'Çakır: Modern yaşam zehirliyor

Modern hayatın bize sunduğu kolaylıklar, paketli ürünler, anımızı kurtarıyor ancak içeriklerinde barındırdıkları kimyasallar yavaş yavaş bizi zehirliyor. Bedenimize ve ruhumuza hak ettiği değeri vermemiz gerektiğini vurgulayan sağlık eğitmeni, raw food ve detoks danışmanı Çisem Çakır kanımızdaki toksinlerden arınmak için birkaç öneride bulundu.

6 Mayıs 2017 Cumartesi 07:00
Cumartesi Haberleri

BÜŞRA UĞRAŞ



Bahar depresyonundan kurtulmanın, yaza pozitif bir ‘merhaba’ demenin en iyi yolu, önce kendimizi yenilemekten geçiyor. Kimyasallarla kirletilmiş besinler, vitaminini yitirmiş gıdalarla bedenimizi yormayı bırakmak için hiçbir zaman geç değil. Alışkanlıklarımızdan vazgeçer, biraz disiplinli olursak vücudumuzun doğasına uygun yaşayabileceğimizden bahseden Sianji Wellbeing Resort sağlık eğitmeni, raw food ve detoks danışmanı Çisem Çakır, uygulayabileceğimiz beslenme ve egzersiz önerilerini star Cumartesi ile paylaştı.

Raw Food nedir, neden daha sağlıklı?

Raw Food, yani çiğ beslenme, işlenmemiş, pişmemiş, çiğ besinleri içeriyor. Yani menüde en alkali gıdalar olan yeşillikler, sebzeler, meyveler, filizler, yağlı tohumlar, kuruyemişler, deniz yosunları ve algler gibi biyolojimize uygun yiyecekler var. Yiyecekleri pişirmenin, içindeki enzim ve oksijeni tamamen yok edip, vitamin ve minerallere zarar verdiği artık bilimsel olarak da kanıtlandı. Kirlian fotoğraf tekniğiyle gözlemlenebilen çiğ gıdanın aurasıyla pişmiş gıdanınki arasında dağlar kadar fark var. Yemekler pişirildiğinde ilk önce enzimleri ölüyor çünkü enzimler ısıya çok dayanıksızlar. Her besin kendi içinde, sindirilmesine yetecek kadar enzim içeriyor. Pişirdiğinizde bu enzimler öldüğünden, vücudumuz bu besini sindirebilmek için pankreas ve karaciğerini daha fazla enzim üretmesi için zorluyor. Dolayısıyla hem vücudu yoruyor, hem de bizim enzim ‘banka hesabı’mızdan enzim çalıp duruyor. Enzimlerin görevi, vücudumuzda gerçekleşen hemen hemen her reaksiyonun denetimini yapmaları. Düşünün ki enzimler olmasa, bu cümleyi 100 bin yılda okurdunuz. Yaşlandıkça da enzimlerin azaldığını biliyoruz. Dolayısıyla ne kadar enziminiz varsa o kadar gençsiniz! Doğal bir anti aging özelliği var. Enzim banka hesabımızı doldurmak da en iyi çiğ besinlerle mümkün.  

-Bizim damak tadımıza pek uygun değil ama... 

Çiğ beslenme, dönemsel olarak detoks gibi uygulanabilir, belli bir yüzdeyle de bu şekilde beslenilebilir. Yüzde 100 çiğ beslenmek Türkiye şartlarında zor olsa da, örneğin günde bir veya iki öğünü çiğ yiyebilirsiniz. Sabah kahvaltısında zencefilli smoothie, ara öğünlerde taze meyve veya ıslatılmış kuruyemişler veya akşam yemeğini büyük bir salatayla atlatmak gibi. Akdeniz, Ege mutfakları çoğunlukla sebze, baklagil, yeşillik ve otlar içeriyor, yani bu beslenme tarzına çok da uzak değiliz aslında. Sadece motivasyon ve disiplin gerektiriyor.

-Günümüzde sağlıklı yaşamak, beslenmek zor değil mi?

Bana kalırsa zorluk, daha çok alışkanlıklarımızdan ve yemek kültürümüzden kaynaklanıyor. Yoksa tamamen disiplin ve motivasyona bağlı. Günümüz şartlarında temiz ve kaliteli gıdanın ulaşılabilirliği zorluklardan bir tanesi, artık yediğimiz tavuk gerçekten tavuk mu, GDO’lu gıdalar, tarım ilaçları derken insanların kafası çok karışıyor. Fakat kişi kendi sağduyusunu kullanarak, kendini motive ederek sağlıklı beslenmeyi başarabilir. 

-Sağlıklı olmak sağlıklı beslenmek demek midir?

Bana göre değildir. Daha bütüncül bir bakış açısıyla bakmamız gerekiyor. Zaten Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre de sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir. Dolayısıyla önümüzdeki 20-30 senede bu anlayış daha da yaygınlaşacak diye umut ediyorum. Sadece iyi beslenerek sağlıklı bir insan olamayacağınız gibi, sadece egzersiz yaparak da sağlıklı olmak mümkün değil. Bunu özellikle gelişmiş ülkelerde gözlemleyebiliyoruz. Örneğin kişi çok sağlıklı besleniyor ve düzenli egzersiz yapıyor fakat o kadar stresli bir iş hayatı var ki, tüm kan değerleri tepetaklak olmuş ve kronik bir hastalığa yakalanmış. Dünyada yaşam süresinin en uzun olduğu yerlerde de aynı şeyi gözlemlemek mümkün. 100 yaşın üstünde yaşayan bu insanlara baktığımızda, huzurlu ve mutlu insanlar olmaları, sosyal bağlantılara, aileye büyük önem vermelerini görüyoruz. Ya bolca yürüyor ya da bisiklete biniyorlar. Beslenmeleri de hiçbirinde aynı olmasa da, bol miktarda sebze ve yeşillik tükettiklerini görüyoruz. 

Tabakta sebze bulunsun 

- Öncelikle alkali suya geçiş yapmak, herkesin yapabileceği bir şey. Suyunuza ekleyeceğiniz birkaç damla limon suyu onu alkali yapar. Bu şekilde ‘su içsem yarıyor’dan su içsem yakıyor’a geçebilirsiniz.

-  Akşam yemeklerini mümkün olduğu kadar erken yemek ve akşam yemeği olarak protein, sebze-yeşillik ve yağ üçlüsünü tercih etmek. Akşam yemeğinde yiyeceğiniz karbonhidratlar size kilo olarak geri dönebilir. Sebebi ise insülini yükselteceği için melatonin hormonunun salgılanmasını geciktirecek, bu da yağ yakmayı sağlayan leptin hormonunun da salgılanmasını geciktirecektir.

- Sağlıklı yağları tüketmeye özen göstermek. Çoğu insan yeterince sağlıklı yağ tüketmiyor. Avokado, zeytin, hindistancevizi, çiğ kuruyemişler, yağlı tohumlar, soğuk sıkım yağlar, iyi tereyağı beslenmemizden eksik olmamalı. İyi yağ tüketerek beynimizin iyi çalışmasını, hücrelerimizin sağlıklı olmasını sağlıyoruz. Hatta kilo vermenin bir yolu da iyi yağ tüketmekten geçiyor!