ANKARA (AA)
Erdoğan, Bloomberg televizyonunda katıldığı programda gündeme ve ekonomiye ilişkin soruları yanıtladı.
Merkez Bankasının faizleri indirmesiyle ilgili soruya Erdoğan, bankanın yaptığı faiz indirimini istikrarlı, dikkatli ve muvazeneli bir indirim olarak gördüğünü belirtti.
Şiddet içerecek ve ekonomide bir deprem etkisi yaratacak şekilde ne iniş ne çıkışların doğru olmadığını, ama bunu istikrarlı bir şekilde sürdürmenin faydalı olacağını dile getiren Erdoğan, şu anda Merkez Bankasının yeni yönetiminin göreve geldiğinden bu yana özellikle hükümetin faiz politikalarını dikkate alarak bir indirimin de onlarca yürütüldüğünü kaydetti.
Bunun yatırımcılar için özellikle çok önemli bir sinyal olduğuna inandığını ifade eden Erdoğan "Temenni ediyorum ki diğer bankalar, Merkez Bankasının vermiş olduğu bu sinyali onlar da önemsesin ve buna göre de yatırımcıların önünü açsınlar." dedi.
Türkiye'de iktidara gelmeden önce enflasyonun üç haneli rakamları aştığını anımsatan Erdoğan, göreve geldiklerinde enflasyonun gerçekten çok yüksek olduğunu, yüzde 30 civarında bulunduğunu, faiz oranlarının ise yüzde 63 olduğunu hatırlattı.
Göreve geldiklerinden bu yana enflasyonun düşmeye başladığını söyleyen Erdoğan, Gezi olaylarında faizin yüzde 4,6'lara düştüğünü, bu seviyeye düşen faizin, reel faizin çok iyi bir konuma gelmesinin enflasyonu da ciddi manada aşağıya çektiğini kaydetti.
Erdoğan, "Burada bir şey söyleyeceğim... Ben enflasyon ile faizi ters orantılı olarak görmüyorum, tam aksine enflasyon ile faizi doğru orantılı olarak görüyorum. Faizi ne kadar yükseltirseniz enflasyon da o kadar yükselir. Faizi ne kadar düşürürseniz enflasyon da onunla beraber düşmeye başlar. Ben, 14 yıllık başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı döneminde bunu takip etmişimdir ve bunu görmüşümdür. Şu anda da yine yapılan uygulamalara baktığımızda eğer enflasyon düşüyorsa faizin düşmesindendir. Yoksa sepet olayları falan bunlar o kadar etkileyecek işler değil. Bu benim inancım. Bu konudaki tespitlerimin de neticesini de aldık." şeklinde konuştu.
Faizin dünyanın bir ülkesinde farklı, bir başka ülkesinde farklı olarak değerlendirilmesi halinde yanlış yapılacağını dile getiren Erdoğan, "Şu anda ABD'deki faiz oranlarına bakalım. ABD'deki faiz oranlarına baktığımızda 0,50 gibi buralarda dolaşıyor. Avrupa'ya bakıyorsunuz 1, 1,5, Japonya eksi faizde. Bu ülkeler bakıyoruz da bu kadar düşük oluyor da faiz Türkiye'de ne için 13, 14, 15 olsun. Siz faiz oranlarını ne kadar yüksek tutarsanız o ülkede bir defa yatırımı o denli ortadan kaldırırsınız. Yatırımın olmadığı bir ülkede bir defa kalkınmayı konuşamayız. Yatırımların olduğu bir ülkede kalkınmayı konuşabiliriz. Bizim bu kadar zorlamamıza rağmen şu anda yatırımlarda halen istediğimiz bir istikrar veyahut hız yok. Halbuki faiz düşük olmuş olsa ben inanıyorum ki yatırımcı hemen bu konuda kredisini çekecek ve yatırımını yapacaktır. Ama yüksek olduğu zamanda bu yatırımı yapmaları mümkün değildir. Şu anda buna rağmen bizim yatırımcımız yatırım yapıyor. Örnek olarak diyorum ki örnekler ABD, Japonya ve Avrupa. Buralara bakalım ona göre bizler faiz oranında mümkün olduğunca bunu aşağıya çekelim." değerlendirmesinde bulundu.
