HABER MERKEZİ
Yeni Türkiye Eğitim Vakfı'na (YETEV) bağlı Palet Montessori Akademisi MATEPP tarafından bu yıl "Modern Dünyada Çocuk: Riskleri Anlamak, Potansiyeli Özgürleştirmek" teması ile düzenlenen IV. Uluslararası Montessori Zirvesi, Boğaziçi Üniversitesi'nde başladı.
Zirveye; Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür, YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci İnci, Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, akademisyenler, eğitimciler katıldı.
Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren Bakan Tekin, konuşmasına geçtiğimiz hafta Siverek ve Kahramanmaraş'ta yaşanan olaylarda hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencileri anarak başlayarak, "Menfur saldırıda kaybettiğimiz öğretmenimize, evlatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine, yakınlarına ve bütün camiamıza baş sağlığı temenni ediyorum. Yaralanan evlatlarımıza ve öğretmenlerimize, hadiseden doğrudan etkilenen bütün kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum." diye konuştu.
"ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMA İRADEMİZİ DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN VE YARIN DA SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ"
AK Parti hükümetleri olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kendi mesuliyetlerini başkasına havale eden bir yerde asla durmadıklarını ve bundan sonra da durmayacaklarını, üzerlerine düşeni sonuna kadar yapma iradesini dün olduğu gibi bugün ve yarın da sürdürmeye devam edeceklerini ifade eden Tekin, şunları söyledi:
"Dün yaptığımız basın açıklamasında bütün bu hususları detaylı bir şekilde kamuoyuyla paylaştık. Çocuklarımızın güven içinde büyüdüğü, öğretmenlerimizin huzurla vazife yaptığı, okul ikliminin şiddetten, zorbalıktan ve savrulmadan korunduğu daha güçlü bir eğitim ekosisteminin inşası için oluşturduğumuz yol haritasını çok detaylı bir biçimde aziz milletimizin bilgisine arz ettik. Ancak milletçe yüreğimizin yandığı ve yaşadığımız derin kederin iffetli sessizliğiyle yasımızı tuttuğumuz bu süreçte öğretmenlerimizi, okullarımızı, ailelerimizi ve çocuklarımıza kazandırmaya çalıştığımız ahlak ve şahsiyet ufkunu hedef alan hoyrat bir söylemin devreye sokulduğuna da maalesef üzüntüyle şahitlik ettik. Daha hadisenin bütün boyutları açıklığa kavuşmadan hükümetimizi, hükümetlerimizin milli ve manevi değerleri egemen kılmak için uyguladığı politikaları, milli ve manevi değerlerimizi hedef alan istismarcı bir dil ile acımızın bazı çevreler tarafından politik araçsallaştırıldığına da şahit olduk."
Bakan Tekin, yaşanan elim olay üzerinden milletin inancına ve değerlerine yönelik suçlayıcı yaklaşımların çözüm arayışı değil fırsatçılık olduğunu belirterek, acıların istismar edilmesinin kimseye fayda sağlamayacağını, asıl yapılması gerekenin çocukların içinde büyüdüğü çevre ve ilişki ortamını daha ciddi şekilde ele almak olduğunu kaydetti.
Son günlerde yaşanan olayların çocuklara yönelik konulara daha büyük bir dikkatle eğilmenin ve evlatları güçlü bir sorumluluk bilinciyle kuşatmanın önemini ortaya koyduğunu belirterek, aile, okul ve toplumun bu çerçevede daha sağlam bir hassasiyetle bir araya getirilmesi gerektiğini dile getiren Tekin, "Böylesi bir zaman diliminde bugünkü zirvenin ana temasının "Modern Dünyada Çocuk" olarak belirlenmiş olması son derece kıymetlidir. Bu vesileyle, çocuk, aile ve maarif meselesine uzun zamandır emek veren, bu alana dikkat kesilen, himaye sunan, imkân açan Bilal Erdoğan'a da huzurlarınızda teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.
