Genç nüfusu işaret etti! İncekara'dan ''Nesil Bakanlığı'' kurulması önerisi

24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını cevaplayan Siyasetçi Halide İncekara, "Hep arzum olmuştur; Ankara'ya gittiğimden beri hep bir ‘Nesil Bakanlığı' kurulmasını düşünmüşümdür. Çünkü nüfusunuzun bu kadar büyük bir kısmını gençler oluşturuyorsa, ekonomik kararlarınızı da sosyal politikalarınızı da bu genç nüfusu görmezden gelerek şekillendiremezsiniz" dedi.

18 Mayıs 2026 Pazartesi 12:46
Medya Haberleri

HABER MERKEZİ



24 TV'nin her bölümü merakla beklenen programı Arafta Sorular'ın bu haftaki konuğu siyasetçi Halide İncekara oldu.

"HEP BİR 'NESİL BAKANLIĞI' KURULMASINI DÜŞÜNMÜŞÜMDÜR"

"Hep arzum olmuştur; Ankara'ya gittiğimden beri hep bir 'Nesil Bakanlığı' kurulmasını düşünmüşümdür. Çünkü nüfusunuzun bu kadar büyük bir kısmını gençler oluşturuyorsa, ekonomik kararlarınızı da sosyal politikalarınızı da bu genç nüfusu görmezden gelerek şekillendiremezsiniz. Diyeceksiniz ki, 'Gençlik Bakanlığı var.' Evet, var ve önemli çalışmalar yapıyor. Ancak onun da yükü oldukça ağır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevi farklıdır; 75 bin okulu yönetmek, öğretmen atamalarını yapmak ve eğitim sistemini yürütmek gibi büyük bir sorumluluğu vardır. Aile Bakanlığı ise aile yapısı ve çocuklarla ilgilenir. Ama keşke bütün bu yükü paylaşacak, gençliği merkeze alan bir 'Nesil Bakanlığı'mız da olsa... Görevleri paylaştırsa, gençliğe dair meseleleri daha kapsamlı ele alsa daha iyi olmaz mı diye düşünüyorum. Bu nedenle lütfen gençliğimizi zorbalığın içine bırakmayalım. Akran zorbalığı diyoruz; peki trafikteki zorbalığı, kabalığı, şiddeti nasıl tanımlayacağız? Bir dönem gençlere 'Z kuşağı', 'Y kuşağı' dediler. Önce çocukları bir kalıba koydular, ardından o kalıbın üzerine sayısız olumsuz etiket yapıştırdılar. Çocuklar da ne yapacaklarını şaşırdı. Bir yandan övdüler, bir yandan eleştirdiler; seviyorlar mı, yeriyorlar mı belli olmadı. O yüzden gelin, herkese şunu söyleyelim: Bu gençliği sevsinler."

"ARTIK TANKLAR, TÜFEKLER SADECE MALZEME SATIŞI OLSUN DİYE YAPILIYOR"

"Gençler aslında çok güzel yetişiyorlar. Ancak bunun yanında, kendisi gibi olmayanı yermek, ötekileştirmek; bir kadını sabah 8'de servise binip işe başlayıp akşam 8'de eve dönmek zorunda bırakmayı normal görmek bana oldukça abartılı ve anlamsız bir yaklaşım gibi geliyor. Oysa toplumun en küçük ama en güçlü sivil ve hukuki kurumu ailedir. Bir toplumu bozmak istiyorsanız önce onun en temel yapısını, yani aileyi bozarsınız. Çünkü aileyi zayıflattığınızda sadece aileyi değil; sağlığı, güvenliği, huzuru, kültürü de bozarsınız. Bir bozulma diğerini beraberinde getirir. Bugün artık toplumları dağıtmak için sadece tanklara, tüfeklere ihtiyaç duyulmuyor. Bunlar çoğu zaman sadece birer araç hâline geliyor. Asıl çözülme, aile yapısının bozulmasıyla başlıyor. Üstelik bu mesele yeni de değil; tarihin her döneminde benzer sorunlar yaşandı. Biz 'Aile kutsaldır' diyoruz. Evet, aile kutsaldır. Ama bu kutsallığı yalnızca sözle değil, onu koruyarak, güçlendirerek ve yaşatarak da göstermek zorundayız."

