AA
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Terörsüz Türkiye sürecindeki son durumu ve Kürtlerin geleceğine ilişkin değerlendirmeleri AA Analiz için kaleme aldı.
***
- TERÖRSÜZ TÜRKİYE'YE GEÇİŞ SÜRECİNDE İLERLEMELER
Bir devlet inisiyatifi olarak başlayan ve devlet politikası olarak devam eden Terörsüz Türkiye hedefine yönelik süreç, bu süre zarfında terörsüz bölge amacıyla birleşerek çok önemli bir aşamaya geldi. Görünür yönüyle 1 Ekim 2024'ten beri devrede olan Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci, geçen 16 aylık zamanda birçok ilerlemeyle hedefe erişmenin eşiğine ulaştı.
Bu ilerlemelerin öne çıkanlarına değinmek gerekirse önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) 1 Ekim 2024 yasama yılı açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı tarihi konuşmayla ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin öncü hamleleri ve olağanüstü katkılarıyla Terörsüz Türkiye hedefine yönelik devlet inisiyatifi devreye girdi.
27 Şubat 2025'te PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın tarihi ve genel bağlayıcı çağrısı yayımlandı.
12 Mayıs 2025'te terör örgütünün fesih kararı ilan edildi.
11 Temmuz 2025'te silah yakma merasimi yapıldı.
Terör örgütünün içerideki varlığının son derece minimal olması sebebiyle sembolik görünse de örgütün Türkiye'den çekilme kararı da önemli bir adım oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 12 Temmuz 2025'te yaptığı, tarihe geçen "Kardeşlik Manifestosu" konuşmasıyla Terörsüz Türkiye hedefi, yeni bir aşamaya geçti.
Bu yeni aşamanın en önemli hamlesi, 5 Ağustos 2025'te TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kurulmuş olmasıdır.
Devam eden süreçte yakın zamanda TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun, dinleme faaliyetini tamamladıktan sonra hazırlıklarına başladığı, muhtemelen ayrı bölümler halinde olacak, geçiş süreci hukuku ve demokrasi raporunu TBMM Başkanlığına sunması bekleniyor. Rapordan sonra geçiş sürecine ilişkin kanun teklif taslağının gündeme gelmesi ve devamında kanun teklifi olarak TBMM Başkanlığına sunulması öngörülüyor.
Geçiş süreci kanununun elbette tespit ve teyitlere bağlı olarak TBMM'de kabul edilip Cumhurbaşkanımız tarafından yayımlanmasından sonra pratik olarak geçiş sürecinin iş ve işlemleri devreye girer. Böylece Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci tamamlanma aşamasına ulaşmış olur.
Bu noktada, Cumhur İttifakı'nın Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmak konusunda ortaya koyduğu güçlü iradenin ve yüksek kararlılığının altını çizmek gerekir. Cumhur İttifakı'nın kararlı duruşunun özellikle TBMM'nin çalışmalarında güvence olduğu ve sürecin ilerletilmesinde belirleyici olacağı rahatlıkla söylenebilir.
- KÜRTLERİN GELECEĞİNE İLİŞKİN DEMAGOJİK TARTIŞMALAR
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye geçiş süreci, devlet kurumlarının titiz çalışmaları ve Cumhur İttifakı'nın kararlı yaklaşımlarıyla emin adımlarla yoluna devam ederken Öcalan'ın da deyimiyle süreci baltalama girişimleri de sürüyor.
Özellikle Suriye'deki gelişmeler üzerinden bazı çevrelerce Kürtlerin geleceğine ilişkin karamsarlık yaymaya çalışan bir tartışma açıldı. Çeşitli niyetlerle ve hesaplarla sanki bir felaket tablosu oluşmuş gibi Kürtlerin geleceği için ağıtlar yakanlar çıktı. Bu durum hala bazı odaklar tarafından sürdürülüyor. Kürtlerle ilgili istismar siyasetleri sonsuz çeşitlilikte piyasaya sürülüyor. Kürtlerin duygusal kopuşu iddiaları ortaya atılıyor ancak Kürtler, "Nereden ve nasıl duygusal kopuş yaşıyor?" sorusuna somut bir cevap veril(e)miyor. Geçmişte olduğu gibi jenerik sözlerle ve hilekar bir dille Kürtlere yönelik ideolojik manipülasyonlar yapılıyor.