BAKAN TEKİN: ÇOCUKLARIMIZ, ÖNÜNE NE KOYARSAK ONU DEVRALIYOR
Modern dünyanın çocuklara hem önemli fırsatlar hem de ciddi riskler sunduğunu vurgulayan Tekin, dijital araçlar ve yoğun içerik akışının çocukların gelişimini zorlaştırdığını, bu nedenle çocukluk meselesinin yalnızca eğitim yöntemleriyle değil, değerler, kişilik gelişimi ve birlikte yaşama kültürü çerçevesinde ele alınması gerektiğine dikkat çekerek, şöyle devam etti:
"Hepimiz biliyoruz ki evlatlarımız, en çok bizim onlara ve birbirimize nasıl davrandığımıza bakarak büyüyor. Kendilerine verdiğimiz nasihatten önce, evin içinde kurduğumuz dili, öfke anında gösterdiğimiz tavrı, sokakta sergilediğimiz muameleyi, ekranda normalleştirdiğimiz davranışları görüyorlar. Çocuklarımız, önüne ne koyarsak onu devralıyor. Biz hangi iklimi kurarsak, bir müddet sonra onun yankısı evlatlarımızın tavrında, sözünde ve dünyayla kurduğu ilişkide karşımıza çıkıyor."
"OKULLARIMIZI BİRLİKTE YAŞAMA ŞUURUNUN KÖK SALDIĞI BİR İNŞA ALANI OLARAK TASARLIYORUZ"
Çocukların bu çağda doğru istikameti koruyabilmesi için güven veren yetişkinlere, söz ve davranışı tutarlı öğretmenlere ve her çocuğun kendi potansiyelini geliştirmesine imkân tanıyan bir eğitim ortamına ihtiyaç duyduğunu belirten Tekin, "Bakanlık olarak bizim son dönemde üzerinde ısrarla durduğumuz istikamet de bu ihtiyaca cevap vermek üzere kurgulanmış bir istikamettir. Biz okullarımızı birlikte yaşama şuurunun kök saldığı bir inşa alanı olarak tasarlıyoruz. Hepsini aynı maarif tasavvurunun birbirini tamamlayan unsurları olarak değerlendiriyoruz. Son dönemde güç vermeye çalıştığımız yöneliş de evlatlarımızın zihnini açan, kalbini besleyen, şahsiyetini tahkim eden daha kuşatıcı bir eğitim ufkunu adım adım yerleştirme çabasıdır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimiz de bu yönelişin en önemli kurucu sacayaklarından biri. Bu bakımdan Montessori tecrübesi ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimizle güç kazandırdığımız maarif yönelişi, aynı zamanda bu büyük hakikatlere de işaret ediyor. Çocuklarımızın fıtratını gözeten bir eğitim anlayışı." dedi.
"BU MİLLETİN MAARİFİ KÖKSÜZ DENEMELERE AÇIK BİR ALAN DEĞİL, MEDENİYET BİRİKİMİMİZİN TAŞIYICI ZEMİNİDİR"
Bazı çevrelerin eğitimi dar ideolojik kalıplar içinde değerlendirmeye çalıştığını, ancak kendilerinin bu yaklaşımı kabul etmediklerini anlatan Tekin, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Eğitimi, bu milletin insan cevherini koruyan, büyüten ve yarına taşıyan büyük bir inşa faaliyeti olarak gördük. Bu milletin çocukları bizim gözümüzde emanetin en kıymetli halkasıdır. Bu milletin maarifi de köksüz denemelere açık bir alan değil, medeniyet birikimimizin, tarih şuurumuzun, milli hafızamızın ve insan tasavvurumuzun taşıyıcı zeminidir. Bu ülkenin evlatlarını kendi inancından, tarihinden, bayrağından, kültüründen ve vicdanından kopararak bir gelecek kurulamayacağını en başından beri söyledik, bugün de aynı yerde duruyoruz. Üstelik çok çetin bir coğrafyada yaşıyoruz. Böyle bir coğrafyada çocuklarını koruyabilen milletlerin ayakta kalacağı aşikardır. Ailesini canlı tutabilen toplumlar yürüyüşünü sürdürüyor. Okullarını bilgiyle birlikte ahlakın, aidiyetin ve şahsiyetin mayalandığı mekanlara dönüştürebilen ülkeler yarına daha güçlü hazırlanıyor. Bu sebeple eğitim meselesini biz milli varlığımızın, toplumsal direncimizin ve medeniyet davamızın tam merkezine yerleştiriyoruz. Onun için aileyi daha da güçlendireceğiz. Öğretmenin vakarını, otoritesini ve rehberliğini daha da tahkim edeceğiz. Okullarımızı, evlatlarımızın kendini emniyette hissettiği, emeğinin karşılık bulduğu, birlikte yaşamanın adabını öğrendiği mekanlar olarak daha da güçlendireceğiz. Hiçbir tereddüde mahal vermeden ve herhangi bir gevşekliğe kapılmadan maarif çağı olarak tecelli edeceğine inandığımız Türkiye Yüzyılı idealine kararlılıkla hizmet etmeye devam edeceğiz."
