Afrika'da Fransa kâbusu: Yeni sömürgecilik

Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi (AFSAM) başkanı Mustafa Efe, Afrika kıtasının bugünkü durumuna ışık tutmak adına Fransız sömürgeciliğinin tarihsel arka planını ve bugününü ele alıyor.

6 Şubat 2020 Perşembe 16:35
Dünya Haberleri

AA



Afrika, Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu içinde en fazla Fransızca konuşan kişinin bulunduğu kıtadır. Kara kıtada 100 milyona yakın kişi Fransızca konuşmaktadır. Afrika’da 54 ülkenin 27’sinini resmî dili Fransızcadır - Fransız eski sömürgesi olan ülkeler, kamu alımları ve kamu ihalelerinde Fransız çıkarlarını korumak ve Fransız şirketlerine öncelik vermek zorundadırlar. Hükümet ihalelerinin verilmesinde Fransız şirketleri önceliğe sahiptir - Fransa Cumhurbaşkanı Macron sömürgeciliğin “ağır bir hata” olduğunu söyleyerek tarihte bir sayfayı kapatma çağrısında bulundu. Macron Afrikalıları kandırarak, yeni sömürgecilik modelinin çareleri tükendikten sonra kullandığı en son argümanını kullanıyor - Macron'un kullandığı argüman yanlışı kabul ederek “yeni bir sayfa açma” çağrısıdır. Yeni sayfa açıldıktan sonra eskiler unutturularak, sömürmeye devam edecekler - Macron’un Afrikalı genç nesli ülkesiyle yeni bir “dostluk ilişkisi” kurmaya davet etmesinin altında yatan diğer bir niyet ise Afrika kıtasının gençlerini sömürmektir. Fransa asker kontenjanını Kamerunlu gençlerle takviye etmek için bir program başlattı - Fransa 1961’den beri 14 Afrika ülkesinin ulusal rezervlerini elinde tutuyor. Fransız hazinesi, Afrika’dan yıllık 500 milyar dolar kazanç ve getiri elde ediyor. Bundan dolayı sömürgeci para sistemini bırakmak istemeyen Fransa, sisteme karşı gelen Afrikalı liderleri ya öldürüyor ya da darbeyle görevden uzaklaştırıyor - Fransa’da bugün 59 nükleer santral bulunuyor. Bu nükleer santrallerin uranyumu Nijer’in Agadez bölgesinden ve son yıllarda da Mali’den gelmekte.

Afrika'da Fransa kâbusu – I: Tarihsel arkaplan

Fransa Afrika’daki sömürgelerden çekilirken iki konuyu zorunlu tutmuştu: Birincisi Fransızcanın ülkenin resmî dili ve eğitim dili olması, ikincisi ise zorunlu resmî eğitim. Elbette bu eğitim de Fransızca yapılacaktı. Eğitim kurumları ilköğretimden üniversiteye kadar Fransa’nın istediği biçimde şekillendirildi. Mesela Çad’a bağımsızlık verildiği zaman, Çad’da Fransızca bilenlerin oranı yüzde 2 civarındaydı.

Fransa “Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu”nu kurarak eski sömürgelerinin Fransa ile bağlarının kopmasına engel olmuştur. Fransızca konuşan ülkeler topluluğu La Francophonie’nin merkezi başkent Paris’tedir. Afrika, Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu içinde en fazla Fransızca konuşan kişinin bulunduğu kıtadır. Kara kıtada 100 milyona yakın kişi Fransızca konuşmaktadır. Afrika’da 54 ülkenin 27’sinini resmî dili Fransızcadır. Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından denetlenen çeşitli uydular ve bağlı kuruluşlarla “Francophonie” adlı bir Fransız dili ve kültürü yayma organizasyonu oluşturulmuştur. Fransa Afrika’ya yönelik yayın yapan basın ve yayın kuruluşlarına sahiptir. Bu gazete, dergi, TV ve radyo istasyonlarından Fransız çıkarlarını korumak için yönlendirmeler yapmaktadır.

Fransız eski sömürgesi olan ülkeler, kamu alımları ve kamu ihalelerinde Fransız çıkarlarını korumak ve Fransız şirketlerine öncelik vermek zorundadırlar. Hükümet ihalelerinin verilmesinde Fransız şirketleri önceliğe sahiptir. Ancak bundan sonra ihtiyaç olursa bu ülkeler başka kaynaklara yönelebilirler.