Kürtlerin içindeki etnikçi kimi unsurlar, sanki yeni bir şey söylüyormuş gibi bölücülüğün dilini kah liberalizmle kah ümmetçilikle kah "bağımsız egemen millet" diyerek ihya etmeye çalışıyor. "Duygusal kopuş" aldatmasıyla "vatandaş ulusçuluğu yerine etnik ulusçuluk" yaklaşımına alan açma çabasına giriliyor.
Kürtlerin siyasi temsil ve eşitlik sorunu olduğunu, statü haklarının tanınması gerektiğini, egemen millet olduklarının kabul edilmesini dillerine pelesenk edenler, bütün konuyu etnik kimlik siyasetine bilinçli olarak indirgiyorlar. Bunların derdi Kürtlerin varoluşlarını güvence altına almak değildir. Tam tersine Kürt etnik kimliğini istismar ederek ve Kürtleri riske atarak münfesih terör örgütünün artık unsurlarına dayanan İsrail destekçisi bir uydu devlet kurulabilir mi veya o yolda özerk bölgelerle ilerlenebilir mi, onun arayışı içindeler. Diğer bir deyişle, Kürtleri bölgedeki güç savaşlarının malzemesi haline getirmek isteyen siyonist ve emperyalist projelerin daimi destekçileriyle, 'Şimdilik destek verelim de ileride düşünürüz.' diyenlerin hepsinin işbirliği içinde Kürtleri istismar ettikleri bir durum ve dönem yaşanıyor.
- SAHADAKİ DURUM VE MÜNFESİH TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ARTIK UNSURLARININ YOL AYRIMI
Gerçek duruma bakıldığında Suriye'de münfesih terör örgütünün artık unsurları, Kürtlerin yerine örgütsel fetişizmi koydu. Suriye Kürtleri için değil örgüt için egemenlik, yetki, hükümranlık ve güç talep ettiler. Oysa örgüt iktidarı peşinde koşanlar, hiçbir yerde Kürtlerin geleceğine ilişkin söz söyleyemez. Örgütün fark etmesi gereken budur.
Artık şu net olarak ortaya çıktı: Münfesih terör örgütünün bakiye unsurları, bırakın bölgedeki Kürtlerin tamamını temsil etmeyi Kürtlerin bir kısmını dahi temsil kabiliyetini yitirme noktasına geldi. Bir dönem Kürtlerin belli bir kesimini kitle gücü olarak kullanan münfesih terör örgütünün bu pratiği de tamamen sona erdi. Bunun anlamı münfesih terör örgütünün artık unsurlarının hangi coğrafyada olursa olsun bir kısım Kürt kesimiyle dahi gönül bağlarının çözülmekte olduğudur. Bu çözülmenin ana sebeplerinden biri de örgüt unsurlarıyla kitle arasında taleplerde, beklentilerde ve gelecek tasavvurunda tam bir yabancılaşmanın ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle bu unsurlar, Suriye'deki ajandalarıyla Suriye Kürtlerinin temsili ve hakları arasında somut bağ kuramadılar. Kendileri için bir iktidar alanı peşine düştüler ve kaybettiler.
Suriye'nin Kürtleri kazanırken YPG'yi devam ettirme gayretindeki münfesih terör örgütünün artık unsurları, kendilerine güç alanı sağlama stratejisinde başarısızlığa uğradı. Bu unsurların bundan sonra yapması gereken şey, Suriye Kürtlerinin haklarına sahip çıkmak, bu hakların kalıcılaşması için çaba göstermek ve Suriye Devletiyle bütünleşme konusuna yoğunlaşmaktır. Sadece kendilerine iktidar sağlama hevesinden vazgeçmeleri artık bir zorunluluktur.
