Erdoğan, Bahreyn'e gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında Four Seasons Otel'de Uluslararası Barış Enstitüsü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ofisi tarafından düzenlenen konferansta katılımcılara hitap etti.
Bahreyn’e gerçekleştirdiği ziyaret dolayısıyla duyduğu memnuniyeti ifade eden Erdoğan, konferansın icrasında emeği geçen Bahreyn makamlarına ve enstitü yetkililerine teşekkürlerini iletti.
Ziyaretlerinde geleneksel Bahreyn konukseverliğiyle karşılandıklarını belirten Erdoğan Erdoğan, bu misafirperverlik dolayısıyla “Aziz kardeşim” dediği Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Al Halife’ye teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahreyn’in Körfez İşbirliği Konseyi dönem başkanlığını yeni aldığını anımsatarak, Bahreyn makamlarını tebrik etti ve kendilerine başarılar diledi.
Türkiye olarak Bahreyn’le ilişkilere özel bir önem verdiklerini vurgulayan Erdoğan, “Bahreyn’in güvenlik huzur ve istikrarını kendi güven ve istikrarımızdan ayrı görmüyoruz. Terörle mücadelesinde Bahreyn’in yanında olduğumuzu ve olacağımızı bu vesileyle tekrar vurgulamak istiyorum. Zira Bahreyn başta 15 Temmuz darbe girişimi olmak üzere son dönemde Türkiye’nin terör örgütlerine karşı verdiği mücadelenin en büyük destekçisi olmuştur.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Suriye"de katil Esed 1 milyona yakın insanı öldürmüştür
“Burada hiçbir zaman unutmayacağımız bir dayanışma örneğini dile getirmeyi arzu ediyorum.” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“15 Temmuz gecesi milletimizin bir varlık yokluk mücadelesi verdiği o zor anlarda Bahreynli kardeşlerimiz bizi yalnız bırakmamıştır. Darbe teşebbüsünün ilk anlarından itibaren sabah 5-6’ya kadar, yani darbe tamamen savuşturulana kadar Manama’da ve diğer şehirlerde Bahreyn halkının bize dua ettiğini, gözyaşı döktüğünü çok iyi biliyorum. Bu kadar bu işe sıcak yaklaşan, adeta bunu bir kader ortaklığının nişanesi olarak aziz kardeşim Ebu Selman ülkemize Arap aleminden gelen ilk devlet başkanı oldu. En sıkıntılı günümüzde yanımızda durduğunu, desteğinin bizimle ve milletimizle olduğunu gösterdi. Bu ziyaretim diğer boyutları yanında tabi bu açıdan da ayrıca bir önem taşıyor. O gece gönlünü ve gözünü ülkemize kilitlemiş, bizim için, Türkiye’nin ve Türk milletinin selameti için dua etmiş tüm kardeşlerime bu kürsüden şükranlarımı sunuyorum.”
"Bahreyn'e desteğimizi perçinlemeyi sürdüreceğiz"
Türkiye’nin de Bahreyn’i her alanda ve her konuda desteklemeye devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu desteğimizi savunma sanayi, askeri iş birliği, ticaret, yatırımlar sağlık ve bölgesel ortaklıklarla perçinlemeyi sürdüreceğiz.” dedi.
Erdoğan: Filistinlilerin kendi özyurtlarında vatansız, topraksız, devletsiz bırakılmaları kabul edilemez
Erdoğan, kritik bir döneme tekabül eden bu ziyaretinin Bahreyn’le dayanışma bağlamında önemine işaret ederek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Küresel bir dönüşüm sürecinde, dünyanın en sıkıntılı bölgesinde, acıların ve umutların kol kola yürüdüğü bir coğrafyada hep birlikte yaşıyoruz. Ne bizim ne de sizlerin başka bir vatanları olmadığına göre bu coğrafyada yaşamayı sürdüreceğiz. Öyleyse hep birlikte bölgemizdeki sorunların çözümü, huzurun, refahın, kardeşliğin, istikrarın güçlenmesi için neler yapabileceğimiz noktasında oturup konuşmalıyız. Artık kuru sözlerle, hamasetle, taktik manevralarla geçiştiremeyeceğimiz zor ve kritik tercihlerde bulunmak durumunda olduğumuz bir süreçteyiz. Adeta bir ateş çemberiyle kuşatılan İslam coğrafyası gerçekten çok sancılı günler yaşıyor, ağır bir imtihandan geçiyor.
