AA
ABD yönetiminin Aralık 2025'te yayımladığı yeni Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde, dış politika yöneliminde, Batı Yarımküre'ye daha fazla odaklanması, Venezuela'ya askeri müdahalesi ve aralarında Grönland'ın da bulunduğu başka ülkelere yönelik ilgisini açık şekilde beyan etmesinin ardından AB, "uluslararası hukuka" saygı durma çağrısında bulunmakla yetindi.
AB'nin 6 Avrupa ülkesinin Danimarka'ya yazılı destek açıklamasına katılmaması ve Venezuela müdahalesine sert tepki vermemesi, ABD yönetiminin, Avrupa ülkelerinin Latin Amerika ve Karayipler'de denizaşırı topraklarının ilgi duyma riski tartışmalarını beraberinde getirdi.
AB üyesi Fransa ve Hollanda'nın Latin Amerika ve Karayipler'de farklı statülere sahip 11 denizaşırı toprağı bulunurken, 2020'de AB'den ayrılan İngiltere'nin de 5 denizaşırı toprağı bulunuyor.
Karayiplerde Guadeloupe, Martinique, Saint-Barthelemy, Saint Martin Fransa'nın denizaşırı bölgeleri olarak geçerken, Latin Amerika'da da Fransız Guyanası bulunuyor.
Hollanda'ya bağlı özel bölgeler ise Aruba, Curaçao, Sint Maarten, Bonair, Sint Eustatius ve Saba olarak ön plana çıkıyor.
İngiltere'nin ise bölgedeki denizaşırı toprakları Anguilla, Britanya Virjin Adaları, Cayman Adaları, Montserrat, Turks ve Caicos Adaları olarak biliniyor.
İngiltere'nin denizaşırı toprakları hakkında çalışmalar yürüten UWE Bristol Üniversitesinden Prof. Dr. Peter Clegg, AA muhabirine konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Karayipler, geçmişte Grenada ve Dominik Cumhuriyeti'ne yönelik müdahalelerde de görüldüğü üzere uzun süredir ABD'nin stratejik düşüncesinde merkezi bir yer tutmaktadır." dedi.
Karayip havzasında 16 Avrupa denizaşırı toprağı bulunduğuna dikkati çeken Clegg, "ABD'nin son dönemde Grönland'a yönelik ilgisi kıta ölçeğinin ötesindeki hedeflere işaret etse de benzer bir mantık bu topraklar ile Venezuela'nın hemen doğusunda, Güney Amerika'nın kuzey kıyısında yer alan Fransız Guyanası için de geçerli olabilir." ifadesini kullandı.
Fransız Guyanası'nın Fransa'nın ayrılmaz bir parçası olmasının ABD'nin olası hedeflerini karmaşıklaştırdığını vurgulayan Clegg, "Washington'un Venezuela'ya yönelik son dönemdeki daha atak tutumu, siyasi ve ticari nüfuz arayışlarının yine de gündeme gelebileceğini göstermektedir." şeklindeki değerlendirmesini dile getirdi.
Clegg, Guadeloupe, Aruba ve Britanya Virjin Adaları gibi daha küçük Fransız, Hollanda ve İngiliz topraklarının da büyük doğal kaynaklara sahip olmasalar da yine de stratejik değer taşıdığını anlattı.
Bu toprakların Panama Kanalı ve Meksika Körfezi yakınındaki, küresel ticaret ve ABD deniz operasyonları açısından hayati önemde olan kritik deniz yolları üzerinde yer aldığını vurgulayan Clegg, "Bu adalar üzerinde kontrol ya da nüfuz sağlanması, ABD'nin deniz taşımacılığı hatlarını izlemesini ve bölgesel krizlere müdahale kapasitesini güçlendirecektir. Aruba, Bonair ve Curaçao, Venezuela kıyılarına çok yakın konumlarıyla ayrıca önem arz etmektedir." diye konuştu.
Clegg, diğer taraftan Curaçao'nun Isla petrol rafinerisini yeniden açma girişimlerinin, ABD'li enerji çevrelerinin ilgisini çekebilecek nitelikte olduğuna işaret ederek, "Bu adalar aynı zamanda uyuşturucu sevkiyat rotalarında kilit noktalar olup, ABD, Fransa, Hollanda ve İngiltere kolluk kuvvetleri arasında güçlü işbirliğini beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte Washington, 'daha sert önlemlere ihtiyaç olduğu' iddiasıyla bölgedeki rolünü genişletmeyi savunabilir." değerlendirmesinde bulundu.
Britanya Virjin Adaları Başbakanı Andrew Fahie'nin 2024'te ABD'de kokain kaçakçılığı ve kara para aklama suçlamalarıyla tutuklandığını ve ardından mahkum edildiğini hatırlatan Clegg, bunun bu tür müdahalelerin emsalsiz olmadığını gösterdiğini belirtti.
Clegg, ABD'nin etkisinin halihazırda uyuşturucuyla mücadele operasyonları ve bu toprakların birçoğundaki önemli ABD mali varlıkları üzerinden hissedildiğini kaydetti.
Bununla birlikte Venezuela, Kolombiya ya da Küba ile kıyaslandığında küçük ölçekleri ve pek çoğunun ana ülkelere derin biçimde entegre olması nedeniyle ortaya çıkan egemenlik hassasiyetlerinin ABD'nin ilgisini sınırlayabileceğini anlatan Clegg, "Yine de Çin ile artan jeopolitik rekabet, bölgesel istikrarsızlık ve enerji güvenliği kaygıları, Washington'u genişletilmiş üs hakları, ekonomik ortaklıklar veya örtülü nüfuz gibi araçlarla daha derin bir angajmana itebilir. Bu da Batı Yarımküre'de güvenlik, enerji ve nüfuz gibi kalıcı önceliklerin yansıması olacaktır." mesajını verdi.