Ak Parti genel sekreteri ve müzakereci Gül: Rejimin teminatı Erdoğan ve AK Parti

Gül: Bu paketin özünde kayıtsız şartsız halk egemenliği var. Teklifimiz Cumhuriyetimizi güçlendirecek. Sayın Cumhurbaşkanımız “Cumhuriyete karşı tehdit olursa karşısında beni bulur” dedi. AK Parti ve 15 Temmuz bunun en somut teminatıdır.

13 Şubat 2017 Pazartesi 07:00
Röportaj Haberleri


2016 Ekim başında, Gazi Meclis yasama yılına yeni başlamışken siyasetteki herkesi şaşırtan bir teklif geldi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den. Bahçeli AK Parti'ye döndü ve “hükümet sistemiyle ilgili aynı kararınızdaysanız eğer, teklifinizi getirin görüşelim” dedi. Sonrası hızlı işledi. İki genel başkan görüştü ve iki partiden iki hukukçu isim yetkilendirildi. AK Parti'den parti genel sekreteri Abdülhamit Gül ve MHP'den Afyonkarahisar milletvekili Mehmet Parsak. İki isim iki ay süren bir müzakere süreci sonrasında 21 maddelik ilk metni ortaya çıkardı. O metin Anayasa Komisyonunda 18 maddeye indi. Genel Kurul oylamasının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanmasının ardından şimdi halka sunulmak için gün sayıyor. Ben de referandum sürecinde olan anayasa değişiklik metninin hamurunu yoğuran iki kişiden biri olan Abdülhamit Gül ile konuşarak bu tarihi süreci detaylarıyla kayda geçirmek istedim.

***

2016 Ekim başında Devlet Bahçeli “teklifinizi getirin, görüşelim” dedi ve iki partiden iki isim yetkilendirildi. Dolayısıyla siz, MHP milletvekili Mehmet Parsak ile birlikte bugün referandum sürecinde olan anayasa değişiklik metninin hamurunu yoğuran iki kişiden birisiniz. Tarihi bir süreç bu, detaylarıyla kayda geçsin isterim. Şuradan başlayalım: Masa kurulduğunda elinizde bir metin var mıydı, o metin kimin metniydi?

Biz bu çalışmaya başladığımızda alternatiflerimiz hazırdı. Alternatifleri hazırlarken de temel referansımız AK Parti’nin ortaya koymuş olduğu demokratik reform anlayışı ve ilkeleri oldu. Somut metin anlamında ise 2012’de 24. Dönemde Mecliste kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na partimizin sunduğu baştan sona yeni bir anayasa önerisi vardı. Bu metin uzun çalışmalar sonucu oluşmuştu. Bunu tekrar gözden geçirdik, eklemeler, revizyonlar yapıldı ama ana çerçeve buydu. Zaten milletimize AK Parti olarak yeni anayasa yapmayı vaat etmiştik, milletimiz vaadimize olumlu karşılık verdi. Bu talep milletimizin 40-50 yıldır gündeme getirdiği bir talep. AK Parti bunu ete kemiğe büründürdü. Sayın Parsak ile yaptığımız görüşmelerde de Türkiye siyasi birikimindeki talepler, milletimizin beklentileri ve AK Parti’nin ete kemiğe büründürdüğü metinler dikkate alınarak tekrar somutlaştırıldı.

MÜKTESABATI DEĞERLENDİRDİK 

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şükrü Karatepe, bir açıklamasında söz konusu metni AK Parti’nin hukukçu kurmaylarıyla Cumhurbaşkanlığındaki hukukçuların ortaklaşa bir çalışmayla ortaya çıkardığı yönünde bir açıklaması olmuştu. Beştepe’nin metne katkısı ne oldu?

Şükrü Hocam çok değerli bir arkadaşımız, onlardan da istifade edildi elbette çünkü bu metnin omurgası uzun bir zamanda oluştu. Şöyle deniyor, teklif toplumda hiç konuşulmadı nereden çıktı, diye. Aslında Sayın Cumhurbaşkanımızın 2002’den beri dillendirdiği sistem bu. Ve hep konuşuldu çalışıldı. Eleştiriler geldi, bazı katkılar geldi. 2002’den beri somutlaşan bu teklif üzerine toplumun her kesiminden, STK’lardan, akademiden, vatandaşımızın birey olarak Meclise sunduğu görüşlerden, faydalanıldı, Parti bunları değerlendirdi. Toplumun her katmanından farklı görüşlerden zenginleşerek bir müktesebat oluşturuldu. Bugün Cumhurbaşkanlığında görevli değerli arkadaşlardan da istifade ettik çünkü bu üç beş kişinin oturup yazdığı bir şey değil. AK Parti’nin Milletin beklentilerini demokratik, reformlara yönelik kurumsal yaklaşımıyla ortaya koyması ve mevcut sistemdeki sorunları gidermesi gerekiyordu, o yüzden metin geniş istişarelerde yapılmış oldu.