Yüzyıllardır barışın adresi olan bu coğrafya maalesef günümüzde acıyla, terörle, gerilimle, yıkımla, bombalarla anılıyor. 6 yıldır Suriye’de çocuklar gökyüzüne baktıklarında gökyüzünün maviliğini değil ölüm saçan uçakları, hayallerini ve bedenlerini parçalayan varil bombalarını görüyor. Binlerce yıllık İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış mimarisi, kütüphaneleri, camileri, türbeleri, ilim, hikmet ve irfanın merkezi olmuş bu topraklar ateş, kan ve gözyaşıyla yeniden dizayn ediliyor. Etnik kimlik, dil, kabile, renk ve mezhep temelinde birbirlerine yabancılaştırılan Müslümanlar Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de ve daha pek çok yerde kendi kendilerini tüketiyor. Arap ve İslam medeniyetinin göz bebeği şehirlerin terör örgütlerinin, yabancı güçlerin vekalet ve yıpratma savaşlarının sahası haline getirilişini hep birlikte takip ediyoruz. İnsanlık vicdanının suskun kaldığı bu durum karşısında muktedirler ellerini ovuşturmakla, riyakarlar ise ne yazık ki timsah gözyaşları dökmekle meşguldür."
"Peki tüm bu olup bitenler bütün bu olayların karşısında bizler yani bu bölgenin binlerce yıllık sahipleri ve sakinleri olarak ne yaptık? Bu kanı, gözyaşını ve zulmü engellemek için ne çaba harcadık?" diye soran Erdoğan, "Mazlumların gözyaşlarını dindirecek, kardeş kavgasını engelleyecek ne tür adımlar attık, maalesef bu sorulara bir çoğumuz gönül rahatlığıyla tatmin edici cevaplar veremiyoruz. Her birimizin kendi bağımsız devletimizin sınırları içinde yaşıyor olması kafi değildir.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tüm bölgenin, tüm İslam aleminin, hatta insanlığın geleceği için birlik olma, birlikte hareket etme zamanı çoktan gelmiştir. Komşuları zillet içinde yaşarken, aynı dili konuştuğu, aynı kıbleye yöneldiği kardeşleri zulüm görürken, hiçbir ülke, hiçbir toplum sadece kendi konforunu, sadece kendi geleceğini düşünemez. Zira bu coğrafyada kaderimiz de kederimiz de ortaktır. Bu topraklarda mazimiz de istikbalimiz de müşterektir. Bugün Suriye’nin, Irak’ın, Libya’nın oralarda yaşayan kardeşlerimizin başına gelenlerin yarın bizlerin de başına gelmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu sebeple daha sonra değil hemen harekete geçmemiz gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin Suriye ile 911 kilometre ile en büyük sınıra sahip olduğunu hatırlatan Erdoğan, "İlk tehdit bize, bu tehditleri yaşadık, yaşadığımız için adımları atmak zorunda kaldık. Ardından Irak, 350 kilometre sınırımız var. Suriye'deki kriz bizim gibi komşu ülkeler yanında Avrupa'nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir bölgede güvenlik tehditlerine yol açıyor. Mevcut durum, terör örgütlerinin kadrolarını genişletmeleri, söylemlerini etkili kılabilmeleri bakımından hayal bile edemeyecekleri bir ortam tesis ediyor. Buna artık bir son verilmesi gerektiği ortadadır." diye konuştu.
Gelecek süreçte Suriye'de en önemli hususun, 2016'nın son günlerinde hayata geçirilen ateşkesin tahkim edilerek, güçlendirilerek yeniden başlatılabilmesi için gerekli zeminin oluşturulması olduğuna işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin bu ateşkesin tesis edilebilmesi için büyük çaba sarf ettiğini, fedakarlıklarda bulunduğunu bildirdi.
