AA
ABD yönetiminin Grönland üzerinden Avrupa ülkelerini sıkıştırması küresel piyasalarda risk algısını yükseltirken Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, "Bazı kilit sektörlerde Çin'in Avrupa'ya daha fazla doğrudan yatırım yapmasına ihtiyacımız var." açıklaması, transatlantik ilişkilerdeki gerilimin Avrupa'nın ekonomik tercihlerine nasıl yansıyabileceğine dair soru işaretlerini artırdı.
Belçika Başbakanı Bart De Wever de Avrupa'nın kendi teknolojik platformlarını kurması gerektiğini belirterek, aksi halde ABD Başkanı Trump'ın kendileriyle "oynamaya devam" edeceğini söyledi.
Trump ise ulusal güvenlik gerekçeleriyle Grönland'a ihtiyaçları olduğunu savunurken, bu nedenle ABD'nin Grönland'ı alma konusunu görüşmek üzere acil müzakereler talep ettiğini bildirdi. Trump, bölgenin kontrolünü ele alma konusunda "güç kullanmayacağını" ifade etti.
ABD ile AB arasındaki bu gerilim, Çin'in Avrupa'daki ekonomik etkisinin artabileceği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşırken AB'nin de ticari stratejilerini çeşitlendirme eğilimini hızlandırabileceği değerlendiriliyor.
- AVRUPA ÜLKELERİ ÇİN İLE DAHA PRAGMATİK EKONOMİK İLİŞKİLER KURMAYA YÖNELEBİLİR
Trump yönetiminin göreve geldiği günden bu yana gümrük tarifelerini dış politika aracı olarak kullanması, alüminyum, çelik, otomotiv ve yeşil teknolojiler gibi stratejik sektörlerde ABD ile AB arasında görüş ayrılıklarına yol açtı.
Avrupa tarafı, ABD'nin korumacı adımlarının küresel ticaret dengelerini bozduğunu savunurken Washington ise bu politikaları "ulusal güvenlik" ve "yerli üretimi koruma" gerekçelerini öne sürüyor.
ABD ile AB arasındaki ayrışmanın bir diğer boyutunu Grönland meselesi oluşturuyor. Trump'ın Grönland'a yönelik çıkışları, Avrupa'da ABD'nin bölgeyi yalnızca güvenlik değil, lojistik ve ticari üstünlük alanı olarak da gördüğü yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Uzmanlara göre bu yaklaşım, Arktik bölgede Rusya ve Çin ile rekabet sürerken Avrupa müttefikleriyle de çıkar çatışmalarını beraberinde getiriyor.
Avrupa'da son dönemde elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, yenilenebilir enerji ekipmanları ve altyapı yatırımları gibi alanlarda Çin sermayesinin rolü daha sık tartışılır hale geldi.
ABD ile yaşanan ticari ve stratejik gerilimlerin, bazı Avrupa ülkelerini Çin ile daha pragmatik ekonomik ilişkiler kurmaya yöneltebileceği, bu durumun Avrupa'nın denge arayışının bir yansıması olduğu değerlendiriliyor.
- "AB, TİCARİ İLİŞKİLERİNİ ÇEŞİTLENDİRME STRATEJİSİNE HIZ VERDİ
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Rahmi İncekara, AA muhabirine, Çin ile AB arasındaki resmi diplomatik ilişkilerin 50'nci yılını geride bıraktığı bu dönemde, iki taraf arasındaki siyasi ve diplomatik bağların son gelişmeler ekseninde ekonomik ve ticari ilişkilerin güçlü desteğiyle yeni bir ivme kazanabileceğini söyledi.
İncekara, 2024'te Çin'in Avrupa'nın mal ithalatında ana kaynak olmayı sürdürdüğünü, ABD ve İngiltere'nin ardından Avrupa için üçüncü büyük ihracat pazarı konumunda bulunduğunu belirterek, Hollanda'nın AB'de Çin ürünlerinin en büyük ithalatçısı, Almanya'nın ise 27 ülke arasında Çin'e en fazla ihracat yapan ülke olduğunu hatırlattı.
Trump'ın yeniden başkan olmasıyla ABD'nin son yılların en agresif ticaret hamlelerinden birini başlattığını ifade eden İncekara, şunları kaydetti:
"AB, bir yandan daha yüksek ABD tarifeleriyle karşı karşıya kalırken, diğer yandan Çin'in pek çok üründe kullanılan kritik minerallerin ihracatını kısıtlamasıyla baskı altına girdi. ABD tarafından engellenen Çin ihracatının Avrupa'ya yönelmesiyle Kasım 2024 ile Kasım 2025 arasında AB'de Çin mallarının payı yaklaşık yüzde 15 arttı. İtalya gibi bazı üye ülkelerde bu oran yüzde 25'i aşarak toplam ithalatın dörtte birine yaklaştı."
İncekara, AB'nin ABD ve Çin arasında kalmasının ve her iki aktörün talepleri karşısında denge arayışının, birlik içinde ortak bir ekonomik ve politik çizgi oluşturulup oluşturulamayacağı sorusunu gündemde tuttuğunu belirtti.
AB'nin dünyanın en büyük tek pazarı ve 400 milyondan fazla tüketicisiyle güçlü bir cazibe merkezi olduğuna dikkati çeken İncekara, şu değerlendirmede bulundu:
"Sonuç olarak AB, ticari ilişkilerini çeşitlendirme stratejisine hız verdi ve ABD-Çin rekabetinde denge politikası izleyerek kendi ticaret alanını genişletmeye yöneldi. Meksika, Endonezya ve Singapur ile anlaşmalar imzalandı, Hindistan ile görüşmeler yeniden canlandırıldı. Son adım ise Güney Amerika Ortak Pazarı ile yaklaşık 25 yıldır müzakere edilen MERCOSUR serbest ticaret anlaşmasının imzalanması oldu. Bu hamleler, ABD ve Çin etkisinden daha bağımsız, rafine bir AB ekonomik yapısı oluşturma hedefini ortaya koyuyor."