Üstadı gördüm

1975 yılında ortaokula yeni başlamışım Erzurum Halk Eğitim Merkezi'nde Necip Fazıl Kısakürek'in konferans vereceği haberini aldım. Üstadın Çile kitabından “Sakarya Türküsü” ve birkaç şiirini ezberlemiştim. Sakarya Türküsü'nün verdiği heyecanla kendimi toplantı yerinde buldum.

9 Ocak 2026 Cuma 15:21
Necip Fazıl Ödülleri Haberleri

Dr. İsrafil Kuralay



Heyecanlı, müthiş bir kalabalık, salon tıka-basadolu. Üstadı ilk ve son görüşüm o toplantıda oldu. Salonu coşturan heyecanlı, inişli-çıkışlı konuşmasını hatırlıyorum.

Bu toplantıdan sonra Erzurum'da bulunan Karasu Kütüphanesi'ne giderek mütefekkirlerin ve üstadın kitaplarını okumaya başladım. Necip Fazıl 15 Nisan 1921 yılında annesiyle geldiği gökyüzü şehri Erzurum'da dayısının yanında bir kış geçirmiş. Palandökenin karı-kışı, soğuğu-ayazı 17 yaşındaki delikanlının kişiliğinin oluşmasında etkili olur. Üstat dadaşları "mert, samimi, dürüst" insanlar olarak tanımlamıştı. 1943 yılında askerlik için yolu yine Erzurum'a düşer.

"Palandöken Dağları" isimli şiirinde duygularını şöyle ifade eder:

Bir gün Palandöken Dağından geçtim

Artık son ışıklar sönüp çakarken

Ta uzakta bir hanı seçtim

Yolcular önünde ateş yakarken

İlk gençlik yıllarım Necip Fazıl gibi üstatların oluşturduğu fikir ikliminde geçti. Erzurum'un manevi iklimi de buna müsaitti. 1982 yılında üniversite tahsili nedeniyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okuluna gelince bambaşka bir dünya ile karşılaştım. Necip Fazıl, İsmet Özel, Rasim Özdenören, Seyyit Kutup, Mevdudi gibi düşünce adamlarının bana verdiği özgüveni test etme İmkânı doğdu. Okul daha çok "sol"un çeşitli fraksiyonlarının ağırlıklı olduğu bir hoca ve öğrenci yapısına sahipti. Çok şükür üstatların kitaplarından aldığım feyz ile bilgilerime yenilerini ekleyerek yine aynı çizgide yoluma devam ettim. Okulun kütüphanesine gelen gazeteleri, dergileri okuma imkânı bulurdum. 1983 yılının Mayıs ayının 26. günü yine gazeteleri incelerken Necip Fazıl'ın ölüm haberini okudum. Üstat bir gün önce vefat etmiş. İçimde bir burukluk ve hüzün oluştu. Adeta bir kalem düşmüş, ruhumu büyük bir yalnızlık duygusu kaplamıştı. Rehberlerimizden birisi bizi yaban otlarıyla beslenmiş insanların arasında garip bırakıyordu. Necip Fazıl, kurallarını kendi koyduğu hayatı yaşadığı gibi cenazesinde uyulacak kuralları da vasiyet etmişti. "Vasiyet" adlı şiirinde bu durumu ifade etmiştir.

Son gün olmasın dostum, çelengim top arabam

Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam...

Üstat bıraktığı vasiyette de cenaze namazında sadece Fatiha ve Kur'an okunmasını istemiştir. Cenaze namazını kılmayacak kimsenin cenazeye katılmamasını istemiştir.

"Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüz geri koğuşuna..."

Necip Fazıl Kısakürek gibi fikir önderleri canları pahasına Allah, peygamber, maneviyat uğruna ömür boyu mücadele ederek gelecek nesillerin önünü açmışlardır. Tarihine, kültürüne, değerlerine bağlı nesillerin yetişmesinde Üstad'ın emeği çoktur. Milletimizin ufkuna karabasan gibi çöken karanlık zihniyetler hala galebe çalıyorlar. Yeni nesillerin aynı sıkıntıları tekrar yaşamamaları için fikir önderlerinin eserlerini daha dikkatli okumalarını tavsiye ederim.

Sözü onun "Utansın" isimli şiiriyle bağlayalım.

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!