'ÇOK KORKUTULUYOR ÇOCUKLAR EVLENMEKTEN"

Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır... Seçimlerden sonra başbakanların eşleri Anadolu'yu dolaşır, toplu sünnet düğünleri ve toplu nikâh törenleri düzenlerdi. Çünkü o dönem evliliklerin önemli bir kısmı resmî nikâhla kayıt altına alınmamıştı. Bu nedenle toplu nikâh şölenleri yapılırdı. Resmî nikâh olmayınca boşanmalar da kayıtlara geçmiyordu. Dolayısıyla geçmişle bugünü sağlıklı şekilde kıyaslamak her zaman mümkün değil. Ancak kayıt sisteminin oturduğu son yıllar üzerinden değerlendirme yapabiliriz. Daha öncesine dair net bir karşılaştırma yapmak kolay değil. Benim aklımdan hiç çıkmaz; başbakan eşleri Anadolu'yu gezer, insanları resmî nikâha teşvik ederdi. Bugün ise süreç çok daha kolay. Artık köylerdeki imamlar dahi resmî nikâh işlemleri konusunda yönlendirme yapabiliyor. Kadınlarımız da hukuki haklarını çok daha iyi biliyor. Elbette kimse boşanma olsun istemez. Bu noktada aile danışmanlığı, çekirdek aile olabilmeyi öğrenmek, korkuların aşılması çok önemli. Çünkü gençler bugün evlenmekten ciddi şekilde korkutuluyor. Ev kurmanın maliyeti, eşya alma yükü, hayat şartları gençlerin gözünü korkutuyor. Oysa eskiden 'İki gönül bir olunca samanlık seyran olur' denirdi. Ben bunu yaşamış biri olarak çok rahat söylüyorum. Evlenirken çamaşır makinemiz de yoktu, bulaşık makinemiz de. Pırlantaya zaten hiçbir zaman önem vermedim. Televizyonumuz bile yoktu. Bir arkadaşımız kendi çeyizi için aldığı eşyaları, biz alana kadar geçici olarak bize vermişti.

Bunun hiçbir zaman eksikliğini ya da kompleksini hissetmedim. İki kişinin bulaşığı ne olur ki? Çamaşırlarımızı hafta sonu toplar, anneme götürüp yıkardık. Ama elhamdülillah, zaman içinde her şey yerine oturdu.

"BAZEN MESELE, HAYATI ZORLAŞTIRMAK DEĞİL; KOLAYLAŞTIRMAYI BİLMEK."

'Eğer evliliklerin daha güçlü, daha hızlı ve daha sürdürülebilir olmasını; neslin daha sağlıklı şekilde artmasını istiyorsak, gençlerin meslek edinme ve hayata atılma yaşını yeniden düşünmemiz gerekiyor. 23-24 yaşına kadar süren eğitim ve diplomalanma sürecini daha erken yaşlara, belki 16-17 yaşlarına doğru çekebilmeliyiz.'

"Hayata çok genç yaşta başlıyoruz. Türkiye'de ortalama yaşam süresi 75-77 yıl arasında. Bunun yaklaşık 23-24 yılını eğitim hayatında geçiriyoruz. Hayatın neredeyse üçte biri okul sıralarında geçiyor. Ardından iş bulma, geçinme, hayat kurma sorumluluğu başlıyor. Geriye kalan zamanda ise nasıl yaşayacağınız bile çoğu zaman belirsiz hale geliyor. Eğer evliliklerin daha güçlü, daha hızlı ve daha sürdürülebilir olmasını; neslin daha sağlıklı şekilde artmasını istiyorsak, gençlerin meslek edinme ve hayata atılma yaşını yeniden düşünmemiz gerekiyor. 23-24 yaşına kadar süren eğitim ve diplomalanma sürecini daha erken yaşlara, belki 16-17 yaşlarına doğru çekebilmeliyiz. Gençler erken hayata başlasınlar. Denesinler, yanılabilsinler, vazgeçebilsinler. Çünkü bugün bir genç 25 yaşında okulu bitirdiğinde, yaptığı işi aslında istemediğini fark ettiğinde artık yeniden başlamak için zamanı da cesareti de azalıyor. Aile 'evlen' diyor, toplum 'çoluk çocuk sahibi ol' diyor ama gencin henüz işi, gücü ve ekonomik güvencesi oluşmamış oluyor. Üstelik teknoloji değişiyor, istihdam alanları dönüşüyor. Zaman gerçekten zor. Bu zorlukların üstesinden gelebilmek için yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve toplumun tüm paydaşları olarak hep birlikte çalışmak zorundayız."