NATO Ankara'da yenilenecek! İttifak için tarihi dönüm noktası

NATO, Soğuk Savaş sonrası "2.0" anlayışını kurumsallaştırdığı 2004 İstanbul Zirvesi'nden 22 yıl sonra, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek zirve ile "3.0" versiyonuna geçiş yapmaya hazırlanıyor. Rus tehdidi ve büyük güç rekabetinin gölgesinde şekillenen bu yeni vizyon; kolektif savunmaya dönüşü, Avrupa'nın konvansiyonel savunmada liderliği üstlenmesini ve külfet paylaşımının yeniden dengelenmesini hedefliyor. Bölgesel güvenlik sağlayıcılığından çok boyutlu stratejik müttefikliğe evrilen Türkiye ise, ev sahipliği yaptığı bu ikinci zirvede, İttifak'ın değişen güvenlik önceliklerinde belirleyici rolünü sürdürüyor.

3 Temmuz 2026 Cuma 11:42
Dünya Haberleri

AA



Anadolu Ajansının (AA) "Brüksel'den NATO Ankara Zirvesi'ne" başlıklı dosya haberinin üçüncü bölümünde NATO'nun kuruluşundan bu yana geçirdiği dönüşüm süreçleri kapsamında Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı 2004 İstanbul Zirvesi ile 7-8 Temmuz'da düzenlenecek Ankara Zirvesi'nin İttifak açısından taşıdığı stratejik önem incelendi.

1949'da kuruluşundan bu yana NATO'nun evrimsel dönüşümlerini Soğuk Savaş Dönemi (1.0), Soğuk Savaş Sonrası ve 11 Eylül dönemi (2.0) ve şimdi Rus tehdidinin yeniden belirginleştiği ve kolektif savunma ile büyük güç rekabetine dönüş dönemi (3.0) olarak tanımlamak mümkün.

İstanbul Zirvesi, İttifak'ın "NATO 2.0" olarak tanımlanan dönüşümünü kurumsallaştırdı, 7-8 Temmuz'da düzenlenecek Ankara Zirvesi'nin ise "NATO 3.0" olarak nitelendirilen yeni dönemin şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor.

Eski NATO Genel Sekreteri'nden Türkiye'ye övgü

- NATO "1.0", SAVUNMA ODAKLI SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ

Kuruluşunun ardından NATO "1.0" versiyonunda İttifak'ın temel odağı savunmaydı.

Bu dönemde NATO, büyük ve sabit konuşlu askeri güçlere sahip, tek ve açık bir tehdide karşı konumlanmış bir yapı niteliği taşıyordu.

Sovyetler Birliği'nin İttifak üyelerine askeri saldırganlığı ihtimal olarak dahi görmesini engelleyen bu dönem, Avrupa'da Soğuk Savaş'ın sıcak savaşa dönüşmesini engellemişti.

- NATO "2.0" İSTANBUL'DA PEKİŞTİ

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla tehdit algısı kökten değişen NATO, bu dönemde kolektif savunmanın yanı sıra kriz yönetimi, barışı destekleme operasyonları ve ortaklıklarını geliştirmeye yöneldi.

Boğazın iki yakasında 26 üyeyi ağırlayan İstanbul Zirvesi bildirisinde "İttifak'ın geleneksel savunmadan küresel güvenlik ve kriz yönetimi kapasitesine evrildiği" teyit edildi.

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında oluşan güvenlik ortamında "5'inci maddeyi" ilk kez işletmiş olan NATO'nun o dönemdeki en önemli önceliklerinden biri terörle mücadeleydi.

İstanbul Zirvesi'nde Afganistan'daki istikrar misyonunun genişletilmesi ön plana çıkarken zirvede Irak'taki güvenlik güçlerine eğitim desteği fikri de olgunlaşmıştı.

Böylelikle 2004 İstanbul Zirvesi, "2.0" versiyonunun pekişmesi ve kurumsallaşmasına vesile olmuştu.

- NATO "3.0"A DÖNÜŞÜM, ANKARA'DA GERÇEKLEŞECEK

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel'de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ankara Zirvesi'nde temel önceliklerden birinin "NATO 3.0"ı inşa etmek olacağını belirterek, zirvenin yeni vizyonun şekillenmesine vesile olacağını teyit etti.