Kurlarda bazılarının beklediği gibi bir patlamanın aleyhte olmadığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Darbe girişiminden sonra bile kurlar kendini korudu ama bizim temenniniz daha düşük olsun ama şu anda istenilen noktada değil. 'Çok yükselecek, patlayacak' diyenler de bundan beklenen neticeyi onlar da alamadılar. Böyle bir durum da söz konusu olmadı. Şu anda bu istikrar korunur ve biraz daha TL değerini koruma süratiyle süreç devam ederse, inanıyorum ki Türkiye'de ekonomideki büyüme... İlk altı aylık büyüme oranı gayet iyi bir konumda 3,8. Türkiye 29 çeyrekte devamlı büyümüş. Eksi asla hiç yok. Bu çok önemli bir gösterge. Niye? Mali disiplin devamlı var. Bir defa istikrar, güven buna hep dikkat ettik. İstikrar ve güveni koruduğumuz ve mali disiplinle hareket ettiğimiz için hem yatırımcı ürkmedi hem de büyüme oranında istenilen seviyede olmasa da hep şu andaki 3,8 gibi oranı yine darbe sonrası ortamda bile yakalamış olduk."
- "Dürüst olun diyorum, onları dürüstlüğe davet ediyorum"
Türkiye'deki ekonomi politikalarında son dönemde yaşanan değişimle ilgili ise Erdoğan, Merkez Bankasının şu anda döviz rezervinin son dönemdeki haliyle 123 milyar dolar, göreve geldiklerindeki döviz rezervinin ise 28 milyar dolar ve IMF'ye olan borcun 23,5 milyar dolar olduğunu hatırlattı.
Başbakanlığı döneminde IMF'ye olan borcun sıfırlandığını, Merkez Bankasının döviz rezervinin, görevi bıraktığı ana kadar 136 milyar dolar kadar çıktığını, şu anda son olarak 123 milyar olduğunu, bunu daha iyi bir noktaya gelmesini arzu ettiklerini anlattı.
Erdoğan, Merkez Bankası yönetiminin bu konuda bu rezervi daha da artıracaklarına inandığını, çünkü gün be gün gerek hükümetin gerekse yatırımcıların devlete olan güvenini tazelediğini ve tazeledikçe de çok daha iyi bir yere taşınacağını söyledi.
Dünyadaki kredi kuruluşlarının, istisnaların bir kenarda konulması halinde, politik açıklamalar yaptığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Çökmüş bitmiş ekonomileri yükseltirken öbür tarafta diri, duran ayakta duran, yatırımlarına devam eden bir ülkeyle ilgili bakıyorsunuz ya donduruyor ya da şöyle kıl payı da olsa düşürme yoluna gidiyor. Bu saygın bir duruş değil. Bir defa kredi derecelendirme kuruluşlarının kesinlikle siyasi davranmaması lazım. Bu ekonomik etiğe de aykırıdır. Olması gereken neyse bunu açıklamaları lazım. Bunu açıklamıyorlar. Bu yanlış bir şey. Başbakanlık dönemimde de bunu çok açık söyledim. Cumhurbaşkanlığı dönemimde de söylüyorum. 'Dürüst olun' diyorum, onları dürüstlüğe davet ediyorum. Dürüst olsanız da olmasanız da Türkiye ekonomisi zaten güçlü, dimdik ayakta ve ayakta durmaya devam edecek."
Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin kredi notunu düşürmesi konusundaki soruya ise Erdoğan, "Hiç umursamıyorum, bazıları yanlış yapıyor. Bunu kasıtlı yapıyorlar. Ekonomisi çökmüş bitmiş yerler bakıyorsunuz 4 barem birden yükselttiler, bunları hep yaşadık. Hangi ülkeler olduğunu biliyorsunuz bunları söylememek gerek yok ama Türkiye hiç bir zaman bu tür sıkıntıları yaşamadığı halde Türkiye ile ilgili bakıyorsunuz donduruyor. Olmaz böyle bir şey. Bu dürüst bir şey değil." dedi.
