Darülaceze'nin gönüllü kahramanları

Yüzlerce gönüllünün gelip gittiği Darülaceze’de yıllardır bir karşılık beklemeden sakinlerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan kahramanlar var. Darülaceze sakinlerinin hayatına dokunan yaşlı, genç 40’a yakın gönüllü kimi zaman sakinlere yoldaş kimi zaman da aile oluyor. Akşamları yatağa başlarını koyduklarında huzur içinde uyuyorlar. Hem seviyor hem de seviliyorlar.

30 Mart 2019 Cumartesi 07:00
Cumartesi Haberleri

MERVE YILMAZ ORUÇ



550’ye yakın sakini bulunan Darülaceze, 124 yıldır aile sıcaklığı ile yönetiliyor. Birbirinden farklı hikayeleri olan insanların bir arada yaşadığı kocaman bir yuva. Hepsi birbirine yoldaş olmuş. Hallerine şükrediyorlar. Asla boş durmuyorlar. Hepsinin farklı meziyetleri ve uğraşları var. Kimi çanta, cüzdan yapıyor, kimi resim çiziyor, kimi halı dokuyor. Kimi de el sanatları ile uğraşıyor. En büyük yardımcıları ise gönüllüler. Hiçbir karşılık beklemeden bazen haftanın her günü bazen de belirli günlerde Darülaceze’ye gelip sakinlerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan gönüllüler aslında görünmeyen kahramanlar. Çünkü her daim kimseleri olmayan, kendi çocuklarının bile bakmadığı insanlara kimi zaman evlatlık, kimi zaman yoldaşlık ediyorlar. En önemlisi de onların bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar. Onlara bir meşgale öğretiyorlar. Yaşları epey ileri olan ama yine de burada bir işin ucundan tutan kanatsız melekler var. Gönüllü hizmet veren ve bundan mutlu olan isimlerden bir kaçı ile görüşme imkanım oldu. 40 yıldır burada gönüllü hizmet veren 69 yaşındaki Şengül Kazan, 81 yaşındaki  Sevim Gülseren ve daha bir buçuk aydır gönüllü olarak çalışmaya başlayan Ebru Şenli ile bir araya geldik. 

DARÜLACEZE BENİM İKİNCİ EVİM  

1979 yılında kapısından girdiği Darülaceze’ye her salı ve cuma günü gelen Şengül Kazan’ı dört gözle bekleyenlerin sayısı epey fazla. 69 yaşındaki Şengül Kazan, 40 yıldır Darülaceze gönüllüsü. Bir gün gelemese ya da geç kalsa telefonları susmuyor. Gelmediği günleri de mutlaka telafi ediyor. Sakinler, “Salı ve cuma günlerini iple çekiyoruz. Kendimizi çok iyi hissediyoruz o gelince. Şengül buranın her şeyi. Allah onun yokluğunu bize göstermesin” diyor. Şengül Hanım Darülaceze’ye gidip gelmeye başladığında çocuğu daha 5 yaşındaymış. Aslında onun da bakıma muhtaç bir evladı var iken o kimsesizlerin kimsesi olmuş. En büyük destekçisi ise annesi ve eşi. O da gönül rahatlığıyla Darülaceze’ye gidip gelmiş. İlk olarak annesini hastaneye getirdiği bir gün dönüşte uğramış buraya. Önce çocuklarla ilgilenmeye başlayan Kazan, onlara annelik yapmış. Hem sevgi gösterip hem de pijamalar, çarşaflar dikmiş. Darülaceze’de bahçede oturan teyzelerin, amcaların tırnaklarının uzun olduğunu görünce onların tırnaklarını kesmek istemiş. Kendi imkanlarıyla aldığı malzemelerle tırnak kesmeye, batık tırnakları temizlemeye başlayan ve işini iğrenmeden yapan Kazan, “Salı ve cuma günleri sabah 09.30-10.00 gibi burada oluyorum. Dairelere gidip hastaların halini hatırını soruyorum. Ellerine, ayaklarına bakıyorum. Tırnaklarını severek kesiyorum, hiçbirisinden iğrenmiyorum. Kimisinin tırnağı kalın olduğu için yıkayarak kesiyorum. Onlar beni çok seviyorlar, özlüyorlar. Kendi kızları, çocukları ya da kardeşleri gibi seviyorlar. Manevi olarak burada çok mutlu ve rahat hissediyorum. Evime gittiğim zaman o kadar huzurlu gidiyorum ki, bunun tarifi mümkün değil.” şeklinde konuştu. 