İLK 4 MADDE GÜNDEME HİÇ GELMEDİ

MHP adına Mehmet Parsak da müzakerelere elinde böyle somut bir metinle mi geldi?

Hem MHP’nin daha önce sunmuş olduğu teklifler, hem AK Parti’nin teklifleri üzerinden, ortak mukayeseyle nerelerde uzlaşılabilir diye çalışıldı. İlk dört madde gündemde hiç olmadı. MHP’nin de ortaya koymuş olduğu hükümet sistemi eksenli yaklaşımı değerlendirildiği için alternatifler de çok sınırlı.  Hükümet sisteminde modeller sınırlıdır, ya klasik parlamento ya başkanlık. Dolayısıyla ortak noktada buluşuldu. Ama şunu ifade edelim. Bu metinde iki partinin imzası olsa bile, biz partili partisiz Türkiye’deki herkesin hukukunu, geleceğini ilgilendiren bir meseleyi çalıştığımızı bilerek, bir virgülün bile Türkiye’nin kaderiyle ilgili olduğunu düşünerek hassasiyetle çalıştık. Geniş ve verimli bir çalışma değerlendirildi, çok sıkıştığımız yerlerde de Genel Başkanlarımıza konuyu intikal ettirdik.

SIKIŞILAN YERLER ESAS DEĞİL TEFERRUATTI

Nerelerde sıkıştınız? Kamoyuna yansıyan bazı başlıklar oldu ama…

Esasen fazla değil bir kaç başlık. Ama hepsi aşıldı, zaten rezervden dolayı değil de hangisi siyaset ve uzun vadede daha iyi olur diye bakıldı için. Esasa ilişkin değil belki teferruat diyebileceğiniz meselelerdi.

Nelerdi mesela?

Uzlaşıldığı için yeniden konuşmayı gerekli görmem.

Kamuoyuna yansıyan başlıkları doğruluyor musunuz peki?

Çok şey yansıdı ama aslında biz daha o maddeye gelmeden dedikodusu çıkarıldı. Yemin metinden çıkartılıyor, yeminden laiklik çıkartılıyor gibi, üniter sistem, ilk dört madde gibi dedikodular. Biz hiç birine kulak asmadan çalışmamıza yoğunlaştık ve gerçekten dünya demokrasi tarihine, anayasalarına model olabilecek bir teklif ortaya çıktı.

KAPALI MÜZAKERE SPEKÜLASYON OLMASIN DİYE

Bahçeli’nin “getirin hükümet sistemi teklifinizi, konuşalım” önerisi herkesi çok şaşırttı ve spekülasyonlara da yol açtı, çok şey söylendi. Evvelinde MHP ile AK Parti arasında arka odalarda herhangi bir görüşme, temas oldu mu?

Tabii ki bunların hiç biri doğru değil, hiçbir şekilde örtülü bir görüşme ya da herhangi bir şey olmamıştır.

Peki. Müzakere kapalı yürüdü. İki yetkili isim konuştu, ihtiyaç olduğunda genel başkanlar buluştu ama tüm süreç sadece sizlerin bilgisindeydi. Kamuoyu ise biraz kulislere sızanlar biraz dedikodular üzerinden tartıştı konuyu. Dolayısıyla daha açık bir süreç yürütülemez miydi?

Mahrem yürütülmesinin sebebi, son ana kadar istişare yapılması. Bir cümlenin, kelimenin dahi ne kadar önemli olduğu açık. Kamuoyu üzerinde spekülasyon olmasın, çalışma verimi düşmesin istedik. Sadece genel başkanlarımıza bilgi verdik. Ve ilgili kurullarda ana başlıklar tabii ki değerlendirildi, mutfaklarımız çalıştı. Öte yandan her şey çok şeffaftı aslında. Ne zaman? Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarında herkes eteğindeki taşı döktü, odalar dolusu dosyalarda kayıtlı herşey konuşuldu, bu meseleyle ilgili söylenmedik şey kalmadı. Her farklı görüş, farklı ifadelerle, tonlarla ifade edildi. AK Parti mutfağında zaten hepsi değerlendirildi. CHP’nin de katıldığı mini anayasa çalışmasında uzlaştığımız maddeler var. Orada her görüşün yeri var, yeter ki demokratik Türkiye’ye katkısı olsun.

METİNDE CHP’NİN DE KATKISI VAR

Peki, HDP ve CHP’nin uzlaşma komisyon dönemlerinden, dolaylı da olsa bir payı var mı bu metinde?