- "Halkımın vereceği cevap: FETÖ"
ABD yönetiminin herhangi bir kuruluşunun 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olup olmadığını hakkındaki soruya ise Erdoğan, şöyle yanıt verdi:
"Darbe girişiminden önce bunu bilirler veya bilmezler. Beni o pek ilgilendirmiyor. Ama bizim için darbeden sonraki süreç çok çok önemli. Şimdi halkım şunu soruyor? Bir referanduma gitsek, desek ki bu darbe girişiminin arkasında kim var? Halkımın vereceği cevap: FETÖ. Peki. FETÖ nerede? ABD'de. Kaç yıldır burada? 17 yıldır burada Ben, üst yönetime yaklaşık 1 veya 1,5 yıl önce bu adamın böyle birisi olduğunu ve bir terör örgütünün başı olduğunu, bununla ilgili olarak 'ya bize verin veya deport edin' demişimdir. 15 Temmuz darbe girişimi olduğu zaman biz tabii ki tüm ilişki ağımızı ilerleterek 17-25 Aralık sürecinden önceki -yargı polis darbesidir- tüm belgeleri toparladık ve 85 koli olarak ABD'nin yetkili mercilerine gönderdik. Bir de 15 Temmuz'dan sonraki süreç var. Şimdi de onlar hazırlanıyor. Geçenlerde ABD'den yetkililer geldi. Adalet Bakanlığında yetkililerde görüştüler. Şimdi de bu yeni sürecin belgeleri kendilerine verildi veya veriliyor. Tüm bunlara rağmen, bu adam burada Pensilvanya'da, bir de kendisine Green kart verilmiş burada tutuluyor. Şimdi Green Kart iptal edilemiyor mu, böyle bir şey yok mu?"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülen'in, Türkiye'nin askeri müttefiki olan ABD'de barınmasına ilişkin olarak, "Bizi zaten üzen bu. Bugüne kadar yaptınız. Ama şu anda alınan ifadeler bu işin başının Pensilvanya'da olduğunu, Genelkurmay Başkanımızın emir subayı söylüyor. Hatta orada bir general, isterseniz sizi kanaat önderimiz Fetullah Gülen ile görüştürelim diyor. Kime? Genelkurmay Başkanı'na diyor. Bunlar şimdi hepsi kayıtlarda var. Daha neyi biz ispat edeceğiz ki?" ifadesini kullandı.
Bu ifade kayıtlarının hepsinin Amerikalı yetkililere gönderildiğini vurgulayan Erdoğan, ABD'nin geçmişte yakalanmasını talep ettiği 10 teröristten 9'unun yakalandığını ve iade edildiğini hatırlattı ve "Milli Güvenlik Kurulunun strateji belgesine girmiş olan böyle bir örgütün başını biz istiyoruz. Biz sizinle stratejik ortağız. NATO'da beraberiz. İstiyoruz ver, bunu biz yargılayalım, gereğini biz yapalım. Ama mahkeme karar verecek diyorlar. Ama kusura bakmayın da, yani biz bu tür mahkemelerin vereceği kararları bekleyemeyiz ki. Bu suç sizde işlenmedi. Suç bizde işlendi. Biz de işlendiğine göre, bunun kararını bırakın da biz verelim." dedi.
ABD'nin Fetullah Gülen'i iade etmemesi halinde Türkiye'nin buna herhangi biçimde bir karşılık vermeyi planlayıp planlamadığına ilişkin soruya, "Bunu biraz zamana bırakmakta fayda var. Ama biliyorsunuz hiçbir ülkenin alternatifsiz planları olmaz. Yani A planı varsa, yanında muhakkak B planı da olur, C planı da olur." yanıtını verdi.
Türkiye'nin özellikle siyasi ortağı olan ABD'ye bu noktada güvendiğini, bu güvenin karşılığını görmek istediğini dile getiren Erdoğan, şu ana kadar yapılan görüşmelerde Amerikalı yetkililerin bu doğrultuda açıklamalarda bulunduğunu söyledi ve "Temenni ederim ki bir yanlışlık olmaz." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de son dönemde yaşanan gelişmelere ve Türkiye'nin Suriye'ye asker göndermesine ilişkin olarak, "Şu anda Suriye'ye ne ABD bizim kadar yakındır, ne de Rusya bizim kadar yakındır. Bizim Suriye ile sınırımız 911 kilometre. 911 kilometre sınırın dışında özellikle sınır boylarındaki şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızın, Suriye'nin sınır boylarında yaşayan Suriye halkıyla akrabalık bağları var. O kadar iç içe girmişiz. Fakat tüm bunlara rağmen öyle ya da böyle Suriye şu anda karışık durumda. Tabii sadece Suriye mi? Hayır. Irak da öyle. Söylenen ne? Suriye'deki DAEŞ terör örgütünü çökertmek. Peki DAEŞ terör örgütünü neyle çökerteceğiz. ABD'ye baktığımız zaman diyorlar ki PYD ve YPG. Bunlarla çökerteceğiz. Koalisyon güçleri olarak kaç ülke var şu anda Suriye'de? 65 ülke var. Diyoruz ki PYD, YPG, bunlar da terör örgütüdür. Yani bir terör örgütü, bir başka terör örgütüyle çökertilir mi? Yanlış yapılıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Bugün hala ABD Savunma Bakanı'nın YPG'ye verilen desteğin sürdürüleceğine ilişkin açıklamalarını "endişe kaynağı" sözleriyle nitelendiren Erdoğan, ABD'nin üç gün önce Kobani'ye iki uçak dolusu silah indirdiğini, bu silahların Türkiye'de PKK ile beraber hareket eden PYD ve YPG'ye verildiğini söyledi.