Erdoğan: Esed"i uyardım, ertesi gün 360 kişiyi öldürdü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü korunarak, tüm dini, mezhepsel, etnik unsurların içinde yer aldığı, meşruiyet zemini güçlü bir siyasi geçiş sürecinin hayata geçirilmesinin şart olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Bu doğrultuda Türkiye tüm uluslararası platformlarda başlattığı aktif diyaloğu ve girişimleri sürdürecektir. Bunun yanında Türkiye olarak terörle mücadele hususunda da üzerimize düşenleri yapıyoruz. Fırat Kalkanı Harekatı'yla terör örgütü DEAŞ'ı ve PYD'nin bir bölümünü sınırlarımızdan uzaklaştırdık. İlk etapta Cerablus'tan başlattık ve Cerablus'u DEAŞ'tan temizledik. Hemen arkasından El Rai'ye girdik, El Rai'yi bu noktada DEAŞ'tan temizledik ve ardından Dabık'a indik, Dabık'ı temizledik. Şimdi El Bab'da. Orayı da inşallah DEAŞ'tan temizlemek suretiyle, bizim attığımız adım bir hedefe kilitlenmiştir. Ondan sonra doğuya yönelerek Münbiç ve Rakka'da eğer Koalisyon Güçleri ile müşterek adımı atarsak, bu müşterek adımla birlikte de oradaki belirli bir hedef ki o da terörden arındırılmış bir güvenli bölge hedefidir. Terörden arındırılmış bu güvenli bölgeye özellikle ağırlıklı olarak Arap kardeşlerimiz, Türkmenler yerleşme imkanını bulacaktır."
"3 bini aşkın terörist etkisiz hale getirildi"
Daha birkaç ay önce teröristlerin cirit attığı 2 bin kilometrekarelik alanın "güven ve umut" alanı haline geldiğine dikkati çeken Erdoğan, "Ama yeterli değil. Hedefimiz burada en az 4-5 bin kilometrekarelik bir alanı terörden arındırılmış, güvenli bölge haline getirmektir. Burada ciddi sıkıntı var. Bu çalışma şu anda devam ediyor. Şehitlerimiz var, Özgür Suriye Ordusu'nun şehitleri var ama şu anda 3 bini aşkın DEAŞ'tan, etkisiz hale getirilen terörist var. Burada kararlıyız." ifadesini kullandı.
Recep Tayyip Erdoğan, DEAŞ'ın, İslam'la yakından uzaktan alakasının olmadığının altını çizerek, şu görüşlere yer verdi:
"DEAŞ, bir terör örgütüdür, çünkü bizim dinimiz bir barış dinidir. Ne yazık ki DEAŞ, sürekli olarak terör estirmiştir, savunmasız insanları acımasız bir şekilde öldürmüştür. Bu insanlar, hiçbir zaman Müslüman olamaz. Biz, şu anda DEAŞ tarafından devamlı tehditteyiz. Gaziantep'te bir düğün merasiminde çoluk çocuk, genç yaşlı demeden 56 vatandaşımızı bunlar ne yazık ki bir canlı bomba ile öldürmüşlerdir. Biz o ana kadar hep sabrettik ama o andan itibaren 'Artık bitmiştir.' dedik ve onun üzerine Cerablus'a girdik ve DEAŞ'ı oradan da defettik. DEAŞ, Müslümanların yüz karasıdır ve tüm dünyada Müslümanlar bunlardan dolayı karalanmaktadır. Biz, bunu hak etmedik. Çünkü bizler bir barış dininin mensupları olarak asırlar boyu Sevgili Peygamberimizden bu yana biz hep güvenin temsilcisi olduk."
"İslam, radikalliği kabul etmez"
"Sevgili Peygamberimiz Medine şehir devletini kurarken, tüm Müslüman olmayanların seçmesi, o zamanki devletin başına getirmelerinin en önemli özelliği neydi? Sevgili peygamberimizin Muhammedül emin olmasıydı." diyen Erdoğan, Hazreti Muhammed'in emin ve güvenilir olduğunu, bundan kimsenin endişe duymadığını belirtti.
Erdoğan, şunları ifade etti:
"Ama şimdi bunlar bizim yüz karamız olmuştur ve bunlar teröristtir. Kimse, şu anda dünyanın bazı yerlerinde terörle İslam'ı yan yana getirenler var, buradan yine sesleniyorum, kimse terörle İslam'ı yan yana getirmesin. Radikalizmle İslam'ı da kimse yan yana getirmesin. Çünkü İslam, radikalliği kabul etmez. İşlerin en hayırlısı orta olanıdır, İslam bunu emreder. Aşırılıklarda asla fayda yoktur. Böyle yürüdük, böyle yürüyoruz, böyle yürüyeceğiz. Böyle yürürsek başarıyı yakalarız."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin ve bölgenin geleceğinde, terör örgütlerinin ve eli kanlı katillerin yerinin olmayacağını vurgulayarak, Türkiye'nin ilk günden beri Suriye meselesinde insani, vicdani ve demokratik bir tavır ortaya koyduğunu kaydetti.
