Murat Güzel
Çağdaş İslam Düşüncesi'nin Türkiye'deki görünümü açısından İslamcılığın muallim-i sanisi saydığımız merhum Sezai Karakoç'un sadece şair olmadığını, bununla birlikte "diriliş" olarak toparladığı daha şûmüllü bir projeyi dile getirdiğini belirtmek gerekir. Günümüz Türkiye'sindeki bütün İslamcıların/Müslümanların sık sık başvurdukları eserleriyle Sezai Karakoç modern dönemlerdeki "İslam Medeniyeti" ve hatta "medeniyet" tasavvurunun kurucu imzaları arasında sayılmalıdır.
Sezai Karakoç'un siyasi düşüncesini çözümleme maksadıyla yazdığı kitabında İbrahim Durmaz, onun bir yandan geleneksel İslam siyasi düşüncesinden güç alarak bir yandan da modern politik tasavvurlara ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik eleştiriler getirerek yeni bir tarih felsefesi inşası dolayımıyla kendine has ve özgün bir siyaset düşüncesi geliştirdiğini vurguluyor. İbrahim Durmaz'a kalırsa bu minvalde Sezai Karakoç siyasi düşüncesini geleneksel İslami siyasi düşüncelerden yola çıkarak ahlak zemininde 'sanat olarak siyaset' tarzında oluşturur. Modern politik eleştirilerini bir yandan klasik organik evren tasavvurlarından güç bularak bir yandan da romantizm ve varoluşçuluk gibi modern akımlardan yararlanarak birtakım paralellik ve zıtlık açısından dile getirir.
Yeni bir tarih felsefesi
Sezai Karakoç'un yeni bir tarih felsefesi kurma çabasında, bir taraftan dini/tasavvufi yorumları, bir taraftan da kadim ve geleneksel çevrimsel tarih anlayışı çerçevesinde Gazzali, İbn Arabi ve Mevlâna yorumları yer alır.
Durmaz, çözümlemesinde herhangi bir dönem, kavram ya da kişi üzerinden karşılaştırma yapmıyor. Bunun yerine öncelikle medeniyet kavramını Sezai Karakoç fikriyatının ana çatı kavramı olarak belirleyerek çağdaş İslam düşüncesinde İslam medeniyeti tartışmaları bağlamında münhasıran ve karşılaştırmalı olarak inceliyor. Siyaset, şehir, devlet/İslam devleti, Doğu/Batı, Batılılaşma, teknik, demokrasi, şûra, emanet, ideoloji, parti gibi kavram ve fenomenler de yeri geldikçe bu karşılaştırmalı incelemede yer alıyor.
Sezai Karakoç'un 20. yüzyıl düşünürü olduğunu, onun görüşlerinin 1940'lardan 2000'lere uzanan İslamcılığın ikinci ve üçüncü nesillerinde daha çok etki bulduğunu belirten Durmaz Karakoç'un fikir ve eylem dünyasını çağdaş İslam düşüncesi içindeki yerini dönem, kimlik ve şahıslar bakımından belirlemek için bazı mihenk noktalarını vurguluyor: Kimlik olarak muhafakârlık-milliyetçilik döneminden (1925-1960) etkilenerek radikal- entelektüel(1960-1980) uyum ve entegrasyon dönemine (1980-2000) denk gelen bu fikir ve eylem dünyası şiir açısından Mehmet Akif Ersoy ve Necip Fazıl Kısakürek'ten sonra ancak İsmet Özel'den önceye yerleşir. Durmaz, esasen çağdaş İslam düşüncesinde ulemadan üdebaya bir geçiş süreci yaşandığını, Sezai Karakoç'un içinde yer aldığı hattın bu sürecin ana kolu sayılması gerektiğini vurgular. Ayrıca bu fikir ve eylem dünyasını farklı şeyler konuşma ve ana-akım sloganlara muhalif olma bakımından Namık Kemal-Said Halim Paşa-Nurettin Topçu hattında değerlendiren İbrahim Durmaz bu silsileyi sosyolojik paradigmayı merkeze alarak değerlendirdiğimizde de silsilede yer alan Said Halim Paşa yerine Ziya Gökalp'in geçirilmesinin uygun olacağını düşünmektedir.
18. yüzyıldan itibaren bilgi öznesi ve nesnesinin değişmeye başladığını teoloji/fıkıhtan ideoloji ve sosyolojiye geçiş sürecinin yaşanmaya başladığını söyleyen Durmaz bu süreci Osmanlı/İslam dünyasındaki kilometre taşının da ulemadan üdebaya geçiş süreci olduğunu belirtiyor.
Kitabında, Sezai Karakoç'un, geleneksel dünyayı kalıp olarak modern dünyaya taşıma niyeti olmadığını belirten Durmaz, Karakoç'un 'ortalamacı' olmadığını özellikle belirtir: "O köktenci ve radikaldir. Fakat öngörülebilir, güvenilir, 'elinden ve dilinden emin olunan' bir radikal. Çünkü hayatın ve inancın, ortalamadan epey uzak gerçekliğine inanır."
Sezai Karakoç'un Siyasi Düşüncesi
İbrahim Durmaz
Paradigma, 2024
Kültürün mozaikleşip küreselleşmesi
Kore asıllı Alman düşünür Byung-Chul Han, kültürün küresel şartlardaki değişimini tartışıyor. Küreselleşmenin ardından kültürel ifade biçimlerinin yerinden olduğunu; yerli ve yabancı, yakın ve uzak, tanıdık ve egzotik arasında artık gerçek bir farkın olmadığı bir hiperkültür alanında dolaşıma girdiğini ifade ediyor. Chul Han'a kalırsa hiperkültür, farklı zamanları ve süreklilikleri içinde barındıran mozaik bir evren. Kısıtlanmayan, çözülmeyen ama gittikçe sınırsızlaşan bu yeni kültür alanında hepimizin birer "hiperkültür turisti" haline geldiğini söylüyor. Chul Han eserinde hem hiperkültür kavramını inceliyor hem de bu ortamda alınması gereken konumu belirlemeye çalışıyor.
Hiperkültürellik: Kültür ve Küreselleşme
Byung-Chul Han
çev. M. Sami Türk
Ketebe, 2024
Cahen'den Osmanlı'ya kadar İslam tarihi
Claude Cahen, kitabında İslâm toplumlarının oluşumunu ve gelişimini takip ederek İslâm öncesi ve sonrası toplumların yaşayış ve geleneklerini çözümlemektedir. Kitap boyunca sıkı bir neden ve sonuç zincirine yaslanan Cahen tarihsel gerçekler, dil ve terimler konusunda fazlasıyla hassas bir yaklaşım sergiliyor. Genelde oryantalist yaklaşımlara hakim sabit ve dogmatik tezlerden hareket etmeyen yazar modern zamanlarda Batı tüm dünyayı etkisi altına alan gelişmelerden geçmişse, birbirinden farklı İslâm toplumlarında en küçük ilişki ağlarının daha karmaşık, güç ve rekabete dayalı büyük yapılara hangi koşullarda evrildiğini göstererek kısmi ölçülerde benzer bir süreci deneyimlediklerini kanıtlamaya uğraşıyor.
İslâm: Başlangıcından Osmanlı'nın Kuruluşuna Kadar
Claude Cahen
çev. Hakan Meral
Doğu-Batı, 2024