Ömrünün yarısından çoğunu burada geçiren Kazan, geçtiğimiz yıl Türkiye Diyanet Vakfı Uluslararası İyilik Ödülleri’ne layık görülmüş. “Burası benim ikinci evim” diyen Kazan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Buraya gelmeyince hastalanıyorum. Burası benim her şeyim. Değişik bir dünya. Sağlığım el verdikçe gelip gideceğim. Akşama kadar hiç oturmadan koştururum, hepsiyle ayrı ayrı ilgilenirim ama hiç yorulmuyorum. Burası ayakta tutuyor beni. Burada huzurluyum.” 

Şengül Kazan buradaki birçok sakin ile birlikte gülmüş, birlikte ağlamış ve hatıralar biriktirmiş. Hastaları öldüğünde çok üzüldüğünü belirten Kazan, “Suzan Hanım diye bir sakinimiz vardı. Geçtiğimiz haziran ayıydı. Yanına gittim. Benden yumurta, ekmek, dolma ve çilek istedi. Aldım getirdim. Yumurtayı pişirdim yedi. Birkaç dolma yedi. Kalanları da yanına bıraktım sonra yersin diye. Ama o gece ölmüş. Çok etkilenmiştim. Son isteklerini yapmak bana nasip olmuştu.” dedi. 

BURAYA GELİNCE SAĞLIKLI OLUYORUM  

Diğer bir gönüllü ise 81 yaşındaki Sevim Teyze. Kendisinden büyük bir kişi varmış burada kalan. 8 yıldır haftanın iki günü Çengelköy’den Darülaceze’ye gidip geliyor. Güler yüzlü, neşeli ve çok dinç görüyor. Gencim diyeni cebinden çıkartır, Sevim Gülseren. 20 yıl el sanatlarında çalıştıktan sonra emekli olmuş Sevim Teyze ve kendini hayır işlerine adamış. Tam 20 yıl Mavi Melekler çatısı altında gönüllü olarak onkoloji bölümünde kanser tedavisi görenlere hizmet vermiş. Hacca gidip geldikten sonra da evde durmak istememiş. Ve kendini Darülaceze’de bulmuş. Hikâyenin geri kalanını Sevim Teyze’den dinliyoruz: “Darülaceze’ye önceden de gelip giderdim. Zekat ve fitrelerimizi buraya getirirdik. Hacdan geldikten sonra evde sıkılmaya başladım. Namaz falan kılıyorum ama o da bitiyor. ‘Ne yapacağım’ dedim. Buraya geldim. Üç ay deneme süresinden sonra devam ettim. Tekerlekli arabalara örtü, çarşaf dikiyoruz. Onlarla sohbet ediyorum. Birbirimizi seviyoruz. Rehabitilasyon merkezinde örgü yapanların süslemelerini de yapıyorum. Bunlar satışa gidiyor. Satıldıkça mutlu oluyorum. Onların geliri oluyor. Maddi, manevi destek sağlamaya çalışlıyorum. Bu yaşımda boş boş oturmuyorum evde. Gençlere de tavsiye ediyorum. Ayda, haftada en azından bir kez gelsinler. Çok zevk alacaklar, sonra hep gelmek isteyecekler. Sabah 7 buçukta evden çıkıyorum Çengelköy’den buraya geliyorum. Kar, tipi ne olursa olsun geliyorum. Gelebildiğim kadar da geleceğim. Burada sağlıklı oluyorum. Evde her yerim ağrıyor. Elimden geldiğince herkese yardım etmeye çalışıyorum. İnşallah Rabbim hizmetlerimizi kabul eder.”    