Konuşmasında, güvenli bölge olması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ama terörden arındırılmış bir güvenli bölgeden bahsediyorum. Buradan uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gerekir. Bunu başta ABD olmak üzere koalisyon güçlerine hep söyledik ama buna yanaşmadılar. Bunun olması lazım. Bu olmadığı takdirde oranın güvenli bölge olması da mümkün değil. Eğit-donat dediğimiz olaydır ki zaten bunu bizler yapıyoruz. Eğitilmiş, donatılmış bir milli orduyu biz terörden arındırılmış bu güvenli bölgede istihdam etmememiz lazım ki oralara yerleşmiş olan insanlar kendilerini güvenlikte hissetsinler. Bununla ilgili çalışmaları Türkiye olarak şu anda yürüttük, yürütüyoruz ve yürüteceğiz. Özgür Suriye Ordusu aslında bunun en önemli örneğidir."
Körfez ülkelerinin yetkililerini Suriye konusunda ellerini taşın altına koymaya davet eden Erdoğan, gerekli adımların atılmaması halinde Suriyelilerin hayatta kalabilmek ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmak için başka diyarlara göç etmeye devam edeceğini söyledi.
"Katil Esed 1 milyona yakın insanı öldürmüştür"
Bu göç sırasında birçok mültecinin hedeflerine ulaşmadan hayatını kaybettiğine işaret eden Erdoğan, şu görüşlere yer verdi:
"Biz Aylan bebekleri Batı'nın dergilerinde gördüğümüz zaman mı ah vah edeceğiz veya Ümran Bebekleri Batı'nın dergilerinin kapaklarında gördüğümüz zaman mı ah vah edeceğiz. Bunlar olmadan bizim tedbirimizi almamız lazım. Açık söylüyorum. Suriye'de herkes 600 bin falan diyor ama hayır Suriye'de bugüne kadar katil Esed 1 milyona yakın insanı öldürmüştür. Uçaklarla öldürmüştür, varil bombalarıyla öldürmüştür, tanklarla öldürmüştür. Hala da acımasız bir şekilde öldürmeye devam etmektedir. Peki biz bunlara sabırla bakabilir miyiz? Zulme rıza zulümdür. Orada bir zulüm var ve biz bu zulme sessiz kalamayız. Ya buna elimizle müdahale edeceğiz, ya dilimizle müdahale edeceğiz, bu da yetmiyorsa kalbimizle buğzedeceğiz. Ama bakıyorum ki İslam dünyasında ne yazık ki bu hassasiyet birçok yerde yok. Ben bu hassasiyete davet ediyorum. Şu anda 2 milyon 800 bin mülteci bizde. Çadırlarda, konteyner kentlerde, ülkemizin değişik vilayetlerinde şuanda yaşıyorlar. 300 bin de Iraklı mülteci şu anda Türkiye'de çadırlarda, konteyner kentlerde, şehirlerde. Bizim şu ana kadar sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yaptığımız harcama 25 milyar dolar. Avrupa Birliği'nin verdiği sözle 2016 Temmuz başında bize 3 milyar avro ödeyecekti. Geldi mi bu para, hayır gelmedi. Peki şu ana kadar ne geldi, 725 milyon dolar geldi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Konseyi üzerinden ne geldi. O da yaklaşık 520 milyon dolar geldi. Şu anda Türkiye olarak biz tabii ki böyle devasa bir bütçeyi karşılamakta zorlanıyoruz ama durmayacağız. Biz kapımızı Batının bu mültecilere kapadığı gibi kapatmayacağız. Öyle veya böyle alacağız."
"Şimdi Körfez'e de burada önemli iş düşüyor"
Erdoğan, Suriye'de 4 veya 5 bin kilometrekarelik uçuşa yasak bir bölgenin oluşturulması görüşünü geçmişte eski ABD Başkanı Obama'ya şimdi ise yeni ABD Başkanı Trump'a ifade ettiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:
"Dedim ki 'bu bölgeyi tamamıyla terörden arındırılmış güvenli bölge olarak hemen konut inşasına başlayalım. Biz konut inşasında başarılı bir ülkeyiz. Biz bu inşaatları yaparız. Ama mali noktada sizler de bize destek olun' dedik. Hatta 'Bizden gerekirse buralarda 500 metrekarelik bahçeler içerisinde özgün mimariyle konutları yapalım. Mültecileri buralara yerleştirelim. Hatta bize iltica etmiş olan Suriye kardeşlerimizi de biz tekrar kendi topraklarına geri gönderelim. Onların sosyal donatı alanları dahil her şeyi olsun. Onların 500 metrekare alan içerisinde evi ve bahçesi olmak suretiyle orayı da eksin biçsin.' 'Çok güzel' dediler. Bize 'Gerekeni yapalım' dediler ama o günden bu güne iki yıl geçti henüz bir adım yok. İşte buradan sesleniyorum, diyorum ki; şimdi Körfez'e de burada önemli iş düşüyor. Hep birlikte bu adımı atalım. Biz oradaki kardeşlerimizin mağduriyetini engelleyelim. Orada şehirler kurmuş olmamız hem o kardeşlerimizin kendi topraklarından kopmasını engelleyecektir hem de kendi topraklarına dönmenin özlemi içerisinden olan Suriyeli kardeşlerimiz bu konutlara yerleşmiş olacaklardır."