Mini anayasa paketinde uzlaştığımız yedi madde vardı. Uzlaşamadığımız sadece HSYK maddesi vardı. CHP için söylüyorum; uzlaşılan kısımlarla ilgili hususlar var, paketin bu kısmı ile ilgili katkısı var evet ama orada hükümet sistemi konuşulmamıştı tabii.

15 TEMMUZ’DA İLK 4 MADDEYE SALDIRI OLDU

Türkiye’de iktidar partisi ile bir muhalefet partisinin bir konuda uzlaşması ve ortak bir çalışma yürütmesi pek nadir görülen bir durum! AK Parti ve MHP arasında bu oldu, hem de uhulet ve suhuletle. Sorum şu: Hem müzakere, hem de anayasa komisyonu ve genel kurul sürecinde iki rakip partiyi uzlaştıran temel motif neydi? Uzlaşıyı ne sağladı?

Tüm bu çalışmalarda edindiğim izlenime göre; 15 Temmuz’un birleştirici ruhu. 15 Temmuz’da çünkü Türkiye’nin temel unsurlarına, anayasadaki değişmez maddelere bir saldırı oldu. Dini kullanan bir yapı var, demokrasiye saldırı var, Cumhuriyete, İstiklal Marşına, Başkent’e, Meclise, Cumhurbaşkanlığı Külliyesine, Emniyete, dolayısıyla Türkiye’nin temel değerlerine saldırı var. Dünya tarihinde bir destan olarak nesilden nesile anlatılacak bir karşı koyuş oldu. O gün hepimiz teyakkuz halindeyken Cumhurbaşkanımızın o çağrısı herkese büyük moral oldu, hem de dirayet ve cesaret verdi. O gün herkes, Ankara Yüksel caddesinde içki sofrasından de kalkıp Genelkurmay’ın önünde darbecilere direnmeye giden de oldu, abdestini alıp giden de. Ülkücüsü de çıktı sokağa AK Parti’nin bütün teşkilatları da. Herkes sokaktaydı. Bir Millet devletinin bekasına karşı bu tehdidi savurdu. Ve bunu Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yaptı. O gün devletin bekasına yönelik tehdidi savuran Milletimiz siyasete bir ödev verdi.

BU, MİLLETİMİZİN BİZE ÖDEVİ

Nasıl bir ödev?

“Benim elimden gelen bu, ben canımla kanımla bu tehdidi savuşturdum ama siz Türkiye’nin bekasına yönelik bir daha böyle bir tehdidin oluşmaması için ne gerekiyorsa yapın” dedi. Hemen ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde siyasi parti genel başkanları toplandı, kurumlara sızmış bürokratik cunta, FETÖ ve benzeri bir takım yapılanmaların olmaması için nelere ihtiyaç var diye CHP ve MHP‘nin de katılımıyla konuşuldu ama adım atılamadı. Ama Sayın Bahçeli’nin söz konusu çağrısıyla Milletin verdiği ödevi yerine getirmek için AK Parti ve MHP işe başlamış oldu. Sorunuzun cevabı bu; bu işin itici gücü 15 Temmuz ruhudur, FETÖ gibi terör unsurlarının bir daha tehdit oluşturmaması için, Türkiye’de güçlü bir yönetim, güçlü bir Türkiye için, adım atılmış oldu.

SAVAŞ DAHİL HER İHTİMALE KARŞI HAZIRLIK

Kritik bir noktaya geldik. Meselenin evet geriye dönük uzun bir hikayesi var ama güncel boyutu da var: Türkiye bir süredir aynı anda çok sayıda terör örgütünün saldırısı altında. Terörün yıkıcı saldırı aşamasına geçtiğini görüyoruz. Aynı anda sınırımızda iki devlet fiilen çöktü. Bölgede büyük bir savaş var, ülkeler parçalanıyor, terör örgütleri türüyor ve çözüm yakın görünmüyor. Küresel anlamda da büyük bir gerilimin içinde, belirsizliğin eşiğindeyiz. Bildiğimiz dünya çöktü ama yenisi henüz şekillenmedi. Örtülü bir savaş sürüyor ve boyut değiştirme ihtimali hiç az değil. Sorum şu: Türkiye bu anayasa paketiyle kendini, devleti yeniden yapılandırarak aslında olası bir savaşa karşı bir tür tedbir mi alıyor?

Muhalefetin görevi her koşulda iktidar karşıtlığı değildir. MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin süreçteki tavrı tam da dikkat çektiğiniz noktadır. Türkiye’nin bekasına içeriden ve dışarıdan kast edenlere, tehditlere karşı alınması gereken önlemler bunu zorunlu kıldı. Bu yaklaşım anayasa değişikliğinin felsefesini ve temelini oluşturuyor. Anayasa değişikliğinin zamanı mıydı diyorlar. Tam da zamanı! Şairin dediği gibi ‘bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan’.