KAFAMI YASTIĞA GÖNÜL RAHATLIĞIYLA KOYUYORUM  

Ebru Şenli, Darülaceze’ye gidip gelmeye yeni başlamış. Kapısının önünden çok geçip gitmiş. Daha sonra ziyaretlere başlamış ve burada kalan sakinlere nasıl faydam olur diye gönüllü olarak başvuru yapmış. Kabul edildikten sonra haftanın beş günü işe gider gibi sabah 9, akşam 3 buçuk arası Darülaceze’ye gidip gelmeye başlamış. “Burası beni çok etkiliyor. 124 yıllık bir kurum. Üstelik savaş zamanında yokluk içinde var edilmiş bir yer. ‘Ben de birşeyler yapmalıyım’ diye düşündüm başvuruda bulundum. Terzihanede çalışıyorum. Kurumda yatan yaşlıların dikişlerini, çarşaflarını, yorganlarını yapıyoruz. Günümüzün büyük bir kısmı burada geçiyoruz.” diyen Şenli sözlerine şöyle devam etti: “Gençlerimiz, genç annelerimiz, zamanı uygun olan herkesin buraya gelmesini isterim. Bir düğme diksinler, ipliğin ucundan tutsunlar o kadar çok isterimki. Akşam kafalarını yastığa o kadar huzurlu bir şekilde koyacaklarki bu maneviyatı hiçbir yerde bulamazlar. Çünkü bu duyguyu ben her gün yaşıyorum. Onlara dokunduğumda hissettiğim manevi huzuru hiçbir yerde bulamıyorum. 3 buçukta buradan çıkıp gidiyorum ama ruhum burada. 20 yaşında bir kızım var. Evde sürekli onunla yaşlılarımız için ne yapabilirz diye konuşuyoruz. Onların hayatlarından kendimize ders çıkarıyoruz.” 

7/24 SAĞLIK HİZMETİ 

Darülaceze’de kalan sakinlerin durumuna göre çeşitli daireler var. Bunlardan biri de alzheimer ve demans hastalarının kaldığı bölümler. Kadın ve erkekler ayrı dairelerde kalıyor. Daire 9 ‘da kadın hastalar var. 70 yaş üzerinde 18 sakin kalıyor. Kendilerine ait hemşireleri ve doktorları var. Ayrıca onlara bakan 10 tane personel. Yatalak bölümü ise daha özen isteyen bir bölüm. Çünkü buradaki hastalar yatağa bağımlı ve çoğunun şuuru yerinde değil. Daha çok muhtaçlar. Buranın personel sayısı daha fazla. 30’a yakın bakım personeli, 5 hemşire ve doktor var. Bu bölümde yaşayan sakinler 10-20 yıldır hatta daha uzun süredir burada. Normalde Darülaceze’ye bulaşıcı hastalığı bulunan, alzheimer ya da demans olan ve psikolojik sorunları olan hastalar alınmıyor. Ama süreç içerisinde sakinler bu hastalıklara yakanlanırsa  o  zaman burada bakımları yapılıyor. Uzun yıllardır Darülaceze’de görev yapan ve bugün müdür yardımcısı olarak sakinlerin sağlık sorunlarından sorumlu olan hemşire Funda Ersin ile hastaların durumunu konuştuk. “Bu kurumda çalışmak özen istiyor. Biz aile gibiyiz burada. Çok fazla sirkülasyon yok. Hep aynı yüzler, bildik hikayeler olduğu için sakinleri anne, teyze, arkadaş olarak görmeye başlıyorsunuz. Hatta vefat edenleri aradığımız zamanlar oluyor” diyen Funda Hanım sakinlerle ilgili şunları aktardı: “Bakım personellerimiz üç vardiya halinde çalışıyorlar. Yemek yeme, giyinme, banyo işleri bakım personelleri tarafından yapılıyor. Sağlık ihtiyaçları daire doktoru ve sorumlu hemşire tarafından karşılanıyor. 7/24 bir bakım var. Daire 9’da kalan sakinler alzheimer ve demans hastaları olduğu için yer yön duyguları yok. Genelde daire içinde oturuyorlar. Bazen kendileri dışarı çıkıp gezmek istiyorlar ama kurum içinde kayboluyorlar. Onlar için kış bahçesi yapıldı. Kendilerine ait bir alan olsun istedik. Kendi aralarında da iletişim çok yok. Bazen yer kavgası yapıyorlar. Bazen akrabaları geliyor.  Ama daha çok dışarıdan ziyaretçiler oluyor. Amca, teyze ilişkisi kuruyorlar. Onlar da mutlu oluyor. Yatalak bölümünün sorumluluğu daha ağır. Yatak yaraları olmaması lazım. Bunun  için de sürekli pozisyonlarının değiştirilmesi ve iyi beslenmeleri gerekiyor. 