Yeni sınama ve güvenlik dengelerine göre sürekli dönüşerek tarihin en uzun ömürlü ittifakı olmayı başaran NATO, "3.0" versiyonuyla bir nevi "fabrika ayarlarına" dönmeye hazırlanıyor.

Bu kavram son dönemde daha sık gündeme gelse de temelini oluşturan külfet paylaşımının daha adil dağıtılması talebi, ABD'nin uzun yıllardır dile getirdiği öncelikler arasında yer alıyor.

ABD yönetimi tarafından ortaya atılan bu vizyon, en basit şekliyle Avrupa'nın konvansiyonel savunmada liderliği üstlenmesi ve ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının gözden geçirilmesi ile Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarının artmasını sağlayarak "bedavacılığa" son verilmesi olarak tanımlanıyor.

"NATO 3.0", ABD'nin nükleer şemsiye güvenliğinin ve "stratejik liderliğinin" devamını, Avrupa'nın konvansiyonel savunma yükünü ise kendisinin taşımasını öngörüyor.

ABD, "NATO 3.0" çerçevesinde Avrupa'ya sağladığı kuvvet ve yeteneklerde azalmaya gitmeyi değerlendiriyor ve Avrupalı müttefiklerin "külfet aktarımı" çerçevesinde daha fazla sorumluluk almasını talep ediyor.

Soğuk Savaş'ta İttifak topraklarını saldırılarından koruyan "NATO 1.0" modelini esas alan yeni vizyon, İttifak'ın yeniden kolektif savunmaya odaklanmasını öngörüyor.

- 22 YILDA TÜRKİYE'NİN ROLÜ DEĞİŞTİ, ÖNEMİ AZALMADI

İttifak'ın en önemli üyelerinden Türkiye'nin, 2004 İstanbul Zirvesi döneminde üstlendiği rollerle NATO içinde kilit bir konum edindiği, 2026 Ankara Zirvesi'ne gelindiğinde rolü değişse de stratejik öneminin azalmadığı, aksine daha da arttığı görülüyor.

Türkiye'nin, 2004'te İttifak içinde ağırlıklı olarak coğrafi konumu ve terörle mücadeledeki rolüyle ön plana çıktığı değerlendiriliyor.

İstanbul Zirvesi'ne damga vuran Afganistan operasyonları için kritik lojistik merkez ve Irak Savaşı'nın ardından Orta Doğu'ya komşu tek NATO ülkesi olması, terörle mücadelede ön cephe müttefiki görülmesi ve Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu'yu birbirine bağlayan stratejik konumu, bu dönemde Türkiye'yi ön plana çıkaran hususlar arasında yer alıyor.

Ankara Zirvesi'ne doğru Türkiye'nin öneminin çok daha geniş güvenlik çerçevesinde değerlendirildiği görülüyor.

İttifak'ın Karadeniz'e açılan en önemli ülkesi olmanın yanı sıra Türkiye, halihazırda arabuluculuk ve liderlik kapasitesiyle de dikkati çekiyor.

Türkiye, Avrupa'nın güney kanadının güvenliğine katkı sağlayan kilit aktörlerden biri olmaya devam ederken aynı zamanda hızla gelişen savunma sanayisi sayesinde NATO'nun savunma üretim kapasitesi ve kolektif güvenliğine katkı sağlayan önemli üreticilerden biri konumuna ulaşmış bulunuyor.

Ev sahipliğini üstlendiği iki zirve arasında Türkiye'nin NATO içindeki rolünün "bölgesel güvenlik sağlayıcısından" "Avrupa-Atlantik güvenliğinin birçok başlığında belirleyici rol oynayan çok boyutlu stratejik müttefike" evrildiği değerlendiriliyor.

2004 İstanbul ve 2026 Ankara zirveleri, NATO'nun farklı dönüşüm evrelerine yön veren kilometre taşları olarak öne çıkarken Türkiye'nin de İttifak'ın değişen güvenlik önceliklerine uyum sağlayan ve bu dönüşüme katkı sunan kilit müttefiklerden biri olmayı sürdürdüğü görülüyor.