İlk başlarda vekalet savaşları diye ifade edilen bölgedeki savaşta şimdi doğrudan devletler müdahil. Fırat Kalkanıyla orada olmasak, Kilis’in, Gaziantep’in, Ankara’nın güvenliğini ne kadar sağlayabilirdik? Bunu yapabilmek için güçlü, büyük Türkiye olma zorunluluğu var. 7 Haziran’dan sonraki o birkaç aylık sürede hükümet kurulamamasının Türkiye’ye nelere mal olduğunu hepimiz yaşadık. Terör hemen gündeme alındı, ekonomik bir takım müdahaleler gündeme alındı, toplumun huzuru kaçırılmaya çalışıldı. Türkiye kendi sorunlarıyla, üzerindeki engellerle, yüklerle içine kapanık yaşarsa bir gün nasıl bir felakete uyanacağını fark edemeyebilir. Önemli olan koruyucu hekimliktir. Etrafımızda bir tehlike var, bir oyun oynanıyor. Eğer Türkiye demokrasisini kurumsallaştırıp yönetim istikrarını konsolide etmez, devlet-millet bütünleşmesini tahkim edemezse Allah korusun gelişmelere karşı ön alamaz, önemli bir özne olamazsanız müdahil olamadığınız süreçlerde figüran olursunuz.

İKİ PARTİDEN ÇOK TOPLUM UZLAŞTI

Türkiye’de devlet aklı çalıştı, siyasi partiler olasılığı gördü, Devlet Bahçeli ön alarak çağrı yaptı ve AK Parti ile MHP parti için değil ülke için süreci uzlaşıyla neticelendirdi diyorsunuz, öyle mi?

Evet. Bu, iki partiden ziyade toplumun uzlaşmasıdır, beklentisidir. Cumhurbaşkanımızın liderliği önemli, bu şahıstan ziyade Türkiye’nin güçlü olmasıdır. Hükümet sisteminin güçlü olmasına ihtiyaç vardı. Türkiye’nin aleyhine olacak gelişmeleri önleyici bir tasavvur gerekiyordu. Özgüvenin de bir gösterisidir bu anayasa değişikliği.

BAHÇELİ ÇAĞRI YAPMASAYDI AK PARTİ’NİN B PLANI NEYDİ?

Peki, Bahçeli’den bu teklif gelmeseydi, bölgesel tehditlere, belirsizliklere ve Türkiye’nin değişim zaruretine binaen AK Parti’nin nasıl bir B planı vardı?

Cumhurbaşkanımız 2014’te halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Evvelinde cumhurbaşkanı vesayetin devamı demekti. Bir partiyle ilişiği olmayan, vesayeti korusun, lazım olduğunda kullanılsın imza atsın, şeklinde bir yaklaşım vardı. Merhum Özal’ı ve Sayın Gül’ü ayrı tutarak söylüyorum. 15 Temmuz’da halkın seçtiği cumhurbaşkanı halka liderlik yaptı. Hangi kesimden inanıştan olursa olsun Türkiye’de herkes başında güçlü bir lider fenomeni gördü. Biz, Sayın Bahçeli bu açıklamayı yapmasa bile şimdi cumhurbaşkanı sistemi diye şekillendirdiğimiz bu sistemi savunmaya, önermeye devam edecektik. Ak Parti’nin kurumsal talebidir bu. Ak Parti bunu gerçekleştirinceye kadar her seçimde tekrarlayacaktı, vazgeçmeyecekti. Antidemokratik darbe anayasası 1982 anayasasından tamamen kurtulmak bizim temel arzumuzdur. Bunu gerçekleştirecek sayımız yoktu. Bahçeli’nin çağrısı 330’u aşmayla ilgili bir imkan doğurdu. Buna ihtiyaç değil zorunluluk vardı çünkü 2007’den sonra adının artık koyulması gerekiyordu.

CUMHUR VE BAŞKAN ÖYLE GÜZEL BİRLEŞTİ Kİ AYIRMAK İSTEMEDİK

Sistem başkanlık hükümet sistemi ama cumhurbaşkanlığı sistemi olarak tanımlandı. Neden?

Hem hukuki hem siyasi gerekçeleri değerlendirilebilir. Amerika başkanlık sistemi dediğimiz modelde çift meclis var, eyalet var, başkan yardımcısı da seçimle geliyor, seçimler farklı zamanlarda oluyor. Farklı örnekler de var. Bize gelince, 2014’te halk ilk defa cumhurbaşkanını seçince yani cumhurbaşkanlığı makamı hem sandıkla hem 15 Temmuz’da halkla sokakla bütünleşti. Cumhur ve başkan o kadar birleşti ki, ayırmanın büyük bir haksızlık olacağı yönünde konsensüs oluştu. Ayrıca cumhur hem kendi geleneğimizi hem cumhuriyeti ifade ediyor. Partimiz de, MHP de bu adlandırmaya pozitif yaklaştı.

