AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku'l Avsat gazetesine verdiği mülakatta, bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğan, "Türkiye ve Suudi Arabistan, tarihi bağları bulunan, köklü devlet geleneklerine sahip ve üzerlerine düşen bölgesel sorumluluğun bilinci yüksek olan iki dost devlettir. Suudi Arabistan ile savunma sanayii alanındaki işbirliği, karşılıklı güvenin güçlendirilmesini, kapasitelerin etkin kılınmasını ve teknoloji ile üretim düzeyinin yükseltilmesini hedeflemektedir." ifadelerini kullandı.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Biz bu ilişkiye hiçbir zaman yalnızca ikili gündemle sınırlı dar bir çerçevede bakmadık; bilakis iki ülke arasındaki bu kıymetli dostluk, bölgemizde barış, istikrar ve refah açısından büyük bir stratejik önem taşımaktadır.
Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri yalnızca ekonomik alanla sınırlandırılamaz; aksine bu ilişkiler, istişare alanlarını, koordinasyonu ve ortak aklın tesisini güçlendiren bir istikrar yaklaşımı oluşturmaktadır.
Bilindiği üzere, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile daha önce gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, ikili ilişkilerin yanı sıra önemli bölgesel ve uluslararası meseleleri ele aldık ve bu görüşmeler sırasında önümüzdeki günlerde ortak çalışmalarımızı genişletme konusundaki kararlılığımızı teyit ettik."
Ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarının yanı sıra enerji, turizm, ulaştırma ve lojistik hizmetleri alanlarında da büyük imkânların bulunduğuna inandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu imkânların kâğıt üzerinde kalmasının kabul edilemez olduğunu teyit ederek, karşılıklı fayda ilkesine göre somut projeler aracılığıyla bu işbirliğini adım adım güçlendirmeyi ve iki ülke arasındaki ilişkileri en üst seviyelere taşımayı arzuladığını ifade etti.
GÖRÜŞMELERİN KAPSAMININ GENİŞLETİLMESİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikili ilişkileri daha ileri seviyelere taşımayı ve bölgesel konulardaki istişareleri genişletmeyi hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:
"Bu nedenle, bu ziyaretin gündemindeki en önemli başlıklar da bu anlayış çerçevesinde şekillenmektedir. Bölgesel konulardaki istişareleri genişletmeyi, ikili ilişkilerimizi daha yüksek seviyelere taşımayı ve somut adımlar atmayı hedefliyoruz. Doğal olarak ziyaret programı, ekonomik işbirliği potansiyelini artırma konusundaki güçlü irademizi yansıtan, finans ve iş dünyasıyla yapılacak görüşmeleri de içerecektir."
Erdoğan, ziyaret gündeminin temel ekseninin bölgesel meselelerde görüşmelerin derinleştirilmesi olduğunu belirterek, bunun aynı zamanda iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik bir çerçeve sunduğunu ifade etti.
Gündemde Filistin meselesi ve Suriye'deki gelişmelerin yer aldığına dikkati çeken Eroğan, "Gündemimizde Filistin meselesi, Gazze'de kalıcı ateşkesin sağlanması ve Suriye'deki gelişmeler yer almaktadır. Bunun yanı sıra ticaret ilişkilerimizi, yatırımlarımızı ve ortak projelerimizi ileriye taşımanın yollarını araştırarak ekonomik başlıkları da ele alacağız. Her iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet eden tüm alanlarda görüşmeleri sağlamlaştırmak ve gündemi genişletmek için çalışacağız."
Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yeni işbirliği adımlarına yaklaşımımızı yalnızca anlaşmalar imzalamakla sınırlı görmüyoruz. Aksine, sahada gerçek sonuçlar üretecek, her iki tarafa da somut faydalar sağlayacak sürdürülebilir projeleri hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. İş dünyasına yeni kapılar açacak, fırsatlar oluşturacak ve iki halkımızın yaşamına doğrudan olumlu yansımaları olacak somut adımlar atmayı hedefliyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayii konusunda, öncelikli amacın karşılıklı güvene dayalı bir işbirliği zemini kurmak, mevcut yetenekleri geliştirmek ve teknoloji ile üretim seviyesini yükseltmek olduğunu vurgulayarak, "Ortak üretim, teknoloji alışverişi ve eğitim alanlarında atılan adımların, her iki ülkenin savunma kabiliyetlerine büyük bir güç katacağına ve stratejik ortaklığımızı daha da sağlamlaştıracağına inanıyoruz." dedi.
ABD-İRAN GERİLİMİ
ABD-İran savaşının önlenmesi ihtimali ve bu konuda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi etkili bölgesel aktörler arasında yürütülen istişareler ile artan koordinasyon girişimlerinin oynayabileceği role ilişkin değerlendirmede bulunan Erdoğan şunları söyledi:
"Öncelikle çok önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum, tecrübe göstermiştir ki, bu bölgenin değerlerini, kimliğini, geçmişini ve geleceğini kavrayamayan senaryolar, bölgeye daha fazla acı ve trajedi getirecek, güvenlik ve barışı tesis etmeyecektir."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, bölgenin yeni bir savaşa sürüklenmesini kesinlikle istemediğini vurgulayarak, "Gazze, Irak, Suriye ve Afganistan'da bu tür senaryoların hafızalarımıza kazınmış yaralar ve trajediler bıraktığını gördük. Dolayısıyla, Türkiye, bölgemizin yeni bir savaşa veya yeni bir yıkım dalgasına tanık olmasını kesinlikle istemiyor." ifadelerini kullandı.
Sorunların diyalog, akıl, bilgelik ve sağduyu yoluyla çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Erdoğan, "İran'a karşı herhangi bir askerî müdahaleyi her platformda reddettiğimizi ifade ettik. Muhataplarımıza, gerilimi tırmandıracak her türlü adımdan kaçınılmasının gerekliliğini vurguluyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, herhangi bir yabancı müdahale senaryosuna olumlu bakmadığını belirterek, "Muhataplarımıza, İran'daki gelişmeleri yakından takip ettiğimizi, ülkede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına büyük önem verdiğimizi ve İran halkına acı getirecek herhangi bir yabancı müdahale senaryosuna olumlu bakmadığımızı açıkça ifade ettik."ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin ABD ile İran arasında arabuluculuğa hazır olduğunu ifade eden Erdoğan, "Gerilimleri azaltmak ve sorunları çözmek amacıyla İran ile ABD arasında arabuluculuk rolü üstlenmeye hazır olduğumuzu teyit ediyor, bu doğrultudaki temaslarımızı sürdürüyoruz. Savaşı tetikleyebilecek her türlü adıma karşıyız ve bölgede güvenlik ile barışın tesis edilmesi ihtimalini güçlendiren her girişimi destekliyoruz." dedi.
BÖLGESEL GÜVENLİK MEKANİZMASI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ve Pakistan başta olmak üzere dost ülkelerle temasların sürdüğünü, konuya blok veya ittifak mantığıyla yaklaşmadıklarını belirterek, "Bu yaklaşım, bölge ülkeleriyle yürüttüğümüz istişare ve koordinasyon girişimlerinin temel vizyonunu oluşturmaktadır." dedi.
Bölgenin ihtiyacının yeni ittifaklar ve güç dengeleri olmadığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bölgemizin ihtiyacı olan şey yeni ittifaklar ve güç dengeleri değil; ortak akıl ve ortak sorumluluk temelinde kurulacak bir işbirliği zeminidir. Amacımız çatışmayı yönetmek değil, diplomatik diyaloğun zeminini güçlendirerek çatışmanın daha ortaya çıkmadan önlenmesini sağlamaktır. Bu nedenle bölgesel güvenlik mekanizmalarının kurulmasının, krizlerin henüz filizlenmeden engellenmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz."