Afrikalılar, yıllarca dünyanın diğer ülkelerine gitmek istedikleri zaman Air France’la veya British Airways’le gitmek zorundalardı. Fransız eski sömürgelerinden birisi bir başka ülkeye gitmek istediği zaman bile, oraya Paris üzerinden gitmek zorundaydı. Farklı ülkelerin havayolu şirketlerinin filolarını güçlendirmeleriyle birlikte, Afrikalılar farklı güzergâhlar kullanabilmeye başlamış, Fransa’dan başka ülkelerin de varlığını keşfetmişlerdir. Bugün Türk Havayolları Afrika kıtasında 53 destinasyona uçuyor. Artık bütün aktarmalar İstanbul üzerinden gerçekleşiyor. Fransa’nın Türkiye’ye zaman zaman şiddetli bir şekilde saldırmasının sebeplerinden biri de budur.

Fransız eski sömürgelerinin çoğunda, ülkelerin büyük ekonomik varlıklarının tümü Fransızların elindedir. Örneğin Fildişi Sahili’nde Fransız şirketleri su, elektrik, telefon, ulaşım, limanlar ve büyük bankalar gibi büyük hizmetlerin tümünü bunların sahibi olarak kontrol etmektedir. Ticaret, inşaat ve tarımda da aynı şey geçerlidir.

Fransız yeni sömürgecilik metotlarından biri olarak kullanılan “Batılılaşma”, “çağdaşlaşma” ve “modernleşme” adı altındaki akımlar, söz konusu toplumlarda sadece bir dejenerasyona yol açmıştır. Fransa ayrıca Müslümanların direnişini kırmak için, dinî düşünceyi şekillendirmek adına, kendi kontrolünde olacak İslami okullar kurdurmuştur. Afrika toplumlarını dejenere etmek için müstehcen yayınlar yapan pop müzik kanalları kurulmuş ve bu kanallar 7/24 yayın yapmaktadır. Yerel yönetimlerin eliyle içki kullanımı, moda adı altında Afrikalı kadınların tesettürden çıkarılması ve pop kültürü özendirilerek Müslüman toplum çökertilmeye çalışılmıştır. Neticede artık çok rahat bir şekilde “Castel” birasını içen ve domuz etli sandviçini yiyen, Kurban Bayramı’nı bar ve kulüplerde kutlayan ve bu durumu normal gören bir toplum ortaya çıkmıştır. Kurban Bayramı kutlamaları çerçevesinde, büyük stadyumlara getirilen pop sanatçıları konserler vermektedir. Yaşanan kültürel dejenerasyon, İslam ve Afrika kültüründeki yozlaşma, normal bir durum olarak görülüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sömürgeciliğin “ağır bir hata” olduğunu söyleyerek tarihte bir sayfayı kapatma çağrısında bulundu. Uzun yıllar Fransa’nın himayesi altında kalan Fildişi Sahili’ni ziyaret eden Macron burada yaptığı konuşmada, ülkesinin hegemon olarak algılandığını, ülkesinin sömürgeciliğin tuzaklarına düşmesinin bir hata olduğunu söyledi. Afrika’nın nüfusu açısından genç bir kıta olduğunu belirten Fransa Cumhurbaşkanı, “Ülkenizin üçte ikisi sömürgeciliğin ne olduğunu asla bilmedi” dedi. Macron Afrikalı genç nesli ülkesiyle yeni bir dostluk ilişkisi kurmaya davet etti.

Macron Afrikalıları kandırarak, yeni sömürgecilik modelinin çareleri tükendikten sonra kullandığı en son argümanını kullanıyor. Bu argüman ise yanlışı kabul ederek “yeni bir sayfa açma” çağrısıdır. Yeni sayfa açıldıktan sonra eskiler unutturularak sömürmeye devam edeceklerdir. Fransa tarafından köleleştirilen milyonlar, yağmalanan yeraltı kaynakları ve tarihi eserler ise artık konuşulmayacaktır.