Ortadoğu'da yaşanmakta olan pek çok sorunun kökeninde yer alan Filistin meselesinin, kalplerinin ve vicdanların en derinlerine işlemiş bir acı olduğuna değinen Erdoğan, Filistinlilerin on yıllardır kendi öz yurtlarında vatansız, topraksız ve devletsiz bırakılmalarının asla kabul edilemeyeceğini bildirdi.
Erdoğan, yaşanan tarihi adaletsizliğin giderilmemesi durumunda Filistin meselesinde adil ve kalıcı bir çözümün bulunmayacağını vurguladı. Erdoğan, "Türkiye, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm imkanlarıyla Filistinli kardeşlerinin yanında olmaya, onların haklı davalarını desteklemeye devam edecektir. Bölgede kalıcı barışı tesisinin öncelikli Filistin halkına yönelik baskılara son verilmesinden ve 1967 sınırlarından geçtiği unutulmamalıdır." dedi.
Müslümanların ilk kıblesi Kudüs'te, sadece Müslümanların değil, tüm uluslararası camianın huzurunu bozacak, vicdanını yaralayacak, teamülleri değiştirecek uygulamalara karşı herkesin duyarlı olmasının şart olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu tür adımların gerilimi tırmandırmaktan başka bir faydasının olmayacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararına rağmen İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri inşa etme kararı ise tam bir provokasyondur. Uluslararası hukuk ve insan hakları hiçe sayılarak Filistin'e uygulanan abluka ile yasa dışı yerleşimlerin sona erdirilmesi Ortadoğu'da kalıcı barışın ve istikrarın ön şartıdır." diye konuştu.
Erdoğan, İsrail'in, Türkiye'nin "özür, tazminat ve ambargoya" dair üç şartını kabul etmesinden sonra ilişkilerin normalleştirilmeye başlandığını belirterek, şöyle konuştu:
"Bu adımımızın gerisinde Filistin sorununun çözümü yönündeki çabalara ve bölgemizin istikrarına olumlu katkı sağlama hedefinde bulunduk. Bunun meyvelerini de almaya başladık. Geçtiğimiz haziran ayında özellikle de iki ayrı insani yardım sevkıyatımız Gazze'ye ulaştı. Yine Gazze'de inşa ettiğimiz 200 yataklı Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesini ve 320 konutluk inşaat projesini de şu anda bitirmek üzereyiz. Hastane bitti, açılışını yapacağız.
Huzur, barış, istikrar ve güven içinde yaşayan bir Ortadoğu arzu ediyorsak, Libya'daki gelişmeleri de yakından takip etmemiz gerekiyor. Kadim tarihi ilişkilere ve güçlü akrabalık bağlarına sahip olduğumuz Libya'nın içerisinde bulunduğu duruma kayıtsız kalmamız mümkün değil. 2015 yılında imzalanan Libya siyasi anlaşması, ülkede yeni bir sayfa açılması için önemli bir fırsattır."
Yemen'de iki yıldır süren çatışmaların sona erdirilmesi ve siyasi çözüm bulunmasına yönelik çabaları da yakından izlediklerini dile getiren Erdoğan, Körfez İşbirliği Konseyi Girişimi, Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları ve 2216 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde soruna barışçı bir çözüm bulunmasının mümkün olduğuna inandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta sonunda Birleşmiş Milletlerin yeni Genel Sekreteri Antonio Guterres'in İstanbul'da olduğunu ve bu konuları uzun uzun konuştuklarını anımsatarak, sıkıntıları kendileriyle paylaştıklarını belirtti. Erdoğan, "Temennim o dur ki bu yeni dönemde bunların aşılması için de adımları atarız." değerlendirmesinde bulundu.