BİLAL ERDOĞAN: KAHRAMANMARAŞ'TAKİ ELİM HADİSE HEPİMİZİN YÜREĞİNİ DERİNDEN YARALADI
Konuşmasına Kahramanmaraş'ta yaşanan olaya değinerek başlayan YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan: "Öncelikle Kahramanmaraş'ta yaşanan bu elim hadisenin bütün eğitim gönüllüleri için, bizler için ne kadar incitici ne kadar kalbimizi böyle yerle bir eden bir şey olduğunu bilerek sözlerime başlıyorum." dedi. Hayatını kaybeden çocuklar için rahmet dileyen Erdoğan, cenaze gününde Millî Eğitim Bakanı ile birlikte ailelere taziye ziyaretinde bulunduklarını hatırlattı. Erdoğan: "Sayın Bakanımızla cenaze gününde ziyaretimizi yaptık, ortak bir ifade vardı çocuklarımızla ilgili. 'Cennet kuşu' dedi anneleri; onlar inşallah cennet kuşu oldular. Kimse böyle bir acı bir daha yaşamasın ve inşallah bizim eğitimcilerin ne kadar önemli bir görev ifa ettiğini, bu toplumun ne kadar önemli birer kilometre taşı olduğunu bize tekrar hatırlattı" ifadelerini kullandı.
"EĞİTİM, TÜM TOPLUMUN ORTAK SORUMLULUĞU OLARAK ELE ALINMALI"
Eğitimin, toplumsal bir seferberlik ruhuyla ele alınması gerektiğini kaydeden Erdoğan, "Eğitimin sadece öğretmenin işi olmadığını, sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın işi olmadığını; bütün toplumun, bütün bireyleriyle 'Ben ne yapmalıyım? Benim rolüm bunun içinde nedir?' düşüncesiyle ele alması gereken bir mesele olduğunu yeniden hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum. Ve tabii ki bütün eğitim gönüllüleri, bütün öğretmenlerimize yeniden dört kolla bu önemli göreve, bu önemli davaya sahip çıkması için de önemli bir hatırlatma olduğunu düşünüyorum" dedi.
"MONTESSORİ YAKLAŞIMI, İNSAN FITRATIYLA GÜÇLÜ BİR PARALELLİK TAŞIYOR"
Maria Montessori'nin fıtrat merkezli yaklaşımı ile kültürel değerlerimiz arasındaki uyuma dikkat çeken Erdoğan şu ifadeleri kullandı: "Montessori yolculuğuna 2011 yılında çıktığımızda beni en çok büyüleyen Maria Montessori'nin insan doğasından ne kadar etkilendiği, insan doğasını keşfetmekten ne kadar etkilendiği olmuştu. Ve bizim kendi inancımızla ne kadar paralellikleri olduğunu görerek bu işe yaklaştık. Yani 'insan fıtratını' keşfettiğini söylüyordu Maria Montessori. Ve insan fıtratının aslında yetişmeye, gelişmeye ne kadar müsait olduğunu, bize düşenin bunu işlemekten ziyade bunu koruyup kollamak, bunu doğal enerjilerine aslında emanet edebilmek, bırakabilmek olduğunu bizlere anlatmaya çalışıyordu. Ve oluşturmaya çalıştığı sınıf ortamı ve o sınıfa yerleştirdiği materyaller de aslında bunun sadece sağlayıcılarıydı."
"FARKLI PEDAGOJİK YAKLAŞIMLARIN EN İYİ ŞEKİLDE UYGULANMASINI ARZU ETTİK"
Eğitim vizyonlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan: "2011 yılında Türkiye'de bir yandan farklı eğitim yaklaşımlarının, farklı pedagojilerin daha iyi uygulanması sağlansın ki ondan sonra eğitim fakültelerimiz bunlar arasında kıyaslar yapabilsin, güçlü noktalarını ortaya çıkarabilsin ve aslında bütün eğitimcilerimize ilham olacak uygulamalar bu okullarımızda oluşsun diye arzu ettik. 15 yıldır Türkiye'de bu alandaki en iddialı, en başarılı uygulamaları hayata geçirdik."