Macron’un Afrikalı genç nesli ülkesiyle yeni bir “dostluk ilişkisi” kurmaya davet etmesinin altında yatan diğer bir niyet ise Afrika kıtasının gençlerini sömürmektir. Fransa asker kontenjanını Kamerunlu gençlerle takviye etmek için bir program başlattı. Bu program Kamerun halkının tepkisini topladı. Programın müracaat şartlarına göre bekâr, askeri bir doktor tarafından zinde raporu verilen, Fransızcaya hâkim kadın ve erkek Kamerunlu gençler, yapılacak seçmelerin ardından programa katılabilecek. Fransa Subay Eğitim Okulu’nun bu girişimi ülkede, “Fransa’nın kendisi için ölecek gençleri bile Afrika’dan seçtiği” şeklinde yorumlandı. Kamerunlular ülkenin kalkınmak için mühendislere ve iyi eğitimli teknisyenlere ihtiyacı olduğunu, Kamerun’un “gençleri Fransa’nın hizmetine vermekle” gelişmeyeceği gerçeğini haykırdılar. Kamerunlular “Fransa’da ölmek için yeterince genç Fransız yok mu? Macron, ordusunu beslemek için daha fazla çocuğa sahip olmalı. Afrika’nın çocukları, Afrikalılar, Fransızların kendi çocuklarını saklayıp Kamerunluları ölüme göndermeyi tercih ettiğini göremeyecek kadar aptal olmadığı sürece Afrika için çalışacaktır” diye sesleniyorlar.

Fransa Afrikalılar arasında Fransa’nın hâlâ Afrika’yı sömürdüğünün farkında olan ve bunu dile getirenleri görevlerinden aldırmakta ve böylece susturmaktadır. Afrika Birliği’nin ABD Elçisi Zimbabveli diplomat Dr. Arikana Chihombori-Quao, Fransa’nın sömürge vergisi almasını sonlandırmasını istemesi üzerine Afrika Birliği’nin Çadlı başkanı Moussa Faki Mahamat’ın Macron ile bir araya gelmesinden sonra görevden aldı.

SÖMÜRGE PARA BİRİMİ FRANK

Afrika kıtası tedavülden kalkmış paraların geçtiği bir kıtadır. Frank diye bir para birimi artık Fransa’da bile yok. Fakat Afrika’da var. Fransa, merkezi Paris olan, alım gücünün Paris’ten belirlendiği, Chamalieres’de basılan Frank para biriminin eski sömürgelerinde geçerli olmaya devam ettiği bu şeytanî sistemin devam etmesini istiyor. Afrika’da kullanılan Franklar, Fransa’nın Lion şehri yakınlarında basılıyor. Fransa Institut d’Émission des Départements d’Outre-Mer, Institut d’Émission d’Outre-Mer, Banque Centrale des États de l’Afrique de l’Ouest, Banque des États de l’Afrique Centrale gibi Afrika için ayrı, Pasifikler için ayrı merkez bankaları kurmuştur. Afrika ülkeleri için basılan Frankların üzerinde (Orta Afrika Frankı, Batı Afrika Frankı gibi) her ülkeye uygun Afrikalı figürler bulunmaktadır.

Afrika Finansal Topluluğu’nu (CFA) kuran anlaşmanın hükümleri uyarınca, her Afrika ülkesinin Merkez Bankası, döviz rezervlerinin en az yüzde 85’ini Fransa Finans Kontrol Bankası’na bağlı Fransız Merkez Bankasındaki bir “işletme hesabında” tutmakla yükümlüdür. Afrika ülkelerinin bu paraya erişimi yok. Fransa bir yılda paranın sadece yüzde 15’ine erişmelerine izin veriyor. Daha fazlasına ihtiyaç duymaları halinde, Fransız Hazinesi’nden kendi yüzde 85’lerinden ekstra para ödünç almak zorundalar. Fransa’nın ülkelerin rezervden ödünç alabilecekleri miktara da bir sınır koyması, işleri iyice trajik hale getirmekte. Sınır önceki yıl kamu gelirlerinin yüzde 20’si olarak sabitlendi. Ülkelerin kendi paralarının yüzde 20’sinden fazlasını talep etmesi durumunda Fransa’nın veto hakkı bulunuyor.