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI DENETİM İÇİN İYİDİR

Yeni sistemde cumhurbaşkanı parti üyesi olabilecek, belki genel başkan da. Bu durum bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Keza müzakereler sürerken de iki parti arasında tartışma olduğu yansısı medyaya?

Orada çok tartışma olmadı. Ama partili cumhurbaşkanının gerekçesini ifade edeyim. Cumhurbaşkanının partisiyle ilişkisinin kesilmesi 1961 anayasasıyla geldi. 1961 anayasasının ruhu vesayet egemenliğidir, milletin egemenliğini kapatan vesayetçi bir yaklaşımdır. Dolayısıyla 61 anayasasına kadar Türkiye’de uygulanan bir usuldü bu. Şimdi kişi düşünülerek sistem eleştiriliyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine yönelik eleştiride bulunanlar zaten genel bir kabulle yapıyorlar eleştirilerini, madde madde bakarak değil. Dünya demokrasi anayasalarının hepsinde cumhurbaşkanın partisiyle ilişiği anayasada düzenlenmemiştir. Siyasi kültüre ve seçmenlerin iradesine bırakılmıştır. Sadece Romanya gibi bir iki ülke haricinde Cumhurbaşkanı seçilince partiyle ilişkisi kesilir diye bir yasak yok. Biz de emredici bir hüküm getirmedik yani “cumhurbaşkanının partisiyle ilişkisine devam eder” diye anayasal bir emir getirmedik. Nötr geçtik, ister devam eder ister etmez. Bakın 2014’te adaylardan birinin hiç bir partiyle irtibatı yoktu. Partiler aday gösterdi -ki bizim teklifte de partiler ister politik ister apolitik adaylar gösterebilir, bunun kararını verecek olan millettir. Millet diyecek ki ben şu kişiyi seçeceğim, o kişi partili diye niye nasıl karşı çıkılır ona. Karşısına da apolitik biri çıkar, dileyen de ona oy verir. Dolayısıyla biz anayasadaki engelleyici hükmü kaldırıyoruz. Amerika’da George Washington dışındaki 44 başkanın hepsi partili. Fransa’da partili. Fransız HSYK’sının başkanı cumhurbaşkanı partili, Amerika’da başkomutanlık yapıyor, yüksek mahkemeyi atıyor. Amerika başkanı partili olabiliyor ama Türkiye’nin cumhurbaşkanı partili olamıyor, bunu kabul etmek mümkün değil.

KEŞKE DAHA ÖNCE GEÇSEYDİK DİYECEKLER

Cumhurbaşkanının genel başkan olma ihtimali dolayısıyla milletvekili adaylarını belirleyerek parlamentodaki çoğunluğu şekillendirmesi söz konusu. Dolayısıyla yasama ve yürütmenin tek kişinin iradesine bağlanması eleştirisine cevabınız ne?

Cumhurbaşkanının partili olması demokrasi açısından sevindirici olmalı. Çünkü siyasi partiler demokratik bir toplumun önemli unsurları. Siyaseti kötüleyelim, siyaset kötü bir şeydir anlayışı bürokratik vesayetin ortaya koyduğu bir algıdır. Siyaset kötüdür, kurumlar, bürokrasi iyidir anlayışı 61 anayasasıyla gelen “Egemenlik millete aittir ama egemenliği millet anayasadaki kurumlar eliyle kullanır” anlayışının tezahürüdür. Kurumları öne çıkarırsınız o kurumlar 367 kararı verir, 411 milletvekilinin verdiği başörtüsü kararını iptal eder. Partileri kapatır, bakanlar kurulu yerine geçer vs. Bizim önerimizde olduğu gibi partiyle ilişiği olması daha demokratiktir. Emin olun 2-3 sene sonra “niye şimdiye kadar geçmemişiz” diyeceğiz.

TARAFSIZLIK HUKUKEN

Tarafsızlığına halel gelecek gibi gerekçesi var bu eleştirinin?