Şu da görülmelidir ki münfesih terör örgütünün tüm artık unsurları bakımından şartlar kökten değişti. Artık sistematik terör ve elde silah yoluyla bir pratik yürütme imkanları kalmadı. Bu unsurların yeni bir yola girmeleri tek çareleridir. Bu yol, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine destek vermek ve demokratik bütünleşme süreçlerinde yer almaktır. Bu noktada Öcalan'ın liderliğine bağlı kalmaları, 27 Şubat deklarasyonunun gereğini yapmaları, bundan sonra da Öcalan'ın bütünleşme perspektifine uygun davranmaları, kendileri bakımından en doğru seçenek olur. Aksi takdirde ya tamamen tasfiye olurlar ya da son derece marjinal kalırlar.
- DEM TEMSİL ALANLARININ DURUMU VE TARİHİ FIRSAT
Son dönemdeki DEM temsil alanlarının durumuna ayrı bir paragraf açmak gerekir.
DEM temsil alanlarının Suriye'deki son gelişmelerle birlikte sapmalar yaşadığı ve yanlışlar yaptığı görüldü. Münfesih terör örgütü ile Kürtleri özdeş gören yaklaşımlar, Suriye'de Kürtlerin tarihi kazanımlarını göz ardı eden tutumlar, DEM temsil alanlarının ciddi yanlışları olarak öne çıktı. Bu nedenle DEM temsil alanlarının son dönem pratikleri, Öcalan'ın iradesine başkaldırı olarak görülebilir ve kendi seçmeninin iradesini tanımamak şeklinde değerlendirilebilir. Hele Türk bayrağına yönelik saldırıda DEM'in doğrudan veya dolaylı rolünün olduğu izlenimi, DEM için hayati önemde bir sorundur çünkü bayrak düşmanlığı devlet düşmanlığıdır. Devlete hem düşmanlık yapıp hem de devletle işbirliği yapmak, ayrıca tüm Türkiye'ye hitap eden meşru ve legal bir siyasi aktör olmak mümkün değildir.
Oysa DEM'in kendini yenileme, Türkiye partisi olma iddiasını pratikte hayata geçirme imkanları, geçmişe göre çok daha fazla arttı. Bugün DEM, Türkiye partisi olma iddiasını sözde değil pratikte gerçekleştirecek tarihi bir fırsata sahiptir. Bu fırsatı heba etmemek gerekir. DEM'in Türkiye partisi olma fırsatını kullanması, Öcalan'ın barış ve demokratik toplum perspektifine de uygun ve doğru politika olur. Aksi halde DEM'in de yenilenmesi gibi bir konu kaçınılmaz olarak gündeme gelir.
- KÜRTLERİN GELECEĞİNDE NESNEL VE GERÇEK DURUM
Kürtlerin geleceğini bağımsız devlet, siyasi özerklik, yetki devri gibi hayaller üzerine kuran ideolojiler ve siyasi programlar iflas etti ve gerçekçi olmadıkları tescillendi. Bu ideolojik unsurların gerçekçi siyasi programlar için değil aslında Kürtleri istismar için kullanıldıkları kesinleşti. Öcalan'ın 27 Şubat açıklamasında bu durum tespit ve teyit edildi.
Herkesin görmesi gereken şudur ki bölgedeki Kürtlerin geleceğine ilişkin büyük değişim başladı. Büyük değişimin yan etkisi olan günlük sorunlar, çok daha kolay çözülür. Bu nedenle, günlük sorunları öne çıkaran, tayin edici gören yaklaşımlara değil büyük değişimin geleceği inşa etmek için oluşturduğu koşulları fark eden, ona uygun dil kuran yaklaşımlara belirleyici önem atfetmek gerekir. Günlük sorunları çözmek için kararlı olunmalı ama artık günlük sorunların komplikasyonlarına değil geleceği inşa edecek koşullara odaklanılmalıdır.
- TÜRKİYE'NİN KÜRTLERİ
Türkiye'nin Kürtleri açısından kimlik esaslı bir gelecek sorunu ve tartışması yoktur. Bu konuda daha önce çeşitli vesilelerle ifade edilen hususları, bir kez daha hatırlamakta fayda vardır.