GAZZE VE MEYDAN OKUMALAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tutumu ve Gazze'de Türk ile Katar personelinin varlığını reddetmesi bağlamında, Gazze barış planının ikinci aşamasının başarısını zorlaştıran engellere ilişkin olarak, "Gazze'deki temel mesele, ateşkesi kalıcı hâle getirmek, sivilleri korumak, insani yardımın sürekli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasını sağlamak ve zorla yerinden edilmeyi tamamen sona erdirmektir. Bu temel ilkeleri güvence altına almayan herhangi bir tartışma, meselenin özünü göz ardı edecektir." dedi.
Barış planının ikinci aşamasına geçişin son derece önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu sürecin önündeki en büyük engelin ateşkesin kırılgan yapısı olduğunu belirtti.
Erdoğan, yeniden yapılanma çalışmalarına derhal ve gecikmeksizin başlanması gerektiğinin altını çizerek, Gazze'deki acil ve temel ihtiyaçların, özellikle kamu hizmetlerinin sağlanmasının hayati önemde olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararı uyarınca İsrail'in Gazze'den kademeli olarak çekilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.
Türkiye'nin Gazze Barış Kurulu üyesi sıfatıyla bu süreçlere aktif katkı sunacağını belirten Erdoğan, sahada güven tesis edilmeden ve taraflar arasında kalıcı barış sağlanmadan ilerleme kaydedilemeyeceğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı, yıkıma uğramış altyapı, çökmüş sağlık sistemi, su ve elektrik krizleri, konut yetersizliği ve yeniden yapılanma sürecinin büyüklüğünün, Gazze barış planının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi önünde ciddi engeller oluşturduğunu vurgulayarak, bu nedenle başarıya ulaşmanın, güvenlik ve insani boyutları eş zamanlı ele alan bütüncül bir çerçevenin oluşturulmasına bağlı olduğunu ifade etti.
SURİYE, TÜRKİYE'NİN İLGİ ODAĞIDIR
Suriye hükümeti ile YPG arasında anlaşmaya varılması yönündeki çabalara da değinen Erdoğan, "Suriye, savaş ve bölünme yıllarında büyük acılar çekti ve ağır bedel ödedi. Bugün, sahadaki ve diplomatik çabalardaki olumlu gelişmeler, yeni bir siyasi ufka açılma olasılığını gösteriyor." diye konuştu.
Bu yaklaşımın Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumaya, milli birliği güçlendirmeye ve tüm ülke üzerinde devlet otoritesini ve kontrolünü yeniden tesis etmeye dayandığını dile getiren Erdoğan, adil ve kalıcı bir barışa giden yolun, ortak anlayış ve ortak iradeyle büyüyen ve derinleşen birliği güçlendirmekten ve sorumluluk duygusuna uygun hareket etmekten geçtiğine dikkati çekti.
Suriye'deki çatışma bölgelerinin daraltılması, varılan anlaşmalar ve tam entegrasyona yönelik atılan adımların, Türk tarafına doğru yönde ne kadar ilerleme kaydedilebileceğini gösterdiğini kaydeden Erdoğan, ancak saha gelişmelerinin tek başına bu kazanımları kalıcı kılmak için yeterli olmadığına işaret etti.
Toplumsal uzlaşmanın sağlanması için ortak aidiyet duygusunun güçlendirilmesi ve merkezi hükümet etrafında kenetlenmenin gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bunun Suriye'nin kuzeydoğusu kadar güneyi, kıyı şeridi ve tüm bölgeleri için de geçerli olduğunu belirtti.
Erdoğan, "Bizim ölçümüz net; komşularına tehdit oluşturmayan, terör örgütlerine kapı açmayan ve toplumunun tüm kesimlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir Suriye, bölgesel istikrar için hayati önem taşır." diye könuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye'nin çok açık bir şekilde söylemek istediği şey, Suriye'nin geleceğinin ancak Suriyelilerin kendi iradesiyle sağlanabileceğidir. Bu bağlamda, gerek sahada gerekse müzakere masasında, Suriye'nin birliğini ve istikrarını güçlendirmeyi amaçlayan yapıcı adımların ilerletilmesi için, başta Suudi Arabistan olmak üzere kardeş ve dost ülkelerimizle birlikte, gerekli tüm desteği sağlayarak azami çabayı göstermeye devam edeceğiz."