Başbakanın da tarafsız olması gerekir diye de bir eleştiri sunulabilir, niye valileri atıyor, niye hükümetin bütün atamalarını yapıyor, niye yasama çalışmasını, genel başkan sıfatıyla milletvekillerini o belirliyor denebilir. Tarafsızlık herhangi bir siyasi parti ile ilişkinin olması olmaması değil. Tarafsızlık işlemlerde, vatandaşa karşı eşit olması, herkesi birinci sınıf vatandaş görüp işlem yapması. Hastane yapıp “bana oy veren girsin, vermeyen girmesin” diye bir anlayış yok. Dolayısıyla cumhurbaşkanı adayının bir partiyle ilişkisi olursa millet ister onu seçer isterse bir başkasını seçer. Ak Parti’nin en güzel yanlarından birisi doğallığı, sahiciliği. Özal cumhurbaşkanı iken ANAP büyük kongresiyle, il başkanlığı kongreleriyle ilgilendi mi ilgilenmedi mi? Yani siz diyorsunuz ki “kurduğunuz partiyi bırakın, hiç ilgilenmeyin”. Sayın Sezer cumhurbaşkanlığı yaptı, partiyle ilişkisi yoktu ama taraflı mıydı tarafsız mıydı? İdeolojik kararlar aldı, yüzlerce kararname iade etti. Dolayısıyla onun hesabını millet kimden soracak, partisi yok. Ama partili olunca “genel başkanın şöyle taraflı davrandı” diye o parti cezalandırılabilir. Eğer tarafsızlığı ihlal ediliyorsa cumhurbaşkanı ya da farklı bir şey, partisi üzerinden de denetim mekanizması işler. Dolayısıyla bizim önerimiz çok demokratik bir öneri.

SÜREÇTE CHP DE OLSUN İSTERDİK

15 Temmuzda CHP de tavır koydu, Kılıçdaroğlu Yenikapı mitingine katıldı. Ama CHP Türkiye’nin daha güçlü bir ülke olması için yapılan anayasa değişikliği sürecine dâhil olmadı. Öneri de sunmadı. Neden? Arka odalarda hiç mi temas olmadı?

Sayın Başbakanımız, genel başkanımız CHP’ye de çağrıda bulundu, “gelin siz de önerinizi getirin, Türkiye için yapmış olduğumuz bu anayasada beraber bir müzakere imkânı olsun” dedi. Ama CHP asla olumlu yaklaşmadı. Bir katkıda bulunmadı. Biz CHP’nin de olmasını isterdik.

CHP ÖNERİ GETİRSEYDİ REFERANDUMA SUNARDIK

CHP’nin hukukçularıyla sizlerin bir teması oldu mu?

Konuyla ilgili hiç temasımız olmadı çünkü genel başkan düzeyinde çağrı yapıldı, cevap gelmeyince ona imkân olmadı. Ama şu da olmadı. Tamam, müzakere aşamasında olmadı ama Mecliste, Komisyonda günlerce sabahlara kadar çalıştık. Kamuoyundaki değerlendirmeleri dikkate aldık ve Komisyonda MHP ile bazı değişiklikler yaptık. Orada da yer alabilirdi CHP. Şimdi eleştiriyor ama eleştirmeye hakkı yok. Bir eleştiriniz, teklifiniz varsa Komisyon’da dile getireceksiniz. Nasrettin Hoca yüzüğünü kaybetmiş, demişler “nerede kaybettin”, demiş “samanlıkta”. “Niye burada arıyorsun o zaman” dediklerinde “e orası karanlık” demesi gibi CHP’nin yaptığı. Bu işin merkezi, inşa edicisi Komisyon’dur, orada yapmadılar, Genel Kurul’da teklif vermediler. Düşünseniz kırk yıl aklınıza gelmeyecek engellemeleri bulup yaptılar ama anayasa çalışmasının gereğini yapmadılar. Şimdi milletimizin karşısına çıkıp bu yanlış diyor CHP. Niye vaktinde doğrusu getirmediniz o zaman. Hadi müzakereye katılmıyorsunuz. Ortaya bir metin koysaydınız o halde, bizim MHP ile çalıştığımız metinle CHP’nin metinini geçirseydik meclisten ve ikisini de sunsaydık referandumda halka. Bundan iyi bir öneri olabilir mi? AK Parti kendi önerisini dayatıyor ya da gizli müzakere yapıyor şeklindeki CHP iddialarının kabulü mümkün değil. CHP milletin kendisi gibi düşünmeyeceğine inandığı için milletten korkuyor.

TÜRKEŞ’İN UYARISI MÜZAKEREYİ NASIL ETKİLEDİ?

Tam da o süreçte eski MHP’li, yeni AK Partili Tuğrul Türkeş bir röportaj verdi ve “Bahçeli kurt bir politikacıdır, seçimde yüzde 49,5 seçim kazandırır ama referandum kaybettirir” diyerek bir uyarıda bulundu. Hayli spekülasyona yoruma sebep oldu bu açıklama. MHP ile müzakereleri nasıl etkiledi bu uyarı?

Sayın Türkeş gerçekten tecrübeli bir siyasetçi, devlet adamı. Görüşleri de çok değerlidir ama o içerikle ilgili bir şey söylemiyorum, biz çalışmalarda sadece metne yoğunlaştık, daha iyi bir metin nasıl olur, nasıl daha iyi uzlaşırız ona yoğunlaştık. Bazen sabahlara kadar, bazen gece 3’te, 4’te bir gelişme olduğunda toplandığımız zamanlar oldu. İki partiden ya da dışarıdan yapılan açıklamaların hiçbirine bakmadık. Haberlere de bakmadık. Kapalı bir çalışma usulü izledik.

