İslâm, Osmanlı’nın son döneminde burada bozuldu, burada düzelecek

“Büyük Doğu büyük bir ideolocya örgüsüdür, bir dünya görüşüdür. Çağımızda Batı ve Doğu’daki hâdiselere nasıl bakacağız, bunun anahtarıdır.” diyen Kazım Albayrak, Üstad’ın gençlere yüklediği sorumluluğu hatırlatıyor ve ekliyor: İslam, Osmanlı’nın son döneminde burada bozuldu, burada düzelecek. 

23 Aralık 2018 Pazar 07:00
Pazar Haberleri

YAKUP KÖSE



Üniversite yıllarında Salih Mirzabeyoğlu’nun çıkardığı Akıncı Güç dergisi vesilesi ile Üstad Necip Fazıl Kısakürek’le tanışmış Kazım Albayrak. Uzun yıllar Üstad’ın ideallerini anlatmak için yayınlar yapan, akademik çalışmalara imza atan ve O’nun fikir çilesine talip olan bir isim aynı zamanda. Kazım Albayrak’a Üstad’ın Akıncılar üzerindeki etkisini, gençlere yüklediği misyonu sorduk. 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile nasıl tanıştınız?   

Üstad ile tanışmam hayatımda ehemmiyetli bir döneme tekabül ediyor. Üstad’a beni götüren şey Akıncı Güç dergisiydi, yıl 1979... O sene, Akıncı Güç dergisini Salih Mirzabeyoğlu çıkarıyordu. Akıncı Güç büyük bir teveccüh kazanmıştı. Dergi, Üstad’a ulaştırılıyor ve çok makbul karşılanıyor. O zaman Ülkücülerin çıkarttığı Ortadoğu Gazetesi’nde, Üstad “Müjdelerin Müjdesi” başlıklı bir yazı yazıyor ve “Onlar benim ardımdan gelmeyecek, ben onların arkasından koşacağım!” diyor. Sonra Salih Mirzabeyoğlu ile Akıncı Güç kadrosunu davet ediyor. On kişi kadar Üstad’ın yanına gittik, başka misafirleri de vardı. Yay gibi bir sofra etrafındayız, akşam yemeği ikram etti. Yemekten sonra Üstad imam oldu, namaz kıldık. Üstad’ın bize imam olması başka bir şeydi. İnsan yaşlansa da bazı şeyleri ömür boyu unutmuyor. O namazdan aldığım zevki başka hiç bir şeyden almadım. 

Gençliğin Üstad’a bakışı neydi? 

Biz Yüksek İslâm Enstitüsü boykotlarında bulunmuştuk. Boykotlarda liderlik yapmıştım. Basında maalesef karalama yazıları olmuştu. Ergün Göze Tercüman gazetesinde, bizim aleyhimizde yakışıksız benzetmelerde bulundu. Ergün Göze de bizim Üstad’a misafir olduğumuz gün oradaydı. Biz de meseleden Üstad’a bahsettik. Üstad Ergün Göze’ye döndü: “Sen bu gençler hakkında böyle yazmışsın! Neden?” dedi. Öfkeliydi, Üstad’ın imân öfkesi meşhurdur. Ergün Göze, kem küm etmeye başladı, “Bana yanlış bilgi verildi.” dedi. Savunma psikolojisine girdi. Üstad bir ukbada yaşıyordu o dönem. Hatta, hasetçilerin “siz onu dirilttiniz!” şeklinde eleştirileri oldu. Üstad’ı tekrar heyecana itti Salih Mirzabeyoğlu ve Akıncı Güç kadrosu... 

Üstad’ın hâl ve beklentileri nelerdi? 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek büyük bir aksiyon adamıdır, son nefesine kadar, hiçbir zaman davasından yılmadı ve dönmedi. Bazı şartlar yüzünden biraz ümitsizlik oldu. “Akıncı Güç hiç beklemediğim zamanda bir ışık gibi fışkırdı!” diye karşıladı. Bu Üstad’ın ifadelerinden belliydi. “Işık” yazısı var Üstad’ın, çok önemli. Büyük Doğu yayınlarına çok gidip-geliyorduk. Üstad’ın çıkardığı kitap-dergi formatındaki Raporlar’ın kapağında da “Necip Fazıl ve Yeni Dostları” ifadesi yer alır. Raporlar’da 7 ila 13. sayılarda Salih Mirzabeyoğlu ve Akıncı Güç kadrosundan arkadaşların bazı yazıları yayınlandı. Sık sık, arkadaşlarla Üstad’ın yanındaydık. Üstad’ın bize karşı alâkası, muhatap olması çok güzeldi, yakındı. Üstad’ın “bir genç arıyorum, gençlikte köprübaşı” mısrası vardır ve “aradığım genci buldum!” şeklinde Salih Mirzabeyoğlu’na atıf yapar. Üstad iltifatı esirgeyen biridir, bunu herkes bilir! Necip Fazıl bütün entelektüellerde telif hakkı olan biridir. Fakat neden Necip Fazıl ve Büyük Doğu tartışılmaz ve neden lif lif açıklanmaz? 