Dünyanın gözleri önünde çok ciddi bir yanlış yapıldığına işaret eden Erdoğan, aynı şekilde DAEŞ ile savaşan El Nusra'nın terör örgütü olarak sınıflandırıldığını söyledi ve "Eğer DAEŞ ile savaşanlar terörist değilse o zaman El Nusra da terörist değil. Teröristler içerisinde böyle bir ayrım yapma yoluna giderseniz, Türkiye'ye kötülük yapmış olursunuz. Çünkü biz şu anda savunduğunuz bu terör örgütünden rahatsısız. Bunlar bizim ülkemiz için tehdit oluşturuyorlar. Ve şu anda siz onlara silah vermek suretiyle bizim geleceğimize yönelik bu tehdit unsurlarını güçlendiriyorsunuz." dedi.
Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmelerinde 95-45 kilometrelik bir alanın güvenli bölge ilan edilmesi konusunu gündeme getirdiklerini, bu konuda mutabık kaldıklarını, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de bu konuda hemfikir olduklarını hatırlatarak. "Ama burada gelin bir adım atalım dediğimiz zaman, ne yazık ki bu adım atılamadı. İstiyoruz ki burada yerel mimariyle konutlar yapalım. Sosyal donatı alanları yapalım. Ve buradan Suriye halkı artık dışarı çıkmasın. Ve bu adım atılamadı. Ama biz kararlıyız." ifadesini kullandı.
Gaziantep'te DAEŞ saldırısında 56 Türk vatandaşının hayatını kaybetmesinin ardından Suriye'ye asker gönderilmesi kararı alındığını belirterek, ılımlı muhaliflere verilen destekle Cerablus'a, ardından Rai'ye girildiğini, şu anda El Bab'a ilerlendiğini, güvenli bölgenin oluşturulmasının gayreti içerisinde olunduğunu söyledi. Erdoğan, "Bunu başarmamız lazım. Bunu dostlarımız anlar ya da anlamaz. Ama biz şu anda Suriye halkıyla bu adımı attık ve bunu devam ettiriyoruz." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin sınırları içinde de sıkıntı yaşandığını, bu sıkıntının da kararlılıkla aşılacağını vurguladı.
Suriye'de BM konvoyunun bombalanmasına ilişkin olarak Erdoğan, bu işi yapanın Esed rejimi olduğu inancını taşıdığını ifade ederek, "Yani bunu bizzat rejim, bu bombalama işlemini yaptı. Bizim istihbaratımızdan aldığımız bilgiler bu istikamette." dedi.
Erdoğan, ABD'de kasım ayında yapılacak başkanlık seçimleri konusunda da, ABD halkının iradesinin saygısızlık yapamayacağını vurguladı ve "ABD'nin en güçlü televizyonlarının bir tanesinin kanalından şunu destekliyorum, şunu desteklemiyorum gibi bir beyanda bulunmayı demokratik anlayışıma da saygısızlık olarak görürüm. Bu yanlıştır. Herhangi bir siyasi kalkıp da benim düşüncelerime ters bir ifade kullandıysa bunun tabii değerlendirmesini yine Amerikan halkı yapacaktır. Seçimlerden sonra uygun bir platformda bir araya geldiğimizde bunların değerlendirmesini yaparız." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 yıl boyunca Amerikalı cumhuriyetçiler ve demokratlarla birlikte çalıştığını anımsatarak, "Göreve ilk geldiğimde Sayın Bush ile beraber bir çalışmamız olmuştu. Daha sonra Sayın Obama ile yine aynı şekilde sekiz yıl çalışmamız oldu. Şimdi tabii artık yılbaşından itibaren nasıl bir portre ortaya çıkacak, onu göreceğiz. Ve ona göre de ABD ile olan çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Yani ABD ile bizim kopuşumuz, kopmamız, böyle bir şey zaten söz konusu olamaz. Siyasette devamlılık esastır." değerlendirmesini yaptı.