Gazze'nin geleceğine ilişkin herhangi bir planın tek meşruiyet kaynağının Filistin halkının iradesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, Filistinlilerin memnuniyeti ve özlemleri dikkate alınmadan kalıcı bir çözümün sağlanamayacağını ifade etti.
Gazze'ye konuşlandırılacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne işaret eden Erdoğan, "Barış güçleri veya uluslararası misyonlar hakkındaki devam eden tartışmaya ilişkin tutumumuz açık ve nettir. Bu tür mekanizmalar ancak sivillerin korunmasına, insani yardımın ulaştırılmasına ve kalıcı barışın sağlanmasına yol açarsa anlamlıdır." dedi.
Sahada barışa hizmet etmeyen her türlü önlemin, ne kadar yüce etiketler takılırsa takılsın değersiz olacağını ifade eden Erdoğan, bu bağlamda, gerekli şartlar yerine getirildiğinde, Türkiye'nin Gazze'de barışın sağlanmasına, gerekirse askeri katkı olasılığı da dahil olmak üzere, katkıda bulunmaya hazır olduğunun altını çizdi.
Ancak, meseleyi basitçe 'şu devlet ya da bu devlet' şeklinde ele almanın hiçbir çözüm üretmeyeceğini tekrar vurgulayan Erdoğan, çözümün, doğru koşullara, doğru otoriteye ve doğru hedeflere dayalı bir barış planı oluşturmaktan geçtiğine dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Gazze'deki rolünün, kalıcı bir ateşkesin sağlanmasına, adil bir barışın tesis edilmesine, insani yardıma tam erişime, Gazze'nin yeniden inşasına ve adil bir siyasi çözümün elde edilmesine olanak tanıyan bir temelin oluşturulmasına katkıda bulunmak olduğunu belirtti.
SUDAN'DAKİ GELİŞMELER
Sudan'daki gelişmeleri de değerlendiren Erdoğan, çatışmaların sona erdirilmesi ve ülkede güvenliğin tesisi için Türkiye'nin sunduğu yol haritasını açıkladı.
Suudi Arabistan ve Mısır'ın Sudan'daki gergin durumun kontrol altına alınmasına yönelik çabalarını takdirle karşıladığını belirten Erdoğan, "Sudan'daki çatışmalar bin günü geride bıraktı. Ne yazık ki Sudanlı kardeşlerimiz bir Ramazan ayına daha bu iç savaşın gölgesinde girecekler. Sudan bu savaş nedeniyle ağır kayıplar verdi, Sudan halkı kendisine dayatılan trajik bir durumla karşı karşıya ve zorlu koşullar altında hayatta kalma mücadelesi veriyor." diye konuştu.
Sudan'daki iç savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek ve Sudan'ı istikrar ile refaha kavuşturmak amacıyla Türkiye'nin, tüm diplomatik çabaları desteklediğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Türkiye, Sudan'da büyük bir güvene sahip bir dış aktör olarak, yeni inisiyatifler başlatmak yerine mevcut çabaları güçlendirmeyi tercih etmiştir; bunu da krize barışçıl bir çözümün tesis edilmesine yönelik çabalara katkı sunmak için yapmıştır. Ancak ne yazık ki, şimdiye kadar kanın akmasını ve Sudanlı kardeşlerimizin yaşadığı acıları durdurmayı mümkün kılacak herhangi bir sonuca ulaşılamamıştır." ifadelerini kullandı.