"Terörün kurutulabilmesi için daha fazla çaba ortaya konulmalı"
Yemenli tarafların, halkın acılarına son vermek üzere anayasal meşruiyetin yeniden tesis edilmesine imkan sağlamalarını beklediklerinin altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Görüldüğü gibi bölgemizde hangi ülkeye baksak, maalesef hangi meseleyi ele alsak, karşımıza terör konusu çıkıyor. Terörizmle mücadelede, kalıcı başarı ancak uluslararası düzeyde, müşterek ve samimi çabalarla sağlanabilir. Bu amaçla Birleşmiş Milletler çerçevesi başta olmak üzere bugüne kadar geliştirilmiş olan hukuki çerçeve elbette önemlidir ama yeterli değildir. Çünkü, terör değişen şartlara kendisini hızla uyarlayabilir. Hiçbir insani ve ahlaki değeri bulunmayan terörün kökünün kurutulabilmesi için daha fazla çaba ortaya koymamız lazım.
Özellikle de ülke olarak DEAŞ'ı, El-Kaide'yi, Boko Haram'ı, Eş -Şebab'ı, YPG'yi, PKK'yı, Feto'yu aynı samimiyetle ve kararlılıkla lanetliyoruz. Yabancı teröristlerin çatışma bölgelerine seyahatlerinin engellenmesi konusunda hiçbir ülkenin göstermediği ölçüde çaba harcıyoruz. Buna karşılık, DEAŞ ya da El-Kaide'ye karşı gösterilen duyarlılığın PKK için de özellikle gösterilmesini, DHKP-C ve Feto için de geçerli olmasını bekliyoruz. Zira, bunların hepsi terör örgütleridir. Bazı terör örgütlerine karşı tedbirler alınırken, diğerlerine karşı hareketsiz kalmak hatta desteklemek, bu örgütleri meşrulaştırmak, mücadelenin inandırıcılığını zedeliyor, zedeler."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 35 yıldır terörün alçak yüzünü gören Türkiye'nin, 15 Temmuz'da da farklı bir yüzüne muhatap olduğuna dikkati çekti.
"Feto, yeni nesil bir terör örgütüdür"
"15 Temmuz'da kanlı bir darbe girişiminde bulunan Feto, yeni nesil bir terör örgütüdür." diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"248 insanımızı şehit eden, 2 bin 193'ünü yaralayan bu terör örgütüyle de diğerleri gibi kararlılıkla mücadele ediyoruz ve edilmelidir. Ben, bu konuda özellikle Bahreyn'in gösterdiği hassasiyete teşekkür ediyorum, bunu da dün akşam kral hazretleriyle özellikle paylaştım.
Terör konusuyla bağlantılı bir başka soruna da değinmek isterim. Dünyada özellikle de Batı'da mukaddes dinimizi terörizmle ilişkili hale getirmek, yan yana anmak gibi art niyetli provokatif çabalara şahit oluyoruz. Özellikle, Batı'da son zamanlarda Müslümanların ibadethanelerine yönelik saldırılar, bizleri üzmektedir ve bunları biz kesinlikle bir tahrik olarak görüyoruz. Bu tahrik, hayırlı neticeler doğurmaz. Bunu, o ülkelerin liderlerine de her görüşmemizde söyledim, söylüyorum, söyleyeceğim.
Bir Müslüman olarak, bu aziz dinin bir müntesibi olarak kimden gelirse gelsin, İslam ile terörü ilişkili hale getiren tüm iftiraları reddediyorum, reddediyoruz. Terörü, belirli bir dine mensup kişilerle veya belirli etnik grubun üyeleriyle bağdaştırma yaklaşımı, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi insanlık tarihi gibi yüz karası akımların güçlenmesine zemin hazırlıyor. Bu yanlıştan, derhal dönülmesini, teröre karşı ilkeli bir mücadele yürütülmesini temenni ediyorum."
Erdoğan, Türkiye'nin 2 bin 200 yıllık devlet geleneğine sahip, tarihi ve coğrafi özellikleri nedeniyle farklı fay hatlarının kesişim noktasında bulunan bir ülke olduğunu anlattı. Böyle bir ülke ve milletin Cumhurbaşkanı olarak tüm kardeş devletlere, fitneye fırsat vermeme, birlik ve beraberlik içinde yaşamayı temin edecek, ayrıştırıcı değil bütünleştirici politikalar izlemelerini tavsiye eden Erdoğan, "Biz, işte bu anlayışla dış politikamızı girişimci ve vicdani bir temel üzerine inşa ediyoruz. Bölgemizde barış ve istikrar istiyoruz. Bu doğrultuda inisiyatif alıyor, bir vizyon ortaya koyuyor, imkanlarımızı seferber ediyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte üzerinde durulması gereken en önemli iki grubun kadınlar ve gençler olduğunu dile getirerek, bütün kesimlerin ekonomik faaliyetin ve demokratik katılımın parçası olmasının sağlıklı bir toplumun ön şartı olduğunu vurguladı.
