda tuttuklarında bir şeylerin kötü gideceği anlaşılmıştı. Aslında takip edenler açısından o kürenin içinden iki şeyin çıkma olasılığı yüksekti. Birisi İran, diğeri de Körfez’de uzun zamandır Suudların ve BAE’nin bölgesel vizyonunu paylaşmayan, hatta onların bölgesel planları açısından bir engel teşkil ettiği düşünülen Katar.

Nitekim Trump’ın kriz patlak verir vermez yazdığı Katar karşıtı tweet ile bu iyice netleşmişti. İlk resmi yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştiren Trump, Twitter’dan Körfez’deki liderlerin terör ile ilgili kendisine Katar’ı işaret ettiklerini duyurdu. İran’a yönelik gerçekçi bir siyaset oluşturamayan ABD ve Körfez’in ağır topları, yapay bir şekilde Katar krizini çıkararak öncelikleri olarak belirlenmiş İran aşırı-yayılmacılığı ile mücadele ya da Tahran’ın çevrelenmesi stratejisinin başarılı olma ihtimalini de riske attı. Daha da kötüsü, ortada Suriye, Libya, Yemen, terörle mücadele ve Irak’ın geleceği gibi son derece hassas bölgesel güvenlik sorunları dururken yapay bir kriz çıkarmak suretiyle, ortak bir Körfez ajandasının oluşma ihtimalini de zora soktular. Üstelik, Katar’a yönelik diplomatik salvo, tam da ülkenin Suudların giderek sıkıntıya girdiği Yemen savaşına askeri destek verdiği, aynı dönemde Mısır’ın ise askeri göndermeyi kabul etmediği bir denklemde gerçekleşti. Daha da ilginci, Katar’a İran yanlısı olduğu gerekçesiyle hücum edildiği bir dönemde, Suudların iadesini talep ettiği siyasi muhalifin (Mohammed Abdullah Al Otaibi) teslim edildiği bir zamanda Katar tecridi patlak verdi. Şaşırtıcı gelişmeler bununla da sınırlı değil...

Trump’ın Katar’ı “teröre” destek vermekle suçladıktan sadece birkaç gün sonra Amerikan donanmasına ait savaş gemileri Katar’daki Amerikan üssüne varmışlar; hemen ardından ise Trump yönetimi Katar’a yönelik 12 milyar dolarlık silah satışını onaylamıştı. Bütün bunlar Katar’ın Ortadoğu’da terörün baş destekçisi olarak ilan edildiği bir dönemde gerçekleşti.

Bu tesadüflerin komediden trajediye dönüşmesi ise gecikmedi. İlki, Katar vatandaşı BAE’ye İran ile Katar arasındaki ilişkiler bahane edilerek alınmazken, ilişki kurmakla suçlandığı İran’ın vatandaşı ise içeri alındı. Öte yandan, Katar’ı İran ile ilişkililerinin güçlü olduğu gerekçesiyle suçlayan BAE’nin İran ile yıllık ticaretinin 20 milyar dolar olduğu, Suudların Yemen politikası karşısında Yemeni ikiye bölme politikası izlerken Riyad yönetimine ters düştüğünün bilindiği bir dönemde Katar hücumu gerçekleşti. Peki bütün bu çelişkiler yumağı içinde Katar krizi neden patlak verdi?