"MONTESSORİ TEMELLİ İLK VE TEK İLKOKULUNU HAYATA GEÇİRDİK"
Eğitimde hayata geçirilen yenilikçi modellere değinen Erdoğan, herhangi bir kâr amacı gütmeyen vakfın eğitim sahasında çığır açabilecek uygulamalarından birinin okul öncesinde Montessori yaklaşımı ve Türkiye'nin ilk ve tek Montessori ilkokulu olduğunu belirtti. Palet İlköğretim Programı'nın uzun uğraşlar ve çalışmalar sonucunda Talim Terbiye onayını aldığını vurgulayan Erdoğan, "Programın gelişim sürecine değinen Erdoğan, Palet İlköğretim Programı'nın hala gelişmeye devam ettiğini ve 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne uygulanması ve yakınsallaştırılması gereken bir proje olarak çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
"AKADEMİK GÖRÜNÜRLÜĞÜ ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ"
Akademik iş birliklerine değinen Erdoğan, "Okullarımızdaki uygulamaların daha fazla akademik görünürlüğü olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Ümit ediyorum ki gerçekten o çocuğun fıtratını koruyarak, çocuğu daha iyi tanıyarak yetişkinliğe adım atmasını sağlayabiliriz. Çünkü Maria Montessori çocuğu yetişkinlerden ayrı bir varlık olarak adeta değerlendiriyor. İşte dünyamıza gelen 'kutlu bir misafir'. Yetişkinler onu nasıl incitmeden ulaştırabiliriz endişesinde olmalıyız hep beraber diye bize mesaj veriyor."
"SINIFLARIMIZ, OKULLARIMIZ SEVGİNİN VE GÜVENİN MERKEZLERİ, ORTAMLARI OLMAK ZORUNDA"
Eğitim ortamlarında sevgi ve güven ikliminin önemine dikkat çeken Erdoğan, eğitimcilere seslenerek şöyle konuştu: "İnşallah her bir çocuğumuza aynı incelik, aynı hassasiyet, aynı endişeyle ama büyük bir sevgiyle yaklaşarak sınıflarınızda günlerinizi geçireceksiniz. Çünkü gerçekten Kahramanmaraş'taki sorun nefretti. Bütün diğer meseleleri konuşabilirsiniz ama oradaki mesele nefret ve bizim nefrete karşı en büyük silahımız elbette ki sevgi. Onun için sınıflarımız, okullarımız sevginin ve güvenin merkezleri, ortamları olmak zorunda. Bunu başarmak zorundayız. Bu yolda önderlik eden Sayın Bakanımız başta olmak üzere bütün eğitim ordumuza yeniden yeni bir enerjiyle işlerine sarılmalarını; yeniden sevgiyle, muhabbetle, güven duygusunu yaşatmak üzere sınıflarına girmelerini diliyorum."
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. NACİ İNCİ: İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYA, ÇOCUKLAR AÇISINDAN HEM YENİ İMKANLAR HEM DE CİDDİ SINAMALAR BARINDIRIYOR
Boğaziçi Üniversitesi olarak zirveye ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını ifade eden, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, zirvede ele alınacak konunun yalnızca akademik bir tartışma değil, toplumsal sorumluluğumuzun tam da merkezinde yer alan hassas bir mesele olduğunu söyledi. İnci, "Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta yaşanan elim hadise, çocukluk üzerine daha derinlikli ve dikkatli düşünmemiz gerektiğini acı bir şekilde gösterdi. Çocukluğa dair konuştuğumuz her meselenin, aslında geleceğimizle ve toplumsal birlikteliğimizle doğrudan irtibatlı olduğunu özellikle vurgulamak isterim. İçinde yaşadığımız dünya, çocuklar açısından hem yeni imkanlar hem de ciddi sınamalar barındırmaktadır. Dijitalleşme, hızlı toplumsal dönüşümler, çevresel sorunlar ve artan eşitsizlikler, çocukların karşı karşıya olduğu riskleri daha karmaşık ve çok katmanlı hale getirmiştir. Bu bağlamda, çocukların korunması ve potansiyellerinin özgürleştirilmesi için mevcut yaklaşımları yeniden düşünmeye ve yeni bakış açıları geliştirmeye büyük ihtiyaç duyuyoruz. İnanıyorum ki bu zirve, farklı disiplinlerden gelen katkılarla konuyu çok boyutlu bir şekilde ele alarak hem akademik hem de toplumsal düzeyde önemli açılımlar sağlayacaktır. Burada yapılacak tartışmaların ve paylaşılacak bilgi birikiminin, çocukların daha güvenli, daha adil ve daha destekleyici bir dünyada yetişmelerine katkıda bulunmasını temenni ediyorum" dedi.