Bu nedenle, ilgili tüm kurumlarımızın katılımıyla, Sudan'da yeniden barış ve istikrar ortamının tesis edilmesine ve hayatın orada yeniden normale dönmesine yönelik tüm adımları attık. Bunlar arasında, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ofisinin ve Ziraat Katılım Bankası'nın Port Sudan kentindeki şubesinin yeniden açılması yer almaktadır. Ayrıca Sudanlı kardeşlerimizin dış dünya ile bağlantısını güçlendirmek amacıyla Türk Hava Yolları'nın Port Sudan'a uçuşlarını da başlattık."
Türkiye'nin Sudan'a yönelik insani yardımlarına değinen Erdoğan, "2024 yılından bu yana Sudanlı kardeşlerimize toplam 12 bin 600 ton insani yardım ve 30 bin çadır taşıyan 9 yardım gemisi gönderdik. Tarım, madencilik ve enerji alanlarındaki iş birliğimiz devam ediyor; başta başkent Hartum olmak üzere yıkılan şehirlerin yeniden imarı konusunda gerekli değerlendirmeleri yapıyoruz." bilgisini paylaştı.
Suudi Arabistan, ABD ve Mısır'ın oluşturduğu mekanizma üzerinden yürüttüğü yapıcı çabaları takdir ettiklerini belirten Erdoğan, "Kardeş Sudan'ın barış ve refahı için atılacak her adımın yanında olacağız ve bu konuda üzerimize düşeni yapacağız. Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği gibi tüm uluslararası ve bölgesel örgütlerde diplomatik önerilerimizi ve girişimlerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Afrika kıtasının sorunlarının yine Afrikalılar tarafından çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye, her koşulda yapıcı diyaloğun tesis edilmesi için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Sudan halkı müsterih olsun; Türkiye her zaman onların yanındadır." ifadelerini kullandı.
"SOMALİLAND" VE İSRAİL'İN GAYRİMEŞRU TANIMA KARARI
İsrail'in "Somaliland"i tanıması ve bunun bölgesel istikrara yönelik tehditleri hakkında konuşan Erdoğan, "Geçtiğimiz ayın sonunda ülkemizi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'a bu konudaki kararlı tutumumuzu çok açık bir şekilde ilettik." dedi.
Erdoğan, "Somali Cumhurbaşkanı'na, Somali'nin birliğinin ve toprak bütünlüğünün her koşulda korunmasının bizim için en yüksek öncelik olduğunu teyit ettik. Türkiye olarak bu tutumuzda kararlı olduğumuzu tekrar vurguluyorum." diye konuştu.
İsrail'in kararını eleştiren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"İsrail'in 'Somaliland'i tanıma kararını, hiçbir meşruiyeti olmayan ve hiçbir ağırlığı bulunmayan bir karar olarak görüyoruz. Türkiye, BM kararları uyarınca Somali'nin toprak bütünlüğünü sonuna kadar savunmaya devam edecektir. Bu konudaki tutumumuz ilkesel ve sarsılmazdır. Somali Federal Cumhuriyeti ve Somaliland bölgesinin geleceğine ilişkin kararlar, tüm Somalililerin iradesini yansıtacak şekilde alınmalıdır."
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin Gazze'de soykırım suçları işlediğini, Lübnan, Yemen, İran, Katar ve Suriye'ye saldırdığını belirten Erdoğan, Tel Aviv yönetiminin Afrika Boynuzu'nu istikrarsızlaştırmaya çalıştığını ifade etti.
Erdoğan, "Bu durum sadece Afrika Boynuzu için değil, tüm Afrika kıtası için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bölgedeki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlamayan her adım krizi derinleştiriyor." diye konuştu.
"Bu sebepten, Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere bölge ülkelerinin bu kararı reddeden açıklamalar yapmasını çok önemli (gerekli) görüyoruz." diyen Erdoğan, "Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Afrika Birliği Komisyonu Başkanı'nın bu kararı reddeden açıklamalarını destekliyoruz. Somali'nin tüm toprakları üzerindeki birliğini ve egemenliğini vurgulayan tüm açıklamaları son derece değerli buluyoruz." ifadelerini kullandı.