Türkiye'de tarihsel, toplumsal, politik olarak ve kurucu hukuk açısından tek millet ve tek milli devlet vardır: Türk milleti ve üniter Türkiye Cumhuriyeti. Objektif durum sebebiyle böyle kalacağı da açık bir gerçektir.
Ayrıca Türkiye, coğrafi yapı, nüfus dağılımı, toplumsal iç içelik, inanç birliği, tarihsel ve kültürel ortaklıklar gibi ana özelliklerin bileşkesi olan nesnel gerçeklik sebebiyle bölgesel yönetimli veya federatif seçeneklere de kapalıdır.
Gerçek olan şudur: Kürtler, Türk milletinin ayrılmaz bir parçası ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve daimi sahibidir. Sadece bu nesnel duruma uygun tek seçenek olan tek ulus ve tek devlet realitesi, geleceği güvence altına alır.
Buradaki nesnel gerçeklik, Kürtlerin kurtuluş ve kuruluşla ortaya çıkan milletin asli unsuru olmasıdır. Bu milletin adı Türk milletidir. Bugün hiç kimse "Türk milletinin etnik yapısı tamamen Türk'tür." şeklinde bir iddiayı ileri sürmüyor. Bu nedenle Kürtlerin Türk milletinin asli unsuru ve ayrılmaz parçası olması, asla etnik kimliklerinin reddi ve inkarı olarak değerlendirilemez. Bunu yapanlar, Türkiye'nin coğrafi bütünlüğünü ve siyasi birliğini parçalamayı hedefleyen emperyalist odaklardır. Bunlar da bugün itibarıyla başarısızlığa uğramıştır.
Türk milletini oluşturan Türkiye halkı, kurucu ve kapsayıcıdır. Türkler, Kürtler, Araplar, Zazalar, Lazlar, Çerkesler, Gürcüler, hepsi Türkiye halkının asli unsurlarıdır. Türk milletinin esası Türkiye halkıdır.
Türkiye halkı çeşitliliğimizin, Türk milleti birliğimizin güvencesidir.
Türk milleti, "etnik ulusçuluğa" dayanmaz. Türk milleti, içeriği cumhuriyet vatandaşlığı olan ve hukuki bağ olarak tanımlanan Türk vatandaşlığı sebebiyle "yurttaş/vatandaş ulusçuluğuna" dayanır. Uygulamada etnik temelli sorunların yaşanmış olması, bunların çözümü için iki ayrı ulus kabulünü gerektirmez. Zaten etnik sorunları bilinçli kullanan ve bu temelde yeni sorunlar üreten emperyalist politikalar, Türkiye'nin bölünmesi için dış Kürt sorununun esası olan bu iki uluslu projeyi planlamıştır. Bu proje bugün tamamen tasfiye yoluna girmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye halkının tüm unsurlarının olduğu gibi Kürtlerin de milli devletidir. Kürtler, Türk milletinin asli kurucu unsuru ve maddeten ayrılamaz parçasıdır. Türkiye Yüzyılı, Türk ve Kürt yüzyılıdır.
Türk vatandaşlığı etnik veya ırki değil cumhuriyetle kazanılmış, içeriği cumhuriyet vatandaşlığı olan ve devletle kurulan hukuki bağdır. Sonraki vatandaşlıklar da milli devletin ve ulusal bilincin temel unsurlarının kabul edilmesi esasına dayandığı için aynı kapsamdadır.
Yeni anayasada Türk vatandaşlığının etnik kökene ve dini aidiyete bağlı olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti'ne hukuken bağlı olmaktan doğduğu daha vurgulu ifade edilebilir. Her Türk vatandaşının Türk milletinin eşit mensubu olduğu konusunda açık hüküm konabilir. Böylece bu konudaki yersiz etnisite ve inanç tartışmalarına son verilebilir.