İKLİM KOŞULLARINI DEĞERLENDİRMİŞTİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan henüz onaylamamışken, “her boyutuyla değerlendirmek lazım” demişken ve değişiklik Cumhurbaşkanının siyasi hayatı boyunca önerdiği tasarıyken bu kadar bekletmesi spekülatif yorumlara sebep oldu. Sizce neden bekletti Cumhurbaşkanı ve neyi değerlendirdi?

Yurtdışı ve yurtiçinde yoğun ziyaretleri oldu kendisinin. 15 günlük bir anayasal süre söz konusu, orada da çok güçlü bir ekip var, onların da değerlendirmesi önemli. Geldiği zaman hemen onaylasa referandum takvimi gereği iklim koşulları, birçok koşul girer devreye, göz önüne almayı gerektiren. Tamamen Cumhurbaşkanının takdirinde bir konu, içerikle ilgili değil, spekülasyonların geçerliliği yok.

CUMHURBAŞKANI PARTİYE NE ZAMAN KAYDOLUR?

“Öneri resmi gazetede yayınlanır yayınlanmaz Cumhurbaşkanı partisiyle bağını tekrar tesis edebilir” deniyor. Biliyoruz ki Cumhurbaşkanı da meydanlara inecek. Kurucu lideri olarak Erdoğan AK Parti’nin en güçlü kozu. Sorum şu: Cumhurbaşkanı AK Parti’ye ne zaman tekrar üye olacak? Parti genel sekreteri olarak biliyorsunuzdur, süreç nasıl işleyecek?

1961’de millete kapatılan siyaset alanı, devlet alanı Millete açılıyor. Bu anayasa değişikliğinin özü siyasi sorumlulukla gelen bir makamın siyaset ile bağının kurulmasına imkan tanımak. Bu açıdan tarihi ve demokratik bir reformdur. Dolayısıyla bu imkanı getiriyoruz. Milletimiz inşallah bunu güçlü bir evet ile sonuçlandırdıktan sonra partimizin kurucusu lideri Sayın Cumhurbaşkanımız, bu imkanı ne şekilde ne zaman kullanır zaman gösterecek.

FRANSA’DA OHAL SORUNU YOK, TÜRKİYE’DE NİYE OLSUN

OHAL koşullarında sağlıklı seçim olamaz deniliyor, cevabınız ne?

Anayasa’ya bakıldığında OHAL’in amacı 119 ve devamı maddelerde düzenlenir, OHAL anayasal bir yönetim şeklidir. Devlete, Anayasal düzeni değiştirmeye yönelik tehdit olduğunda devreye sokulur -ki 15 Temmuz’da Meclisin üzerine bombalar yağdı, bundan daha iyi bir gerekçe olamaz. OHAL’in amacı antidemokratik uygulamalara zemin hazırlaması değil, antidemokratik uygulamaların demokrasi tercihinde bir engel olmasından çıkartılmasına yönelik. Tam da OHAL seçimde herkesin özgür iradesinin güvenliğini sağlayalım, kamu güvenliği sağlansın, milli irade sandığa yansısın diye yapılıyor. Dolayısıyla anayasaya uygun ve Meclis iradesiyle uzatılan bir süreçten bahsediyoruz. OHAL’de seçim yapılmaz diye bir hüküm anayasada yok. Demokrasilerde böyle bir engel yok. Kaldı ki bakın Fransa seçime gidiyor ve OHAL uygulanıyor halen. Fransa’ya reva görülen Türkiye’ye görülmüyor. Türkiye demokratik bir ülke, OHAL süresinde de elbette referandum olabilir, seçim olabilir, buna engel yok. Umarız OHAL gerektiren koşullarla birlikte OHAL de ortadan kalkar. Bu demokrasi için engel değil, bilakis herkesin iradesini sandığa yansıtabileceği demokratik bir zemin için gereklilik. Mecliste milletvekilleri OHAL milletimizin lehine olduğu için onayladı.

CHP’NİN TERÖRE YAKLAŞIMI ÇOK SORUNLU

Her parti gibi CHP’nin de seçim stratejisi belli oldu. CHP’nin sloganlarından biri ‘terör istemiyorum, o yüzden hayır’. Anayasa değişiklik teklifine eleştirileri de, AK Parti ve MHP’nin “daha güçlü bir Türkiye için evet” söylemine cevaben “terörle mücadele konusunda ne istediler de vermedik, bunu bahane etmesinler” diyorlar...

