Murat Çeri
Tabduğ'unu, akacağı yatağı, yürüyeceği yolu, kıracağı odunu bulamayan Bizim Yunus ne olurdu? En fazla tatlı dilli, veciz sözlü, köylü bir oduncu. Ne adı bilinirdi ne de namı nişanı. O, aşkta; aşk bildiği Tabduk Emre'de yok olmayı seçti. Allah onu ilelebet var etti. Çünkü kaidedir: Aşkta ölen, ebedî diridir.
Bir Paris Gecesinden Doğan Şair
Necip Fazıl'ın hikâyesi de biraz böyledir. Fransa'da, Sorbonne Üniversitesinde felsefe okurken Paris'in gündüzünü bir kez olsun görmeden yaşar. Hocası Bergson'a, "Öğrencilerinizden ileride felsefede adından söz ettirecek biri var mı?" diye sorarlar. Bergson, "Bir genç var, bir Türk; ama o da aylağın, serserinin biri," diye cevap verir.
Kaldırımlar şiiriyle dehası herkesçe kabul edilen, kibar muhitlerin ve zengin salonların aranan ismi Necip Fazıl, Ahmet Haşim'in bile hayranlığını kazanır:
"Çocuk, sen bu sesi nereden buldun?"
Türkiye'de "İki büyük şair var," diyen birine, "Diğeri kim?" diye soran, benlik sahibi deha: Necip Fazıl Kısakürek. Fakat bu benlik, bir gün Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin huzurunda diz kırar, boyun büker:
"Sensin," der.
Sabık Şairden Üstada
O andan itibaren insanların gözünde o artık sabık şairdir... Affedilmeyecek bir cürüm işlemiş, şiirine ve dehasına ihanet eden büyük kabahat sahibi... Fakat işte tam da o sabık şair, Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin ellerinde yeniden doğar, bambaşka bir insan olur. Belki Arvasi'yi tanımasa, bir edebiyat dehası olarak tarihte yerini alacaktı. Ancak o, hiçbir şeyi karşına almadan, her şeyi arkana alarak konforlu bir hayatı tepti. Tepetaklak olmuş değerleri yerli yerine oturtmak, yok olmaya yüz tutmuş kavramları yeniden yorumlamak onun ömrünün gayesi hâline geldi.
Necip Fazıl, kendi tabiriyle "ne idüğünü ve nasılını" ortaya koymaya çalışan bir adamdı. Ömrü tasavvurlardan ve hayallerden bereketli geçti. Tek başınaydı. Yanında görünenlerin çoğu ezik, hesap sahibi, kalabalıkta kelle sayısı olan boş adamlardı.
Bunun böyle olduğunu yıllar sonra Bir Adam Yaratmak eserini filme çekmek için yola çıktığımda bizzat görmüş olacaktım.
Bu adam, Müslüman şahsiyetinin en dik hâliydi: Eğilmez, bükülmez, vazgeçmez.
Bir Dava Adamı
Bugün "dava" kavramı, en aymaz, en boş kimselerin bile ağzında dolaşıyorsa, bu; konuşulması yasak olan bir zamanda haykıran bir adamın, tek kişilik kahramanlık destanıyladır. Üstadın ifadesiyle:
"Biz küfür dağlarını nefesimizle hohlaya hohlaya erittik, şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor."
Dostoyevski'nin Gogol için söylediği "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." sözü, Necip Fazıl için de geçerlidir. Çünkü bu Anadolu taşını beşik ve mezar taşı yapan bizler, yani Müslüman Türk evlatları, tam tekmil Üstadın paltosundan çıktık.
Bir kitabını dahi okumadan Üstad muhabbeti yapan ikbalperestlere inat; ideolojisini bilmeden, kendi ezber fikirleriyle kan davası güden hizipçilere inat; hiçbir şey olamadığı için "iyi insan" olmak zorunda kalanlara inat:
O yaşayacaktır.
Yunus Emre gibi, bugün de yarın da varlığını sürdürecektir. Çünkü ölmeyecek olanın parçası olan da ölümsüzdür.
"Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası..."
Vesselam.