Büyük Doğu’nun misyonu nedir? 

Üstad, Batı’ya karşı İslâmcıların ve Türkün bozulma muhasebesini yapan bir kişi. Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu kanatları arasında yükselmemizi temin ediyor. Osmanlı’nın yıkılışından itibaren Batı’ya karşı olan savaşımız sürüyor. Bu mücadelenin fikir reçetesi Necip Fazıl’dadır. Bizim bunu araştırmamız, tahlil etmemiz lâzım. Necip Fazıl’ın verdiği konferanslardan gençlik mevzuuna devam edeyim. Mesela İdeolocya Örgüsü’ne ek yapmıştır Necip Fazıl, bu eki de Akıncı Güç kadrosuna ithaf etmiştir. Bakın, bir gençlik kadrosuna ithaf ediyor bu kitabı da getirdim (Kâzım Albayrak, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun Marifetname isimli eserinin ön kapağını gösteriyor.) burada yazan ifade, Üstad’ın Akıncı Güç kadrosunda tüm gençliğe ithaf ettiği şeydir. Ne diyor? “İslâm’ı yenilemek”, hemen ardından “İslâm yenilenmez, anlayışı yenilemek gerek” işte bizim ihtiyacımız olan da bu anlayış. 

Üstad’ı nasıl anlamak gerekiyor? 

Üstad’ın misyonu beşerî ilişkiler ve hatıralardan ibaret değildir. Necip Fazıl sadece şair değil, mütefekkir ve aksiyon adamıdır. Üstad’ın bu cephesini Salih Mirzabeyoğlu sayesinde tanıdım. Yine Üstad’ın kitaplarında önemli gördüğüm bir başka husus da edep. Din edep demektir, edep de hadlere riayet demektir. Bu kuru bir söz değil, fikirde edep, sanatta edep, siyasette edep. Ve insan olarak edep. Üstad’dan öğreneceğimiz çok şey var. Üstad’ın, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “Kültür Davamız” isimli eseri için söylediği söz: “Bu kitap cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi, ilk çileli nefs murakabesi!” Bunu rehber ettik, istikamet çizgisini kaybetmemeyi, Üstad’dan öğrendiğimizi söylemek istiyorum. 

Gençlerin Necip Fazıl’a nasıl bakması gerekiyor, bu hususta neler söylemek istersiniz? 

Büyük Doğu ideolojisinin satır satır araştırılması lâzım. Her bahsin üzerine de ayrı ayrı tefekkür edilmesi lâzım. Necip Fazıl’ın hayatı, bizim için büyük bir rehberdir. Elhamdülillah Müslüman’ız. İslâm’ı doğru öğrenebilmemiz için, İslâm’a muhatap anlayışımızın da düzgün olması lâzım. “Arınma çağında İslâm” derken Üstad bunu kastediyordu. Büyük Doğu büyük bir ideolocya örgüsüdür, bir dünya görüşüdür. Çağımızda Batı ve Doğu’daki hâdiselere nasıl bakacağız, bunun anahtarıdır. Batı tefekkürünü de bilmemiz lâzım, Üstad bunu tahlil ve tenkid etmiştir. Bizce ne yapmamız gerektiğini ortaya koymuş. Sadece klasikleri tekrar ederek bir yere varamayız. 

Biz bu hazineyi nasıl yürüteceğiz?  

Gençliğin, bizim ve devletin de problemi budur. Bizi kuşatan dünya görüşünü anladıktan sonra, her alanda derinleşmemiz lâzım. İdeolocya örgüsü bizim için bir rehber özelliği taşır. Üstad’ın sahip olduğu şey; ilmin üzerindeki tefekkür boyutudur. İlmin gayesi ne, bağlı olduğu fikir mihrakı nedir? Ehl-i Sünnet’in ölçüleri yok, ilim yapıyor, sonra da başıboşluk oluyor. Bu sefer de modernist akımlara gidiliyor. Doğrusunu bilmemiz lazım, Üstad bu açıdan önemli bir ilim hikmet adamıdır. Sahih kaynakları ölçü almıştır. Necip Fazıl’ın İman ve İslâm Atlası eseri, ilmihâl tarzıdır, fakat çağın insanına hitap edecek şekildedir. Eski ölçüleri süzerek vermiş, “Mektubat’tan süzülme” diyor Üstad. Bunlar doğru yol için pusuladır. Salih Mirzabeyoğlu Necip Fazıl’ı tanımlamak için şöyle der: “Beş asırlık tarihimizle birlikte çağımızın nabzını yakalayan, ideali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını İslâm’ın hakikatine nisbetle heykelleştiren adam...Davasının aşkını, vecdini, estetiğini, dost ve düşman kutbunu işaretlendirme, bunu sadece âlim olan kişi yapamaz. Üstad’ın misyonunu görmek lâzım. Âlimin işi bu değil. Metinlerden-kaynaklardan fıkıh, dil derleyip bunu koymak tamam, amenna. Beş asırlık tarih muhasebesini kim yapacak? İslâm, Osmanlı’nın son döneminde burada bozuldu, burada düzelecek. 