Fransa 1961’den beri 14 Afrika ülkesinin ulusal rezervlerini elinde tutuyor: Benin, Burkina Faso, Gine-Bissau, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo-Brazzaville, Ekvator Ginesi ve Gabon. Afrika ülkeleri ulusal para rezervlerini de Fransa Merkez Bankası’na yatırmak durumundadır. Fransız hazinesi, Afrika’dan yıllık bazda yaklaşık 500 milyar dolar kazanç ve getiri elde etmektedir. Fransa bundan dolayı sömürgeci para sistemini bırakmak istemiyor. Bu sisteme karşı durmak isteyen Afrikalı liderler ya öldürüldüler ya da darbeyle görevden uzaklaştırıldılar. İtaat edenler ise Fransa tarafından cömert bir şekilde ödüllendiriliyor. Şimdi Fransa, eski imparatorluğun bu karanlık tarafına ışık tutmak isteyen herkesle savaşmak için her şeyi yapıyor.

Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyesi 15 ülke 2020 yılı Temmuz ayı itibarıyla sömürge döneminden kalma 74 yıllık Fransız sömürge parası CFA frangını kaldırarak ortak para birimine geçeceklerini ve ECO ismini verdikleri para birimini kullanacaklarını ilân ettiler. Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Fildişi Sahili’nin en büyük kenti Abidjan’da düzenlediği ortak basın toplantısında, Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (UEMOA) üyesi 8 ülke de CFA frangı konusunda reform kararı aldığını, 1945’ten bu yana kullandıkları CFA frangını gelecek yıldan itibaren kullanmayacaklarını belirtti. “UEMOA ülkeleri CFA frangını bırakarak ECO para birimine geçecek” diyen Ouattara, 8 ülkenin ayrıca Fransa Merkez Bankası ve hazinesiyle teknik bağlarını keserek yeni para birimini kendilerinin yöneteceğini vurguladı. Ouattara ECO’nun değerinin de CFA frangı gibi avroyla sabitleneceğini kaydetti. CFA frangının bugüne kadar önemli bir araç olduğunu ifade eden Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı, “Fakat büyük dinamiğimizi sağlamlaştırmak için daha hırslı reformlar yapmalı, halklarımızın satın alma gücünü korumalıyız” dedi. Macron da yaptığı değerlendirmede, atılan adımları “tarihi bir reform” olarak nitelendirdi. ECO sisteminde Fransa Batı Afrika Merkez Bankası (BCEAO), bankacılık komisyonu ve para politikası konseyinde bulunan temsilcilerini de çekecek. Afrika ülkelerinin döviz rezervlerinin yüzde 50’sinin Fransa Merkez Bankası’nda tutulması uygulaması da kalkacaktı. Diğer yandan Fransa, kriz durumunda garantör ülke olmayı sürdürecekti. ECO’yu kullanan ülkeler ithalatlarını ödeyemeyecek bir duruma düşerse, Fransa bu ödemeleri yapacak ama para politikası konseyine dönmeye de hak kazanacaktı. Sabit parite koşulunun zaman içinde değiştirilebileceği belirtilmişti.

UEMOA ile Orta Afrika Ekonomik ve Parasal Topluluğu (CEMAC) üyesi 14 Afrika ülkesi sömürge döneminden bu yana CFA frangının iki farklı çeşidini kullanıyor. Fakat sömürgeci efendiler aralarında anlaşıp bunu bozdular. Nijerya, Gana, Gambiya, Gine, Liberya ve Sierra Leone gibi İngiliz eski sömürgesi olan ülkeler ECO’dan çekildiklerini ilân ettiler. Eğer gerçekleşseydi, Fransa’nın Afrika ile ilişkileri bakımından dönüm noktası olacaktı. Fransa şimdilik Batı Afrika ülkelerinin Frank’ı bırakıp ECO ismini verdikleri para birimine geçmek istemelerinin önüne geçmiş oldu.

Afrika’da bölgesel birliklerin oluşturulması Birleşik Afrika’nın kurulmasını engellemek için bir Fransız oyunu idi. Şimdi bu bölgesel birlik üzerinden ECO’yu para birimi yapmak yine Fransa’nın oyununa su taşımak olacaktı aslında. Afrika için en doğru para birimi Afro’dur.