Elbette devletin ve milli birliğin dili Türkçenin tek resmi dil ve eğitim dili olması tartışmasızdır. Bununla birlikte Kürtçeye siyasette, sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde ve öğretimde sağlanan özgürlükler anayasal güvenceye bağlanabilir. Kürtçenin özgürlüğünü güçlendirmek ve kalıcılaştırmak, Kürtlerin geleceğinin güvencesidir.
Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti'ni sahiplenmeleri hem hakları hem yükümlülükleridir. Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci başladıktan sonra Kürtler, devletleriyle daha fazla bütünleşme yoluna girmiştir.
Sonuç olarak "tek devlet ve tek millet", Türkiye'nin nesnel gerçeğidir. Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti, bu nesnel gerçeğin olgusal karşılığıdır.
Bu gerçeğin kabulünden ve buna uygun sahiplenmeden sonra ve ancak bu şartla millet bir bütün olarak, tüm ayrılmaz unsurlarıyla birlikte kendisiyle ilgili tasarruflara kendisi karar verir ve kendisi karar vermelidir. Aksi halde emperyalist güçlere karar süreçlerine karışma imkanı doğar ki buna asla izin vermemek gerekir. İşte günümüzün temel meselesi, Türkiye halkının tüm unsurlarıyla ve bir bütün olarak Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti'ni sahiplenmesi, koruması, geliştirmesi ve güçlendirmesidir. Türkiye'nin bu birliği bölgede Türklerin, Arapların ve Kürtlerin bu yüzyıldaki bütünleşme sürecinin güvencesi olacaktır.
- BÖLGEDEKİ VE DİĞER ÜLKELERDEKİ KÜRTLER
Bölgede Kürtlerin yaşadığı diğer ülkeler açısından elbette nesnel koşullara uygun ayrıntılı değerlendirmeler yapılması gerekir. Şimdilik kısaca şu tespitleri yapabiliriz:
Suriye açısından Kürtler geleceklerini kazandılar, devletleriyle bütünleşme yoluna girdiler. Suriye tarihi boyunca Kürtlerin kabul edilmeyen vatandaşlık hakkı, yerel iradelere imkan tanınması ve dil özgürlüğü konusunda yapılanlar, bütünleşme süreci bakımından tarihi adımlar oldu. Suriye'nin birliği ve bütünlüğüne yönelik süreçte büyük ölçüde ilerlemeler sağlandığı ve bu süreçte Suriye Kürtlerinin kurucu unsurlardan biri olacağı iyice netleşti.
Irak açısından Kürtler, bölgesel yönetimin merkezle uyumunu sağlaması, güçlendirmesi ve Irak'ın birliğinin ayrılmaz parçası olmasıyla geleceklerini tam güvence altına alabilir. Bu konuda önümüzdeki dönem yeni gelişmeler olacağı beklenebilir.
İran açısından ise Kürtler, İran'ın birliğine sahip çıkarak, İran'ın siyonist ve emperyalist saldırganlığa karşı mücadelesinde bir bütün olarak yer alarak geleceklerini kazanma yoluna girebilirler.
Özetle bölgedeki tüm Kürtler açısından geleceklerini güvence altına alacak imkanlar, ilk kez bu kadar güçlü hale gelmiştir. Bu imkanların doğru kullanılması halinde Kürtlerin geleceğine ilişkin kaygılar ortadan kalkar. Bunun sağlanmasında Türkiye, temel dayanaktır. Diğer bir deyişle Türkiye, bölgedeki tüm Kürtlerin en büyük garantörü ve en güçlü destekçisidir ve öyle olmaya devam edecektir çünkü Türkiye'nin geleceği, bölgedeki Kürtlerin geleceğiyle iç içedir. Türkiye, bölge Kürtlerinden asla vazgeçmez.
Ayrıca Türkiye için ülke dışındaki Kürtler, ülke dışındaki Türk vatandaşlarından ve Türk soylulardan asla farklı değildir. Yurt dışı Türkler ve akraba topluluklar içinde Kürtlerin çok önemli bir yeri vardır. Türkiye hem bölgedeki hem diğer ülkelerdeki tüm Kürtlerin koruyucusu ve geleceklerinin güvencesidir. Bu realite asla değişmeyecektir.