Darülaceze içinde ayrıca poliklinik hizmeti veren binamız var.  Hastane de buraya yakın. Rutin kontrolü olan hastalar için dışarıdan randevu alıp tedavi hizmetlerine devam ediyoruz.” 

İMECE USULÜ GERİ DÖNÜŞÜME KATKI  

3 yılı aşkın bir süredir Darülaceze’de yaşayan Erhan Taşkın, oto-boyacılık yaparak geçimini kazanırken bacağının kesilmesi üzerine buraya gelmiş. Ailesi yok. Kız kardeşleri ile uzun yıllardır görüşmüyor. Ama burada kendine bir hayat kurmuş ve halinden memnun. Rehabilitasyon merkezinde geri dönüşüme katkı sağlayan atölyede çalışıyor.  “Arkadaşlar edindim. Bir düzenimiz var. Sabah kahvaltı yapıyoruz. Sonra rehabilitasyon merkezine gelip mesaiye başlıyoruz. Sabah 8’den 11’e kadar çalışıyoruz. Sonra öğle yemeği. Yemekten sonra işimiz yoksa tekrar gelip 3’e kadar çalışıyoruz. Akşamları film izliyoruz. Etkinlikler oluyor bazen onlara da katılıyorum.” diyen Taşkın yaptıkları işi şöyle anlatıyor: “Atık paketlerden, kağıtlardan, mecmualardan geri dönüşüm olarak cüzdan, havluluk, şekerlik, kalemlik, büyük çantalar yapıyoruz. Benimsedim artık bu işi. İki yıldır yapıyorum. Hep daha iyisini yapmaya çalışıyorum. İmece usulü çalışıyoruz buradaki hocamız, arkadaş ve gönüllülerle. Burada çalışan herkesin eli değiyor. Ben fermuar dikiyorum. Bazen odamda da yapıyorum.”   

DARÜLACAZE’NİN ŞAİRİ: HAVVA BALCAN 

Darülaceze’nin şairi Havva Balcan. Küçük yaşlardan beri şiire ilgisi varmış. 18 yıldır burada. “Buranın önünden geçerdim. Neresi burası derdim. Düşmez kalkmaz bir Allah işte.” diyen Havva Teyze burada kendine küçük bir yaşam kurmuş. İki kere beyin kanaması geçirdikten sonra eşinden ayrılıp buraya gelen Havva Teyze ile muhabbet ettik. Ben ona sorular sordukça o da bana soruyordu. O kadar hisli ve içten biriydiki sohbet nasıl geçti anlamadım. Gözünde kızını kaybetmiş olmasının hüznü dikkat çekiyordu. İlk beyin kanamasını geçirdikten sonra 29 gün komada kalmış. İki yıl sonra tekrar beyin kanaması geçirmiş. Sağ elini çok kullanamıyor ama rehabilitasyon merkezinde örgü örüyor. Muhabbet esnasında “şiir sever misin” diye sordu. “Severim” dedim. Yıllar önce yazdığı Önemli Değil adlı şiir okudu. İşte Havva Balcan’ın kalbinden kalemine dökülen satırlar:   

Önemli değil 

Artık hayatımdan sildim ben seni  

Gelsen de gitsen de önemli değil  

Şimdi beni değil bir başkasını 

Sevsende önemli değil 

Bir zamanlar benimdin artık değilsin  

Dost düşman kim bilir nesin 

Ayrıldık seninle dost düşman birsin 

Gelsen de gitsen de önemli değil