Ooo… Perdeler açık kalmış! Kapa, kapa!

Seni milyonlar beğensin, milyonlar sana övgüler dizsin, ama yolda yürürken biri bile karşına çıkıp, “N’oldu o yoğurt, mayasını tutturdun mu?” diye hesap sormasın. Sanal ortamda zira, gerektiğinde görmezden gelebiliyor, engelleyip uçurabiliyorsun. Ama bu marketteki amcayı uçuramazsın.  

9 Aralık 2018 Pazar 07:00
Pazar Haberleri

CESUR KÜREK



Sosyal medyada mahremiyet perdesi, genç-yaşlı, zengin-fakir, tesettürlü-tesettürsüz, Beşiktaşlı-Fenerli, şeker hastası-romatizmalı ayrımı yapmadan, ardına kadar açıldı. Saniye saniye, kim nereye gitti, nerede ne yedi, kaç dakikadır hasta, çocuğun çorap teki hangi ara ortaya çıktı… öğreniyoruz. Evdeysek evde, işteysek işte, pazardaysak pazarda… Bağımlıyız zaten, o ayrı. Elimizden telefon düşmüyor. Sosyal medya takibinde, komşu teyzemizin bizi takip edişinden daha iyiyiz. Komşu teyze kapıyı kapadığımız an meraktan çatlamaya başlıyor ama sanal hesaplarımızdaki arkadaşlarımız öyle mi? ‘Tıkla’ gelsin, ‘beğen’ bildirimler aksın, ‘yorum yaz’ muhabbet coşsun… 

Herkes mutlu, herkes faal… Art arda üç ‘etkinlik’ paylaşsan, bütün yıl kültürel aktivite yapmış gibi algılanıyorsun. Bu sebeple sıkça, “Alırım Maşallah’ınızı” demeyi unutmamak gerek. Her an keyfinize, gülen yüzünüze, bebeğinizin zıbınına nazar değebilir. Hatta, “hani şu geçen ay aldığın masa örtüsü var ya… işte onu çocuklardan uzak tutmak gerek bence”. Elalemin yeni aldığı masa örtüsünü nerden mi biliyorum? Bilmediğim yer mi kaldı aslanım. “İki kez art arda hapşırdım, hasta mı olacağım yoksa”yla başlayıp, “Hadi bana iyi uykular”a kadar geçen sürede ne olup bittiyse sen yazıyorsun, ben okuyorum. Hatta geçen gün, “Çocukların fotoğraflarını paylaşmak, onların hakkını yemektir” konulu bir yazı paylaştın da çok güldüm. Çocukların donu dumanı dahi benim bilgim dahilinde zira. Kime neyi öğretiyorsun? Her şeyini biliyorum farkında mısın? Her şeyini. (Geçen yaz ne yaptığını da) 

Çok iyi hatırlıyorum; gençtik, otobüse binerdik ve yan koltuktaki adamın açtığı gazeteye şöyle göz ucuyla bakardık. Adam, sahibi olduğu medya grubuna kayyum atanmışçasına asabileşirdi. Mecbur, ‘Öhömm’ diye doğrulurduk. Şimdi? Şimdi de; sen açıyorsun cep telefonundan sosyal medya hesaplarını. Yüklemişsin elli bin tane foto, yazmışsın sayfalarca geyik… Yanındaki adam göz ucuyla bakınca atarlanıyorsun. Yahu sen zaten sosyal medyadan herkese açmadın mı o hesabını? Yanındaki adam da ‘yeni aldığın ama bozuk çıkan vileda sapını, değiştirmek için gittiğin marketten nasıl da elin boş döndüğün’e dair yazdıklarından haberdar olmasın mı? Kaç duraktır beraber yolculuk ettiğin teyze de, evinin koltuklarına bi’ bakmasın mı? Neyi eksik sosyal medya üzerinde gerçek kişi olup olmadığını bile bilmediğin insanlardan? Şu otobüsteki adam daha gerçek. 

Mesele de bu olsa gerek zaten. ‘Gerçek’ sana göre değil. Seni milyonlar beğensin, milyonlar sana övgüler dizsin, ama yolda yürürken biri bile karşına çıkıp, “N’oldu o yoğurt, mayasını tutturdun mu?” diye hesap sormasın. Sanal ortamda zira, gerektiğinde görmezden gelebiliyor, engelleyip uçurabiliyorsun. Ama bu marketteki amcayı uçuramazsın. Marketteki amcaya kapını kaparkenki coşkun, ‘3 bin Followers’a karşı yok. 

Böyle böyle derken, n’oluyor? Adamın biri çıkıp, “Namaz kılarken senin gamzelerinden huşu alıyorum” falan diyor. Daha çok beğenilmek için, münasip alanlar aranıyor. Deniz bitince de durum bu; ‘gamzeler=huşulu namaz’ falan. Hah, bunu da aradan çıkardım iyi oldu. Kalmıştı öyle içimde ukde.