2. Dünya Savaşı psikolojisi artık bitti! ABD'de yeni nesil İsrail'i sevmiyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama'nın ardından Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde de yaşadığı derin görüş ayrılıkları Washington-Tel Aviv hattındaki soğukluğu zirveye taşırken; ABD'de yapılan son araştırmalar, yeni neslin etkisiyle Amerikan kamuoyunun İsrail'e olan bakışında tarihi bir olumsuz dönüşüm yaşandığını ortaya koyuyor.

18 Temmuz 2026 Cumartesi 11:21
Dünya Haberleri

AA



ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında son dönemde kamuoyuna yansıyan görüş ayrılıkları giderek daha çok konuşulmaya ve Amerikalı yöneticiler tarafından daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Gerilimin son somut örneği de Netanyahu'nun ABD'yi ziyaret etmek ve ABD Başkanı ile görüşmek için birçok girişimde bulunması ancak hiçbirinden somut geri dönüş alamaması oldu.

ABD'ye yapmayı planladığı ziyareti iptal ettiğini duyuran İsrail Başbakanı, buna gerekçe olarak ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze töreninin ay sonuna çekilmesini gösterdi.

Bu durum, Tel Aviv ve Washington yönetimleri arasında devam eden "soğukluğun" en somut örneği olarak kayıtlara geçti.

Yine son dönemde Amerikan halkının İsrail'e bakışının dönüşmesi dikkat çekiyor.

ABD merkezli Pew Research şirketinin nisan ayında yaptığı anket, ABD'lilerin yüzde 60'ının İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösteriyor. Yine İsrail'e "çok olumsuz" bakanların oranının da yüzde 28 olduğu görülüyor.

Bu oranlar, son 4 yıldır düzenli artış gösteriyor. İsrail hakkında olumsuz görüş bildiren ABD'lilerin oranı Mart 2022'de yüzde 43'ken, bu oran Nisan 2025'te yüzde 53 oldu.

Görüşlerdeki değişim özellikle gençler arasında daha belirgin. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler içinde 18-49 yaş grubunda İsrail'e yönelik olumsuz bakışın çoğunluk haline geldiği gözleniyor.

Ankete göre, ABD'lilerin yüzde 59'u Netanyahu'nun küresel meselelerde doğru kararlar alacağına az güven duyuyor veya hiç güven duymuyor.

- ABD'NİN İSRAİL POLİTİKASINI, LİDERLERDEN ZİYADE KAMUOYUNUN YÖNLENDİRDİĞİ VURGUSU

ABD'deki Columbia Üniversitesinden Prof. Dr. Richard. Betts, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik politikasının, liderler arası kişisel ilişkilerden veya stratejik hesaplamalardan ziyade Amerikan kamuoyu tarafından yönlendirildiğini belirtti.

Betts, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde ABD kamuoyunun, İsrail'i, o dönem savaştığı Arap ülkelerine karşı desteklemenin "ahlaki bir yükümlülük" olduğuna inandığını, bu durumun 1967'deki Altı Gün Savaşı ile daha da güçlendiğini ifade etti.

ABD iç siyasetinde önemli bir Arap lobisinin bulunmamasının da Amerikan kamuoyunun İsrail'e yönelik olumlu tavır takınmasında etkili olduğuna dikkati çeken Betts, ABD kamuoyunun bu tutumunun son yıllarda önceki kuşaklara göre değiştiğine, yeni neslin artık İkinci Dünya Savaşı psikolojisini taşımadığına vurgu yaptı.

İsrail'in Gazze'de yaptıklarının bu değişime katkı sağladığını vurgulayan Betts, ancak Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin elitlerinin yine kısmen içgüdüsel olarak İsrail'i desteklediğinin altını çizerek, "Bazı kongre adayları son zamanlarda İsrail karşıtı platformlarla seçimleri kazanmış olsa da başkanlık için yarışan önemli bir aday henüz ABD'nin İsrail'e yönelik yardımda veya diplomatik desteğinde büyük değişiklik yapmayı veya Batı Şeria'da zulüm gören Filistinlileri desteklemek için herhangi bir baskı uygulama isteğini desteklemedi." ifadelerini kullandı.