AFRO Libya’nın efsanevi Devlet Başkanı Muammer Kaddafi tarafından Afrika ülkelerinin kendi aralarında kullanılacak tek para birimi olarak teklif edilmişti. Kaddafi bunun için gereken tüm kurumsal yapının tamamlanması için de çalışıyordu. Libya’nın Sirte şehrinde yerleşik Afrika Yatırım Bankası, 2011 yılında 42 milyar dolar sermayeyle Kamerun’un başkenti Yaonde’de kurulan Afrika Para Fonu ve Abuja’da yerleşik Afrika Merkez Bankası bunlardandır. Libya’daki karışıklıklar başlar başlamaz Libya Merkez Bankası’na ait 30 milyar doların o zamanki ABD Başkanı Barack Obama tarafından dondurulmasından dolayı, Afrika’yı küresel vahşi kapitalist sistemden kurtaracak ve Afrika Federasyonu’nun kurulmasında son dokunuşlar olacak bu üç ana proje engellenmiştir. Afrika Merkez Bankası para basmaya başladığı zaman, Fransa’nın 80 yıla yakın bir zamandır kimi Afrika ülkelerini elinde tuttuğu sistem elinden gidecektir. Çünkü Batı Afrika Frankı ve Orta Afrika Frankı para birimi olmaktan çıktığı zaman Fransa bütün kontrolü kaybedecektir. Bundan dolayı Fransa’nın Libya meselesinde aleyhine adım atanlara vahşi bir şekilde saldırması anlaşılabilir. Afrika Para Fonu da sadece 25 milyar dolar sermayeyle Afrika ülkelerini Uluslararası Para Fonu önünde diz çökmekten kurtaracaktı. Diğer yandan IMF’nin Afrika ülkelerini özelleştirme politikalarına zorlamasının önüne geçilebilecekti. Fransa’nın Libya’ya saldırmasının en önemli sebebi, Kaddafi’nin Afrika ülkelerini uyandırmaya çalışmasıdır.

FRANSA’NIN AFRİKA’DA MADENLERİ YAĞMALAMASI

Fransız destekli sivil toplum kuruluşları bütün dünyada nükleer santrallerin ne kadar kötü ve zararlı olduğunu savunan programlar ve protestolar düzenlemekteler. Fakat Fransa’da bugün 59 nükleer santral bulunuyor. Bu nükleer santrallerin uranyumu Nijer’in Agadez bölgesinden ve son yıllarda da Mali’den gelmekte. Altı bin kamyon Nijer’in Agadez bölgesinden Togo’nun başkenti ve limanı Lome’ye uranyum madeninden ayrıştırılmamış cüruf taşımakta.

Uranyum ilk olarak Nijer’de 1957’de Nijer Cumhuriyeti’nin kurulmasından bir yıl önce Bureau Minier de la France d’Outre-Mer tarafından keşfedildi. Fransa 1956’da başlayan ve 1960 yılında bağımsızlık arifesinde birçok keşifle sonuçlanan, Commissariat à l’Energie Atomique (CEA) tarafından yürütülen kapsamlı araştırmaların izini sürdü. Fransa’nın Afrika’daki başarılı sömürgeciliği(!) gizli askeri anlaşmalar ve kaynak anlaşmaları ve özel parasal bölgeler yoluyla gerçekleşti. Fransa’nın çıkarlarını koruyan bu anlaşmalar, mesela Togo ve Gabon’da, ömür boyu iktidarda kalmış Gnassingbé Eyadéma ve Omar Bongo gibi liderler, Fildişi Sahilleri’nde ise Felix Houphouët-Boigny gibi seçkin “yerli valiler” ile uygulamaya konuldu. Fransa’ya sadece stratejik kaynaklara öncelikli erişim hakkı tanınmadı, aynı zamanda eski sömürgelerde Fransız askeri üslerinin varlığı da meşrulaştırıldı ve diktatörlerin aynı hizada kalması sağlanarak onların konumları da meşrulaştırıldı. 1960’lı yıllardan itibaren Nijer dâhil eski koloniler tarafından 27 anlaşma imzalandı. Fransa eski kolonilerinde bulunan herhangi bir doğal kaynağı satın alma hakkına sahiptir. Ancak Fransa’nın “ilgilenmiyorum” demesinden sonra, Afrika ülkelerinin başka ortaklar aramasına izin verilir. Bugün Afrika kıtasında bin 100 civarında büyük şirket grubu ve 2 bin 109 civarında da bunların yerli taşeronu bulunmaktadır.

[Mustafa Efe Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi (AFSAM) başkanıdır]