AA
Almanya'da faaliyet gösteren İslam ve Müslüman Düşmanlığı Karşıtı İttifakının (CLAIM) hazırladığı raporda, ülkede 2025'te Müslüman karşıtı 4 bin 96 vaka kaydedildiği ifade edildi.
Böylelikle günde ortalama 11 Müslüman karşıtı vakanın meydana geldiğine işaret edilen raporda, ülkedeki danışmanlık ve bildirim merkezlerine Müslümanlara karşı ayrımcılık, hakaret, tehdit, mala zarar verme ve şiddet gibi vakaların bildirildiği aktarıldı.
Bildirilmeyen daha fazla vakanın olduğu varsayımında bulunulan raporda, 2024'te 3 bin 80 Müslüman karşıtı vakanın tespit edildiği anımsatıldı.
Olayların yüzde 61,1'inin "sözlü saldırılar" olarak kayda geçtiğine dikkati çekilen raporda, bunu, yüzde 21,5 ile "ayrımcılık", yüzde 17,4 ile de yaralama, mala zarar verme, kundaklama ve diğer şiddet vakalarını içeren "yaralayıcı davranışların" takip ettiği belirtildi.
Raporda, 2025'te Müslüman karşıtı olaylarda 2 kişinin öldürüldüğüne, 4 kişinin ağır yaralandığına ve 5 kundaklama vakası olduğuna işaret edildi.
Söz konusu olayların önemli bölümünün kadınlara karşı yapıldığı vurgulanan raporda, 2025'te camilere yönelik 61 saldırı düzenlendiğinin bildirildiği aktarıldı.
- "BU RAKAMLAR BUZ DAĞININ SADECE GÖRÜNEN KISMI"
CLAIM'in yöneticisi Rima Hanano, raporun tanıtıldığı basın toplantısında yaptığı açıklamada, ülkede 2025'te kaydedilen Müslüman karşıtı 4 bin 96 vakanın, insanların günde 11 Müslüman karşıtı sözlü saldırıya, ayrımcılığa ve hatta ağır fiziksel saldırıya maruz kaldığı anlamına geldiğini söyledi.
"Aynı zamanda bu rakamlar buz dağının sadece görünen kısmı." ifadesini kullanan Hanano, pek çok mağdurun sonuçlarından korktuğu ya da ciddiye alınmayacağından endişe duyduğu için bildirimde bulunmadığını kaydetti.
- "VAKALAR GİDEREK DAHA AĞIR VE ŞİDDETLİ HALE GELİYOR"
Hanano, 2025'te 2 kişinin Müslüman karşıtı ırkçılık nedeniyle öldürüldüğüne işaret ederek "Endişe verici olan, belgelediğimiz vakaların giderek daha ağır ve şiddetli hale gelmesi ve fiziksel yaralanmaların artmasıdır." dedi.
Faillerin çocuklara da saldırmaktan çekinmediğine dikkati çeken Hanano, Bavyera eyaletinde öğrencilerin çekiçli saldırıya uğradığını ve yaralandığını aktardı.
Hanano, Dresden kentinde iki kız çocuğunun hakarete uğradığını ve 14 yaşındaki bir kızın başörtüsünün zorla çıkarıldığını belirtti.
İnsanların okulda ve günlük hayatta ayrımcılığa uğradıklarını vurgulayan Hanano, olaylar bildirildiğinde resmi makamlarca çoğu zaman ciddiye alınmadığını, Müslümanların genel olarak sürekli olarak aşırılık yanlısı, şiddete eğilimli ya da geri kalmış olarak gösterildiğini anlattı.
Hanano, "İnsanların polise, yargıya ve eğitim kurumlarına güvenini yitirmesi hiç de şaşırtıcı değil." diye konuştu.
- "İNSANLAR MÜSLÜMAN OLDUKLARI İÇİN HEDEF HALİNE GELİYOR"
Müslümanların siyasete yönelik de güveni kaybettiklerini, 2021 yılında yapılan bir ankete katılan Müslümanların neredeyse 3'te 2'sinin Alman hükümetine güvenmediğini belirttiğini anımsatan Hanano, "Bu, toplumumuzu bölüyor. Çünkü, örneğin gastronomi sektöründe, bakım görevlisi, taksi şoförü ya da doktor olarak (toplumda) her gün sorumluluk üstlenen insanlardan bahsediyoruz. Bu insanlar, sırf Müslüman oldukları ya da başkaları tarafından Müslüman sanıldıkları için düşmanlık, ayrımcılık ve şiddetin hedefi haline geliyorlar." ifadelerini kullandı.
Hanano, bu güven kaybının toplum için gerçek bir tehlike olduğunun altını çizdi.
Alman hükümetinin Müslüman karşıtı ırkçılıkla mücadelede eyleme geçme ihtiyacı duymamasından endişe duyduklarını belirten Hanano, "Bu durum bizi endişelendiriyor, çünkü mesele sadece ahlaki bir sorumluluk değil. Almanya, sadece hukuki olarak değil, aynı zamanda pratikte ayrımcılığa karşı önlemler almak ve insanları şiddetten korumakla yükümlüdür." şeklinde konuştu.
Durumun ciddi olduğunu vurgulayan Hanano, Müslüman karşıtı ırkçılığın kendiliğinden ortadan kalkmayacağını, burada net ve kararlı adımların atılması gerektiğini kaydetti.
Hanau kentinde 2020'de yaşanan ırkçı terör saldırısında yaralanan Said Etris Hashemi de konuşmasında, saldırının yıllarca yapılan ırkçı tartışmaların bir sonucu olduğunu dile getirdi.
Irkçılığın şiddetle başlamadığını belirten Hashemi, "Irkçılık çok daha erken başlıyor. Önyargılarla, aşağılama ve ayrımcılıkla. Siyasi tartışmalarda kullandığımız dille başlıyor." dedi.
Hashemi, sarf edilen sözlerin sonunda sonuçsuz kalmadığını, nefreti ve şiddeti körüklediğini sözlerine ekledi.