'Necip Fazıl Fikir Araştırma Ödülü' sahibi Mustafa Özel: Necip Fazıl hâlâ ‘takvimdeki deniz'dir

‘Necip Fazıl Fikir Araştırma Ödülü' sahibi Mustafa Özel, "Üstad'ın sorduğu suallere onu aşacak cevaplar verilemedi. Necip Fazıl hâlâ ‘takvimdeki deniz'dir. Uzaktan seyredilmiş, hayranlık ve bağlılık gösterilmiş, fakat fikir hayatımızın içine verimli bir tarzda sokulamamıştır." dedi.

29 Kasım 2022 Salı 07:29
Necip Fazıl Ödülleri Haberleri





Mustafa Özel, tıpkı soyadı gibi özel bir yazar, bir düşünce insanı. Türkiye'de belki de kimsenin yapmadığını yaptı; iktisat ve edebiyat düşüncesini aynı örste döverek bir kıvama getirdi, bu konularda ufuk açıcı, yetkin eserler verdi. Romanbilimle uğraşıyor Özel. Romancının modern çağın şamanı olduğunu düşünüyor. Şaman, yani karanlıkta gören adam... Bu dilbâzın kehânet (ve bazen kerâmet) dolu sözlerini, tarihçi ve sosyologların kılı kırk yaran araştırma ve analizlerinden daha değerli buluyor. Onun gözünde iktisatçı ve ilatiyatçılar, modern çağın uyum ustaları, romancılar ve şairler ise başımıza gerçekte ne gelmiş olduğunu hissettirip, bizi adaletsiz bir dünyada dik durmaya çağıran insanlardır.

Akşam Gazetesi'nden Bedir Acar, bu yıl Fikir-Araştırma dalında Necip Fazıl Ödülü'ne layık görülen Özel ile Üstad'ın Türkiye düşüncesine etkilerini ve roman bilim kitapları üzerine konuştu.

■ Necip Fazıl ismi sizin dünyanızda nasıl bir yere tekabül ediyor?

Necip Fazıl lise yıllarımın Battal Gazi'siydi. Malatya yerine Ağrı'dan yola çıkar, önce yerli "sahte kahramanları" bir bir tepeler, sonra diyâr-ı küfre yelken açardık. Başta Çile olmak üzere çoğu şiirlerini Karaköse'nin çamur deryası caddelerinde saatlerce arkadaşlarıma ezberden okur, onları da Bizans tekfurlarına karşı savaşa hazırlardım! Ülkü Ocağı duvar gazetesine Üstad'dan (ve Sezai Karakoç'tan) mülhem yazılar yazar, çaktırılmadan indirildiğini görünce de küplere binerdim. Başkanımız Tekin Küçükali, "Mustafa, dinci şairleri bırak artık, biz dindar ama milliyetçiyiz!" deyince, ocağı terk ettim. Ve çok değil, iki yıl sonra İstanbul'da, uğruna ilk mücadele karargâhımı terk ettiğim üstadımın "Ülkücü" olduğunu görünce, hayatımın ikinci şokunu yaşadım. (İlk şok, 73 seçimlerinde biz gençler 'muhafazakâr' Erbakan'a çalışırken, bağlandığım Şeyh efendinin 'liberal' Feyzioğlu için oy toplamasıydı!)

■ Üstad'ın en çok hangi yönü size etkiliyordu?

Necip Fazıl için, yazarlık hayatımın ilk yıllarında Mustafa Kutlu ile yaptığımız söyleşide söylediklerimin, ne yazık ki, hiçbir kulağa ulaşmadığını gördüm. İlave edebileceğim başka ne olabilir? İşte gençlik çağındaki tespit ve temennilerim: "Okumaya Necip Fazıl'ın kitaplarıyla başladım. İdeolocya Örgüsü'nün birçok bölümlerini, Çöle İnen Nur'un mukaddimesini ezberlediğimi hatırlıyorum. Necip Fazıl verdiği cevaplarla değil, sorduğu sorularla ve soruş üslubuyla önemliydi. Tabiatıyla bir ilim adamı değildi üstad, cesur ve kıvrak bir fikriyatçı idi. 'Yerli' bir fikriyatçı. Gerçi ondan önce Yahya Kemal 'eve dönmüştü' ama rindâne bir dönüştü bu. Yahya Kemal ve şakirtleri 'kaymak' peşindeydiler, oysa Necip Fazıl 'has ekmek' istiyordu. Ne var ki, 'yerlilik' tek başına has ekmek pişirmeye yetmiyordu. Ekmekler bozulmuştu ve bozulmanın mahiyetini kavramak için Batı düşüncesini fethetmek gerekiyordu. Hazırlığı yoktu Üstad'ın, sabrı da. Gene de 1960-80 nesli Müslümanlık, Batı ve 'yerlilik' bilincini büyük ölçüde Necip Fazıl'a borçludur. Ne yazık ki bu meftuniyet umumiyetle hamasî bir bağlılık şekline büründü, Üstad'ın sorduğu suallere onu aşacak (ve ruhunu şâd edecek) cevaplar verilemedi. Necip Fazıl hâlâ 'takvimdeki deniz'dir. Uzaktan seyredilmiş, hayranlık ve bağlılık gösterilmiş, fakat fikir hayatımızın içine verimli bir tarzda sokulamamıştır." (Dergâh, Ocak 1994.) Necip Fazıl, muhafazakâr insanımıza 'Batıcı' muktedirler karşısında başını dik tutmayı öğretti. Fakat aşırı öfkesi, Namık Kemal'den Halid Ziya'ya, Halide Edib'den Tanpınar'a kadar birçok önemli fikir ve sanat insanımızın görüş ve katkılarını doğru değerlendirmemizi de imkânsızlaştırdı. Hepsini ötekileştirdik. Öfkemiz haklı, hükmümüz hatalıydı!