Peki bugün gençliğin bu düzelmeye hizmet etmek için neye ihtiyacı var? 

Gençliğin aşka ihtiyacı var. İman ve dava aşkı, işte Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve onun izinden yürüyen İbda mimarı Salih Mirzabeyoğlu. Büyük Doğu davasını, nisbetle sürdürdüğü için böyle söylüyorum. Nisbet davası değil mi bu zaten? Davanın aşkını, vecdini, estetiğini, dost ve düşman kutuplarını bilmek gerek. 

Üstad, Akıncı Güç dergisi ile ilgili Ortadoğu gazetesine ‘Müjdelerin Müjdesi’ başlıklı bir yazı yazıyor. Sonra Salih Mirzabeyoğlu ve kadrosunu davet ediyor. O tanışıklıktan sonra Büyük Doğu Yayınları’na çok sık gidip gelmeye başladık.  

ASIL KAVGA İÇİMİZDE; RUH-NEFS KAVGASIDIR

Dost ve düşman kutupları... bunu açsak biraz... 

Düşmanın yoksa olmaz. Düşman ihdas edelim de demiyorum ama iman ve küfür mücadelesi kıyamete kadar sürecek. Asıl kavga içimizde; ruh-nefs kavgası ve ölene kadar bu sürecek. Mevki-makam bizi aldatabilir, pörsüyebiliriz. Dünya telaşesi, geçim derdi... “Para” diyorlar, e buldun sonra ne yapacaksın? Daha çok kazanacaksın... Bu böyle olmaz. Üstad dost ve düşman kutuplarını işaretliyor; içimizdeki düşman nefsimizdir, dışımızdaki düşman ise Batı’dır. Batı bugün büyük eserlerini koydu, bizim ise daha büyüklerini koymamız lâzım, Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu arasında. Müslümanların sanat, ilim ve estetik bahislerinde en üstte olması lâzım. İstanbul Gülhane Parkı’nda “İslâm, Bilim ve Teknoloji Müzesi” var. Dikkatimi çeken ne oldu biliyor musunuz? O devrin Müslümanlarının ne kadar çalışkan olduğu. Astronomi, geometri, fizik, tıpta ne kadar ileriymişiz! Şimdi “her şey Batı’dan gelsin”, bu Müslüman’a yakışmaz. Müslüman ezilmez, hâkim fikre mahkûm tavır yakışmaz. Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu derken, bunu pusula değerinde Üstad meydana koymuş. Bu bize yol aldırır, yanıltmaz. Bağnaz olmayalım, hür irademiz ve aklımızla bunu yapalım. Basiretli bir teslimiyetten bahsediyoruz. Üstad üç tehlikeden bahsediyor bize, “olmadan olmuş görünmek”, “şeyh taslağı”, “ulemâ taslağı”, “akademisyen taslağı” yani çok bilmiş kimseler. Bunlar televizyonda çok boy gösteriyor, meşhur olmak için şeriat ölçülerimize devamlı kazma vuruyorlar. Düşmana kazma vurmuyorlar da bunlarla uğraşıyorlar. Bu tavır Müslüman’a yakışmaz. 

Büyük doğu ve estetik? 

Üstad, tiyatro için ne kadar didinmiş, tiyatro mevzuunda niçin sahalarda yokuz? Aynı şekilde sinema sahasını da doldurmamız lâzım. Kaba olmamak lâzım. Üstad’ın vasiyetidir, “15. İslâm asrının yenileyicisi İslâm’da estetik plânı başa alsın.” Estetik, hesap-kitap yaptırmaz, yakalayıcıdır, fethedicidir. Necip Fazıl, çağın sorunlarına bakmış, görmüş, tesbit etmiş. Sivil medeniyet mefhumuna bağlı bu çağda Üstad, Müslümanların silahlarını o şekilde dizayn etmiş. Düşmanı tahlil etmiş, bizim eksiklerimizi de tesbit etmiş, “Bu silahları alın, savaşın” diyor. Bu bir mirastır. Psikolojik üstünlük bizde, Üstad “Bana Batılı olmamak şerefi yeter” diyor. Niçin bunu demiş? İşin temelini psikolojik olarak vermiş, eziklik vardı. Osmanlı’nın Kanunî döneminden itibaren (Viyana’dan itibaren de diyebiliriz) eziklik hâkimdi. “Beş asırlık bozulma” derken niçin böyle söylemiş Üstad? O zamandan itibaren bozulmuşuz, yenilik yok diye...