- GERİLİMLER TRUMP DÖNEMİYLE SINIRLI DEĞİL

Netanyahu'nun Trump ile yaşadığı gerilimin benzerleri, Washington'da geçmiş yönetimler döneminde de yaşandı.

Trump ile aralarında son dönemde görüş ayrılıkları bulunan ve yaklaşık 30 yıldır İsrail siyasetinin en etkili isimlerinden olan Netanyahu, eski ABD Başkanları Bill Clinton, Barack Obama ve George W. Bush'la da önemli anlaşmazlıklar yaşadı.

Trump'ın ikinci başkanlık döneminde iki lider arasında özellikle Gazze'deki savaşın seyri, İran politikası ve ateşkes müzakerelerine ilişkin farklı yaklaşımlar zaman zaman kamuoyu önünde de hissedildi.

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının kapsamı ve diplomatik sürece ilişkin görüş ayrılıkları, Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin geleceğine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

- CLİNTON İLE OSLO SÜRECİ GERİLİMİ

Netanyahu'nun 1996'da ilk kez başbakan olmasının ardından ABD Başkanı Bill Clinton ile ilişkileri, Oslo Barış Süreci'ne ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle kısa sürede gerildi.

Netanyahu, seçimde Oslo Anlaşmaları'nı eleştirse de iktidara geldikten sonra süreci sonlandırmadı. Ancak Batı Şeria'dan çekilmeyi yavaşlatması, Doğu Kudüs'teki Har Homa (Cebel Ebu Ganim) Yahudi yerleşimine onay vermesi ve Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ) yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunması Clinton yönetiminin tepkisini çekti.

En büyük krizlerden biri, 1998'de Maryland'deki Wye River Plantasyonu'nda düzenlenen barış zirvesinde yaşandı.

Taraflar Wye River Anlaşması'nı imzalasa da Netanyahu, Batı Şeria'dan çekilmeyi öngören maddeleri güvenlik gerekçesiyle ağırdan aldı. Clinton yönetimi de İsrail'in taahhütlerini yerine getirmediğini savunarak diplomatik baskıyı artırdı.

Gerginlik, Clinton'ın yardımcılarına söylediği aktarılan "Bu adam kim sanıyor kendini? Burada süper güç kim?" sözleriyle de simgeleşti.

Clinton, 2004'te yayımlanan anılarında Netanyahu ile müzakereleri "son derece zor" olarak nitelendirirken, güven sorununun barış sürecini olumsuz etkilediğini yazdı.

Buna rağmen Clinton yönetimi, İsrail'e askeri ve diplomatik desteğini sürdürdü, iki ülke arasındaki stratejik işbirliği devam etti.

- BUSH DÖNEMİNDE DE GÖRÜŞ AYRILIKLARI YAŞANDI

Netanyahu ile George W. Bush yönetimi arasındaki en önemli görüş ayrılığı, 2003'te açıklanan ve iki devletli çözümü öngören "Yol Haritası" girişiminde yaşandı.

Bush, 2002'de bağımsız Filistin devletine açık destek veren ilk Cumhuriyetçi başkan oldu ve ABD ertesi yıl AB, BM ve Rusya'nın da yer aldığı dörtlünün hazırladığı Yol Haritası'nı benimsedi.

O dönem Maliye Bakanı olan Netanyahu ise planın İsrail'i güvenlik açısından riske atacağını savunarak karşı çıktı.

Görüş ayrılıkları, Başbakan Ariel Şaron'un 2005'te Gazze'deki tüm Yahudi yerleşimlerinin boşaltılması ve İsrail ordusunun çekilmesini öngören tek taraflı çekilme planıyla daha da belirginleşti.

Bush yönetimi planı desteklerken, Netanyahu çekilmenin Hamas'ı güçlendireceğini savundu ve planın son kabine oylamasından hemen önce istifa etti.

- OBAMA DÖNEMİNDE İLİŞKİLER GERİLİME SAHNE OLDU

Netanyahu'nun Washington ile en büyük anlaşmazlığı Barack Obama döneminde yaşandı.

Temel görüş ayrılığı İran'ın nükleer programıydı. Obama yönetimi, 2015'te imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı'nı (JCPOA) diplomatik başarı olarak görürken Netanyahu, anlaşmanın İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmadığını savunarak Plan'a sert şekilde karşı çıktı.

