Safiye Gölbaşı
Üstat Necip Fazıl Kısakürek, kıymetli bir fikir ve sanat adamı olarak edebiyat, düşünce ve aksiyon sahasında hiç şüphe yok ki mümtaz bir örnektir. Kendisinden sonra gelen nesillere hem ilham hem güç vermiştir. Bunun yanı sıra üstat, bir mümin ve Müslüman olarak da misaldir. Son derece mağrur yapısına rağmen Allah'a, Peygamberine ve Allah dostlarına gösterdiği muhabbet, saygı ve teslimiyet göz kamaştırıcı boyuttadır. Onun gibi otuzlu yaşlarına kadar pozitivizmin rehberliğinde hareket etmiş, yol almış ve benlik bilinci yüksek bir insanın, günün birinde Yaratanı için şu cümleleri kurabilmesi, başlı başına bir nasihattir:
"Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür!
Sana çöl gibi gelen, O, göl diyorsa göldür!"
Üstadın en hacimli eserlerinden biri olan Çöle İnen Nur ise bir siyer-i nebidir. Üstat, bu eserinde Fahri-i Kâinat Efendimiz'i büyük bir hürmetle adım adım takip eder. Günümüz insanın Asr-ı Saadet'i dikkatle seyredeceği özgün bir pencere açar kültür ufkumuzda. Çöle İnen Nur, hem samimiyeti hem de olası tüm klişelerden uzak, parlak ve canlı bir üslupla yazılması hasebiyle Türkçe kaleme alınmış siyer-i nebiler içinde de nadide bir yerdedir.
Üstadın otobiyografik eseri O ve Ben'e baktığımızda ise çok enteresan bir durumla karşılaşırız. Bu eser, üstadın bütün hayatına içten bir bakışla, yanı sıra dönemin atmosferine dair kıymetli bilgilerle, o zamanın kültür sanat insanlarının portrelerine dair anekdotlarla doludur ve çok kapılı, çok katmanlı bir eserdir. Ancak bunların ötesinde bu eseri ilginç yapan hususiyet şudur ki eserin merkezinde üstat Necip Fazıl değil, mürşidi Seyyid Abdülhakim Arvâsî vardır. Üstat, bu kıymetli kitapta, kendisini mürşidinin etrafında dönercesine; hayatını onu esas aldığı üç bölümde anlatır: "Tanıyıncaya Kadar", "Tanıdıktan Sonra" ve "O Günden Beri". Bölüm isimleri bile bu destansı imanın şavkıyla parlamaktadır âdeta.
Üstadın "O'na" isimli şiiri ise mürşidi Arvâsî'ye duyduğu muhabbetle bağlılığın billurlaşmış hâli gibidir. Öylesine duru, yakıcı ve etkileyicidir yani.
Yazımı bu nadide şiirin dizeleriyle bağlarken üstada ve mürşidine bir kez daha rahmet dilerim. Onlar her yönden güzel örneklerdi. Makamları yüce olsun.
"Benim efendim / Ben sana bendim / Bir üfledin de / Yıkıldı bend'im / Ben ki, denizdim / Dağbaşı bendim / Şimdi sen oldun / Âleme pendim / Benim efendim / Benim efendim / Feza levendim / Ölmemek neymiş / Senden öğrendim / Kayboldum sende / Sende tükendim / Sordum aynaya / Hani ya kendim / Benim efendim / Benim efendim / Emri yüklendim / Dağlandım kalbden / Ve mühürlendim / Askerin oldum / Başta tülbendim / Okum sadakta / Elde kemendim / Benim efendim."