■ Necip Fazıl Fikir Ödülü'nün size tevdi edilmesi hakkında neler söylersiniz?

Bu sualin muhatabı benden ziyade kıymetli jüri üyeleridir. Ben sadece nelerle meşgul olduğuma açıklık getirebilirim: Romanbilimle uğraşıyorum. Romancının modern çağın şamanı olduğunu düşünüyorum. Şaman, karanlıkta gören adam. Bu dilbâzın kehânet (ve bazen kerâmet) dolu sözlerini, tarihçi ve sosyologların kılı kırk yaran araştırma ve analizlerinden daha değerli buluyorum. İktisatçı ve ilahiyatçılar, modern çağın uyum ustalarıdır: Bizi, yaşadıklarımıza intibak ettirmeye çalışırlar. Şair ve romancılar ise, başımıza gerçekte ne gelmiş olduğunu hissettirip, bizi adaletsiz bir dünyada dik durmaya çağırırlar.

■ Bu çerçevede, okumaya niyetlenmiş fakat belki henüz okuyamamış olanlara eserlerinizi konularına göre özetleyebilir miyiz?

Şu ana kadar beş kitap yazdım, diğer beşi de yolda. Roman Diliyle İktisat, modernliğin/kapitalizmin (Marx ile Weber'in söylemlerinin aksine) büyüden arınma değil, kâğıt para üzerinden derin bir büyülenme olduğunu anlatmaya çalışıyor. Hareket noktası, Faust. Bu büyük şiir-romanda, sadece (kesin bilgi ve mutlak haz karşılığında) ruhunu şeytana satan modern bireyin trajedisi değil; (kâğıt para karşılığında) ruhunu şeytana satan modern devletin de mel'aneti sergileniyor. Goethe, kâğıt paranın "para değil, simya" olduğunu dile getiriyor; emeksiz değer yaratmanın ve sorumsuz hükümdarın borcunu yoksul halkın sırtına yüklemenin şeytanî bir enstrümanı. Roman Diliyle Siyaset'te, "yarı millet, yarı ulus" oluşumuzun acılarını dillendirmeye çalıştım. Slogana dönüşen ana fikrim: Unutarak ulus, hatırlayarak millet oluruz!

Roman Diliyle İş hayatı, hilfül fudul (erdem birliği) ve Medine Pazarı ruhunu canlandırma iddiasıyla yola koyulan dindar iş adamlarımızla Ahmet Midhat Efendi, Thomas Mann, Kemal Tahir, Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu gibi romancılar üzerinden bir nevi hesaplaşmadır. Özeti, Tolstoy'un Kısa İncil'indeki ana mesajıdır: "Kutsal Kitabı ancak dindar insan anlayabilir. Dindar, yani zenginliğin bozmadığı insan!"

Romanperver İktisatçı ise bu kitapları yazma sürecinde benimle yapılan söyleşilerden oluşuyor. Roman Diliyle Emperyalizm, Afrika ve Türk romanı üzerinden, emperyalizme karşı mücadelemizin neden ve nasıl "itaatkâr bir direniş"e dönüştüğünü dillendiriyor. Ele aldığım romanların başoyuncuları insanlardan ziyade "beyaz okullar" (yabancı kolejler). Çocuklarımız orada "iyi bina yapmayı, besili olmayı ve haksızken de yenmeyi" öğreniyorlar! Böylece Batılı sömürgecileri ve Necip Fazıl'ın "karşılarında başımızı dik tutmayı öğrettiği" yerli muktedirleri yeniyoruz, onlara dönüşerek!.. Şiirsiz ve romansız, bu "alçalarak yükselmenin" anlayamayız sebebini. "Ağlayın, su yükselsin. / Belki kurtulur gemi!"

■ Yeni kitaplar hangileri olacak?

Bir kısmını yarıladığım müstakbel mektuplarım diyelim onlara: Roman Diliyle Finans, Roman Diliyle Çocuk, Roman Diliyle Tarih, Roman Diliyle Hukuk ve Roman Diliyle Din.

Allah utandırmasın...

Âmîn, teşekkür ederim

PORTREMustafa Özel Ağrı'da doğdu (1956), Ağrı Lisesi (1974) ve Boğaziçi Üniversitesi (İktisat, 1980) mezunudur. Marmara Üniversitesi'nden yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı (İktisat Tarihi, 1999). Bankacılık, dış ticaret ve sanayi sektörlerinde yönetici ve danışman olarak çalıştı. Kapitalizm ve Din (Ağaç, 1993), Amerikan Yüzyılının Sonu (İz, 1993), İstikbal Köklerdedir (İz, 1996), Müslüman ve Ekonomi (İz, 1997), Roman Diliyle İktisat (Küre, 2018), Roman Diliyle Siyaset (Küre, 2018), Romanperver İktisatçı (Küre, 2019), Roman Diliyle İş Hayatı (Küre, 2019), Roman Diliyle Emperyalizm (Küre, 2022) yayınlanmış kitaplarından sadece bazıları.