Trump tarzı bir tezgah

Bütün bu tesadüfler sonrasında, Katar krizinin yapay bir kriz olarak ortaya çıkarıldığını; daha da önemlisi Trump tarzı bir “tezgah” olduğunu düşünmemek için hiçbir gerekçe yok. Bu tezgâh, Trump tarafından hazırlansa da Trump faturayı her durumda, Körfez’de kurmaya çalıştığı tiyatro sahnesinin figüranlarına ödetme niyetinde. Asıl amacı oldukça açık; Amerika’yı “yeniden büyük yapmak” için siyasi ihtilafları ekonomik fırsata çevirmek ve bütün aktörleri kendine mecbur etmek. Krizin yapaylığı ile ilgili ilk işaretlerden biri; bunun bir Amerikan siyaseti değil de Trump ve ekibinin, başta da damat Jared Kushner olmak üzere Suudi Arabistan’da tahtın ikinci veliaht prensi Muhammed bin Selman ile Abu Dabi veliaht prensi ve BAE ordusunun ikinci adamı Muhammed bin Zayid arasında kurulan “sıcak” ilişki. İlişkinin sıcaklığı sadece parayla da ilgili değil elbette. Her ikisinin Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı, demokratikleşme dalgasını geriye çevirmek için karşılarına zorluk çıkaranlarını ortadan kaldırmak ve yarım kalmış bazı işlerini (ki buna Türkiye de dâhil) tamamlamaya çalışmak amacıyla Trump’ın vagonuna binmek için dört gözle bekledikleri bir gerçek. Nitekim, BAE’nin 13 yıldır Washington’un “cemiyet dünyasında” da kendisine ün yapmış büyükelçisi, bir süredir hararetli bir şekilde bu işlerle meşgul olduğunun anlaşılmasıyla trene biniş biletinin oldukça pahalı olduğunu da göstermişti. Meğerse 15 Temmuz’da FETÖ ile de iş tutan BAE’nin Washington büyükelçisi el-Uteybe, ABD’nin eski savunma bakanı Robert Gates üzerinden ve içinde “çok değerli” Türk çalışanları da barındıran (birisi de eski CHP vekili) “şaşırtıcı derecede objektif” Türkiye raporları yayınlayan bir düşünce kuruluşu üzerinden Katar’a “gününü göstermek” için milyon dolarlık propaganda zinciri kurmuş. Nitekim bu Katar karşıtı propaganda zincirine Körfez’in küçük ancak zengin ülkesi Katar ile ilgili “özgürlüğün bekçileri” ana akım Amerikan medyası, Katar’ın bölgesel istikrara yönelik tehdit teşkil ettiğine dair 14 farklı görüş yazısı yayınlayarak dahil olmuştu. Tabii, Selman ile Zayid’in birisinin Suudi Arabistan diğerinin de BAE’deki iktidar kavgasının, bu tiyatronun, asli unsurlarından olduğunu da akılda tutmak lazım. Diğer bir ifadeyle, aslında Katar kriziyle perdelenmeye çalışılan ancak herkesin malumu olduğu büyük ve ihtiraslı bir taht kavgasının arkada sahnelendiğini söylemekte fayda var. Trump’ın çok sevgili eşi Melanie’nin, Suud medyasına Selman’ın (31 yaşında) ne kadar “karizmatik” ve “bilge bir kişi” olduğunu söylediğini de not etmek gerekir.

İkinci konu ise, “Trump Amerika’sı” ile “kurumlar Amerika’sı” arasındaki kavgadan mülhem bir şekilde temayüz etti. Kurumlar Amerika’sının asıl görevi, Trump’ı “dış politikada bir çılgınlığa” mahal vermeyecek şekilde frenlemek. Nitekim bu yönde ilk tepki Pentagon’dan gelince, Trump’ın Katar krizine kadar, MSNBC’nin Beyaz Saray’a dayanarak aktardığına göre, ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssünün orada olduğunu bile bilmiyordu. Tıpkı Rakka’nın haritadaki yerinin nerede olduğunu bilmediği gibi...

Büyük jeopolitik bulmaca

Tepkiler bununla da sınırlı değildi elbette. CIA Direktörü Pompeo da Trump’a, ABD’nin en büyük gözetleme ve dinleme üssü olarak Doha yakınlarındaki Al-Udeid’i kullandığını hatırlattı. Güvenlik bürokrasine ek olarak, Amerikan dışişleri bürokrasisi de Trump’ın Körfez’in patronlarına verdiği sözlerin Amerikan çıkarlarına zarar verdiğini dile getirdi. Tillerson’un, krizin tırmandırılmaması yönündeki açıklamasından sadece dakikalar sonra Romanya liderini Beyaz Saray’da ağırlarken önündeki konuşma metninden de faydalanarak Trump, Katar’ı halen terörizme destek vermekle suçlamaya devam etse de dışişleri pozisyonunda bir değişikliğe gitmedi. Daha da ilginci, ABD’nin üç yıldır Katar’da Büyükelçisi olarak çalışan Dana Shell Smith “Kişisel sebeplerini sonra açıklayacağım” diyerek aniden görevinden ayrıldığını açıkladı. Smith daha önce, Trump idaresinin “yeni” dış politikasına karşı kazan kaldıran diplomatlar arasında yer almıştı. Trump savunma sektörünü memnun ederek Körfez’den gelecek parayla ek istihdam oluşturmak isterken, birçok dinamiği alt üst ettiğinin farkına geç varmış olsa da, yine de istediğini elde etmiş oldu.

Körfez tiyatro salonunda sahnelenen Katar oyununun, 2014’deki krizi de hesaba katarsak ikinci perdesi de kapanmak üzere. İfşa ettiği ayrıntılar ise Ortadoğu’nun geleceğine dair umutlarımızı başka bir bahara saklamamız ve beklentilerimizi neden düşük tutmamız gerektiğini bize bir kez daha gösterdi. Büyük jeopolitik bulmacayı çözmeye çalışırken “şeytanın ayrıntıda gizli” olduğunu yeniden hatırlamakta fayda var...

muratyesiltas@gmail.com