Bölge ülkeleri olarak, tüm kesimleri içine alan ekonomiyi kapsayan seferberlik ruhu ile hareket edilmesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, son yıllarda Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle başlatılan süreçlerin, bu noktada cesaret verici bir örnek teşkil ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Coğrafyamız bizim ortak kaderimizdir, özellikle ortak kaderimiz, geleceğimizi, başkalarının merhametine bırakamayız. Gelin huzur, barış ve refah dolu ortak bir geleceği hep birlikte kuralım." çağrısında bulundu.
Bir katılımcının, "Eğer terörle mücadelede askeri yöntem başarılı olmazsa bu durumda hangi argümanları, hangi anahtarları ve araçları kullanmamız gerekiyor ve bu çerçevede biz barışçıl sürece nasıl katkıda bulunabiliriz?" şeklindeki bir sorusu üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu tür adımlarda askeri yöntemin başarılı olmaması halinde, hatta hatta askeri yönteme başvurulmadan önce siyasi yöntemle, diplomatik ilişkilerle bu tür gelişmeleri çözmek en ideal olanıdır. Ne yazık ki Suriye’de bu başarılamadı." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Tabi üzülerek söyleyeceğim Esed doğrusu ailece görüştüğüm bir kişiydi ve kendisiyle bütün bu gelişmeleri, Tunus'ta başlayan gelişmelerden sonra paylaştığımda, kendisi önceleri farklı bir yaklaşım içerisindeydi ama maalesef daha sonra olaylar farklı gelişmeye başladı. O gücüne çok çok inanıyordu, kendi ülkesinde bu tür gelişmelerin olmayacağını zannediyordu. Ben kendisiyle birkaç kez artık arkadaşlarımı gönderdim, Dışişleri Bakanımı gönderdim, saatlerce görüşmeler yaptılar. Daha sonra kendisini bir ramazan ayıydı, gece kendisini aradım ve dedim ki 'Beşar, bu gidiş iyi değil. Kendi halkına, kendi vatandaşına bombalar yağdırıyorsun, tanklarla vatandaşının üzerine gidiyorsun. Yarın cuma, bu başlangıç olsun, bu işi bitir. Artık vatandaşının tanklarla üzerine gitme, huzurlu bir şekilde vatandaşın bir cuma namazı kılsın.' Sağa vurdu, sola vurdu, 'Benden gelmiyor bu, bunlar terörist.' dedi. Dedim, 'Ben sizi yakından takip ediyorum yanlış yapıyorsun, gel bu işten vazgeç.', Ertesi gün 360 kişiyi öldürdüler ve bu acımasız gidiş, bakın cuma namazında olan insanları bunlar şehit ettiler, öldürdüler ve bu süreç devam etmedi. Tabi ilişkilerimizi kestik.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye konusunda diplomasi ve siyasi arayış içerisinde olduklarını belirterek, Astana'nın bunun önemli adımlarından şu anda bir tanesi olduğuna işaret etti.
Doğu Halep’ten Türkiye olarak 45 bin insanı çıkardıklarını ve bu insanların büyük bir kısmının İdlib'de, bir kısmının ise Türkiye’de olduğunu anımsatan Erdoğan, "Tabi bunların bütün gıdaydı, giyim, kuşamdı, ilaçtı her türlü ihtiyaçlarını Türkiye olarak karşılıyoruz, karşılamaya da devam edeceğiz." dedi.
"İnşallah bu bölgedeki ateşkesi sağlamlaştırıcı bir süreç olur"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni bir sürecin başladığına işaret ederek, "Cenevre süreci başladı, Astana’dan sonra. Bu sürecin içerisinde bildiğiniz gibi Türkiye-Rusya-İran, tabi bunu üst düzeyde yürütmedik, en üst düzey burada dışişleri bakanlarıyla oldu ve Cenevre süreciyle bunu biraz daha yükseltmek istiyoruz ve Cenevre’de atılacak adımlarla birlikte, o arada tabii Amerika'nın da katılımı söz konusu, özellikle bölgeden de yine katılımlar söz konusu olacak. Buradaki siyasi sürecin temenni ederim ki inşallah bu bölgedeki ateşkesi sağlamlaştırıcı bir süreç olur." değerlendirmesinde bulundu.