Kriz, Netanyahu'nun Obama yönetiminin onayı olmadan ABD Kongresi'nde yaptığı ve anlaşmayı eleştirerek Obama'nın dış politikasına doğrudan meydan okuduğu konuşmayla derinleşti.

İki lider, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşimleri ve Filistin meselesinde de sık sık karşı karşıya geldi. Obama'nın görev süresinin sonunda ABD'nin, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini kınayan BM Güvenlik Konseyi kararını veto etmemesi de ilişkilerdeki en önemli kırılmalardan biri oldu.

- TRUMP VE NETANYAHU'NUN TARTIŞMASI

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin ilk aylarında Netanyahu ile yakın çalışacağı yönündeki beklentiler, yerini kamuoyu önünde yaşanan görüş ayrılıklarına bıraktı.

İki lider arasındaki gerilim, özellikle İran ile yürütülen diplomatik süreç ve İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları nedeniyle son haftalarda açıkça görünür hale geldi.

Gerilimin ilk işaretlerinden biri, Trump yönetiminin İran ile çatışmaları durdurmaya yönelik diplomatik girişimleri sırasında ortaya çıktı. Washington, İran ile geçici bir mutabakat üzerinde çalışırken İsrail, Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürdü.

ABD yönetimi, bölgesel ateşkesin korunmasını öncelikli hedef olarak görürken Netanyahu hükümeti, Hizbullah'ın askeri kapasitesi tamamen ortadan kaldırılıncaya kadar saldırıların durdurulmayacağını savundu.

İki lider arasındaki görüş ayrılığı, haziran başında İsrail'in Beyrut'un güneyindeki Hizbullah hedeflerine düzenlediği saldırıların ardından zirveye ulaştı.

Saldırıların, ABD'nin İran ile yürüttüğü diplomatik süreci tehlikeye attığını düşünen Trump, Netanyahu ile yaptığı yaklaşık 15 dakikalık telefon görüşmesinde sert ifadeler kullandı.

Axios'un 1 Haziran'daki haberine göre ABD Başkanı, Netanyahu'ya "Ne yapıyorsun?" diye çıkışırken, İsrail Başbakanı'nı "çılgın" olmakla suçladı ve Washington'un diplomatik çabalarını riske attığını söyledi.

Telefon görüşmesinin ardından Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'in Beyrut'a kara harekatı düzenlemeyeceğini ve bölgeye yönelen birliklerin geri çekileceğini duyurdu. Netanyahu ile yaptığı görüşmenin "çok verimli geçtiğini" belirten Trump, ateşkesin korunması için hem İsrail hem de Hizbullah tarafıyla temas kurduğunu ifade etti.

Öte yandan aynı gün İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki saldırılarını sürdürmesi, Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıklarının tamamen giderilemediği yorumlarına yol açtı.

Trump, G7 Zirvesi sırasında yaptığı açıklamalarda da Netanyahu'yu kamuoyu önünde eleştirmeyi sürdürdü. İsrail'in son saldırılarını "gereğinden fazla" olarak nitelendiren Trump, Netanyahu'nun "biraz daha sorumlu davranması gerektiğini" söyledi.

Ardından gazetecilere yaptığı açıklamada ise "Bibi iyi bir adam ama bazen kendini fazla kaptırıyor. Lübnan konusunda daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebilir." ifadelerini kullandı.

16 Haziran'da G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa'da gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırılarını eleştirdi ve Suriye'nin Lübnan'da "daha iyi iş çıkaracağını" ifade etti.

Lübnan konusundaki anlaşmazlıklara paralel olarak iki lider, İran konusunda da farklı öncelikler benimsedi. Trump yönetimi, Tahran yönetimi ile geçici anlaşma yaparak çatışmaları sonlandırmayı ve daha kapsamlı nükleer müzakerelerin önünü açmayı hedeflerken Netanyahu, İran'ın uranyum zenginleştirme altyapısı tamamen sökülmeden ve balistik füze programı sınırlandırılmadan herhangi bir anlaşmanın kabul edilemeyeceğini savundu.

İsrail Başbakanlığı, Trump ile temaslarda bu taleplerin iletildiğini açıklasa da Washington diplomatik süreci sürdürme kararı aldı.