Erdoğan, Türkiye'de basın özgürlüğüne ilişkin endişelere ilişkin olarak, basında geçen tutuklu gazeteci sayısının gerçeği yansıtmadığına işaret ederek, ABD'de herhangi bir basın mensubu içeri alındığında kendisinin ABD yönetimini suçlayamayacağını, ABD yargısının böyle bir karar verdiğinin düşünüleceğini, bu karara saygı duyulacağını ifade etti.
Medya mensubunun, bir darbe girişimini yazılarıyla, attığı başlıklarla desteklemesi halinde Türkiye'deki hukuk sistemi içinde bunun suç teşkil edeceğini, bedelinin ödenmesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Siyasetçi bir suç işlediği zaman bedelini ödüyor. O bedelini ödüyor da herhangi bir medya mensubu niye ödemesin? Ama bunun cezasını veren ben değilim. Cezasını veren yargı." dedi.
Bunların dışında silahlı terör örgütlerine destek veren köşe yazarlarının, silahlı olarak yakalanan gazetecilerin bulunduğu belirten Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü;
"Yani bunlar bir bedel ödemeyecek mi? Şu anda yargının yaptığı Türkiye'de budur. Görevden alınanlar, görevden ayrılanlar, bütün bunlar durup dururken olmuyor. Şu anda yargı emniyet teşkilatıyla ile beraber, Milli İstihbarat Teşkilatıyla beraber, yoğun bir çalışmanın içerisinde bu süreci takip ediyorlar. Çünkü Türkiye 15 Temmuz'da çok ciddi bir darbe yemiştir. Demokrasimiz darbe yemiştir. Ben isterim ki dünya medyası bu denli bir demokrasi darbesi yemiş olan, demokrasisine yönelik, anayasal düzenine yönelik böyle bir darbe girişimini püskürtmüş olan Türkiye'yi sahiplensin. Ama dünya medyası hala sahiplenmiyor, hala bakıyoruz hesap soruyor. Önce dünya medyasının kendisini hesaba çekmesi lazım."
Siyasetçi olarak hiçbir zaman eleştiriye kapalı olmadığını ifade eden Erdoğan, "Ama soruyorum. Hakarete evet diyebilir misiniz? Bir gazeteci eğer bir cumhurbaşkanına hakaret ediyorsa, bir başbakana hakaret ediyorsa, bir bakana hakaret ediyorsa, ailesine hakaret ediyorsa, herhalde bunun bir karşılığının olması lazım." diye konuştu.
Özgürlüğün, bir başka kişinin özgürlük alanını ihlal etmemesi gerektiğini vurgulayan erdoğan, "Özgürlüğe tecavüz ettiğiniz zaman tabii ki yasa onun bedelini ödetir." dedi.
Erdoğan, Merkez Bankasının FETÖ'den temizlendiğine ilişkin haberler konusunda da, "Merkez Bankasının içerisinde de Gülenci veya FETÖ terör örgütüne mensup olan kişileri şu anda emniyetimiz, yargı tespit ettiyse onları da görevden almışlardır. Ve almaları lazım ki, Merkez Bankası gibi önemli bir yerin bunlardan temizlenmesi, bunlardan arındırılması gerekiyor. Yapmışlarsa yargı bunu yapmıştır. Ve isabetli bir adımdır." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelecekte siyasetteki planlarına ilişkin soruya, "Şu anda Cumhurbaşkanıyım. Memleketime hizmet ediyorum. Üç yıl var. Üç yılın içerisinde neler olur, neler olmaz belli değil. Bakın 15 Temmuz gecesi, bu teröristler beni öldürmüş olabilirlerdi. Ve şu anda sizin karşınızda olmayabilirdim. Ama onlar bunu başaramadılar. Ve şu anda sizinle beraberim. Önümüzde üç yıl var. Zaman erken. Biz şimdi ülkemize, milletimize, hükümetimizle beraber hizmete devam edeceğiz. Ve Allah ömür verirse bu hizmette de milletimizin hayır dualarını inşallah alacağız." cevabını verdi.