Süreç içerisinde Bahreyn’in dönem başkanlığını yaptığı Körfez İşbirliği Konseyine de önemli görevler düştüğünü vurgulayan Erdoğan, "Bu süreci hep birlikte bizler de İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığı olarak bu işi yakın takibe almamız lazım ve bunun en ideal yolu siyasi dayanışmayla, diplomatik yollarla bu işi tabii ki çözmektir ve askeri müdahaleleri kalıcı hale dönüştürmektir. Şu anda tabii ki bizim güvenlik güçlerimiz Özgür Suriye Ordusu’yla özellikle terör örgütlerine karşı orada önemli bir mücadeleyi sürdürüyoruz. Bu terör örgütlerinden de Suriye’yi, Irak’ı buraları tabi temizlememiz de şart." ifadesini kullandı.
"Onları biz varil bombalarına terk edemeyiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir başka katılımcının, "Suriye'de güvenli bölgeden ve mülteci krizine çözüm olacağından bahsettiniz, sizce mülteci sorunun tek çözüm yolu bu mudur? Gerek Suriye ve Türkiye’de gerek diğer ülkelerle, Avrupa’da bulunan mültecilerin probleminin çözümüne yönelik?" şeklindeki sorusu üzerine, Avrupa’ya veya Kanada’ya gidenlerin çok ciddi bir sayıyı teşkil etmediğine dikkati çekti.
Erdoğan, şu görüşlere yer verdi:
"Şu anda ağırlıklı olan sayı bizde, 2 milyon 800 bin. Avrupa'nın ve Kanada'ya gidenlerin toplam şöyle sayısına baksak 1 milyonu bile bulmaz. Böyle bir durum ortada ve biz bütün bunlara rağmen şu anda gelebilecek olan mültecileri yine alabileceğimizi söylüyoruz. Çünkü, onları biz varil bombalarına terk edemeyiz, onları biz ölüme mahkum edemeyiz. Gelme durumunda olanlar varsa yine alacağız. Ama Batı almaktan kaçıyor, dikenli tellerle duvarlar örüyor ve dikenli teller yetmiyor normal duvarlar örüyor, 'Biz alamayız.' diyor. Bunlar insan değil mi? Bizim Uluslararası İnsan Hakları Beyannamemiz nerede? Vicdan nerede? Bunlar vicdanlarının sesini de dinlemiyor."
Kendilerinin "Alacağız." dediklerini ve şu anda da yeni bir çalışma yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, şu bilgilerini paylaştı:
"Bu çalışmayla birlikte hatta belli bir kısmını vatandaş da yapacağız. Çünkü rahatlıkla iş bulsunlar, çünkü bunların içerisinde kalifiye elemanlar var, kariyer sahibi insanlar var, doktor var, mühendis var, avukat var, öğretmen var, bütün bunlara yönelik çalışma yapacağız. Çünkü bu insanlar Suriye'de yaşarken çok farklı yaşadılar. Şimdi bu tür insanları çadıra mahkum etmek doğru olur mu? Bu insanları konteynerlere mahkum etmek doğru olur mu? Bunlara adeta normal yaşamına döndürecek bir ortamı bir zemini hazırlamayı biz insani, vicdani ve kardeşlik görevi olarak biliyoruz. Şu anda bunun da inşallah adımını atacağız. Dolayısıyla bizler tabi Avrupa’ya, vesaireye gidenlerden bu dediğim, terörden arındırılmış güvenli bölge eğer inşa edilir, yapılırsa buraya döneceklerine inanıyorum."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğü konusuna da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bunların tabi dışında çok daha önemlisi biz Suriye'nin parçalanmasını istemiyoruz. Suriye'nin bölünmesine karşıyız ama biliniz ki birileri de hem Suriye'nin hem Irak’ın bölünmesini istiyorlar. Irak'ın bölünmesi çalışmalarını yapanlar da var. Orada ki mezhebi mücadele aynı zamanda etnik mücadele çünkü orada da bir Pers milliyetçiliği olayı var. Bu Pers milliyetçiliği olayıyla da bir bölünme orada da söz konusu. Bunların önünü kesmemiz önünü almamız gerekiyor, benzer durum Suriye'de var. Suriye'deki gelişmenin de önünü almamız lazım bunun için de tabi Körfez’in, bizim üzerimize düşen neyse bunları hep beraber yapmamız gerekiyor. Çünkü biz zulme seyirci kalamayız, kalmayacağız."