CHP’nin terörle mücadele yaklaşımı gerçekten çok sorunlu. Miyop bir bakış. Yazılı-sözlü açıklamalarda AK Parti’yi, hükümeti, Cumhurbaşkanımızı neredeyse terör gruplarının, DEAŞ’ın önünü açmakla suçluyor ama hükümetimizin kararıyla askerlerimiz El-Bab’da DEAŞ ile mücadele ediyor, DEAŞ’i terör örgütü olarak ilk tanıyan ve mücadele eden ülke Türkiye. Parti içinde de var ama parti olarak bir araya geldikleri blok teröre destek veren bir blok. CHP’nin bu konudaki argümanlarının hiç geçerliliği yok. Türkiye’de siyasi istikrarsızlık zamanlarına bakın 90’lı yıllar, faili meçhuller, Jitem, 7 Haziran sonrası kısa dönemde terörün hortlatılmaya çalışılması. Terör siyasette istikrarsızlık olursa hortluyor. Bizim modelimiz siyasette istikrarsızlığı ortadan kaldıran bir model. Güçlü yönetimde terör unsurlarının barınmasına imkan tanınmaz. CHP’nin bu yaklaşımının millet nezdinde de karşılığı yoktur.

REJİMİN TEMİNATI AK PARTİ’DİR, ERDOĞAN’DIR

CHP’nin en temel eleştirisi rejim değişikliği ve ilk dört maddenin işlevselliğinin budandığı iddiası. Bu paket rejimi mi değiştirecek? 

Bu paketin özünde halkın kayıtsız şartsız egemenliğinin sağlanması var. Türkiye devletinin Cumhuriyet niteliğinin daha güçlendiği söylenebilir. Rejim daha güçlenmektedir, teklifimiz yürütmeye yönelik bir tekliftir. İlk dört madde zaten değişiklik kapsamında değil. CHP, biz daha metni yazmadan Türkiye bölünecek şeklinde metinden bağımsız eleştiriler yaptı. Cumhuriyete karşı bir tehdit olursa en başta beni bulurlar karşılarında dedi Cumhurbaşkanımız. AK Parti, demokrasinin, laikliğin, hukuk devletinin, sosyal devletin ve cumhuriyetin teminatı bir parti. Bunu hem Cumhurbaşkanımız hem Başbakanımız hem de 15 Temmuz’da Partimiz göstermiştir. Bu iddiaların kabulü mümkün değildir.

HAYIR DİYENLERİ EVET’E İKNA EDECEĞİZ

Referanduma giderken rakip partiler arasında evet ve hayır cephesi olarak bloklaşma kaçınılmaz olarak oluştu. Herkes bulunduğu yerden rengini belli eden kampanyalar yapıyor ama evet ya da hayır diyenler haindir suçlamaları da var. Bu yaklaşıma bakışınız nasıl?

Önce şunu söylemem lazım, Türkiye değişti, toplum kutuplaştı, kamplaştı iddiaları asla doğru değil. Biz AK Parti olarak sürekli milletimiz nasıl bakıyor, düşünüyor diye bakıyor ve rotamızı milletimizin taleplerine göre belirliyoruz. Bütün anketlerde görüyoruz ki Türkiye’de aslında bir kamplaşma yok. Kamplaşma olmasını arzu edenler “Türkiye kutuplaşıyor” diye hezeyan ortaya koyuyorlar. Aynı çevreler bu defa da “Evet diyenler haindir” diyor. Ana muhalefetin genel başkanı bunu söyledi. Hayır diyeceklerin CHP-HDP’nin temel görüşü “cumhurbaşkanını halk seçmesin, tekrar meclis seçsin”. Demokrasiye hayır diyenlerin milli iradenin daha güçlü olmasını istemeyenler olduğunu düşünüyorum. Elbette biz hayır diyenleri de ikna edeceğiz önümüzde uzun bir süre var. Anlatacağız, daha demokratik, daha güçlü Türkiye, cumhuriyeti güçlendiren bir tercihe evet diyecek halkımız.  

BAHÇELİ MİLLİ VE DEMOKRATİK, PERİNÇEK JAKOBEN

Bahçeli grup toplantısında güçlü bir konuşma yaptı ve dedi ki “Eğer Erdoğan’la Perinçek arasında bir tercih yapmamız gerekirse koşulsuz olarak Erdoğan’ın yanındayız”. Perincek hemen cevap verdi ve “Erdoğan’ı seçen beni seçmiş olur”. Milliyetçi bir parti ile ulusalcı bir parti ve paylaşılamayan Erdoğan… Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bütün kesimlerini, devletimizi ve milli dayanışmayı sembolize eden bir lider. Seçilmiş cumhurbaşkanı olması niteliğiyle ayrıca çok güçlendi. Cumhurbaşkanımızın ta Milli Selamet Partisi ilçe başkanlığından başlayarak siyaset çizgisi bellidir, asla farklı bir yere evrilmemiştir. Daha kuşatıcı bir dille bu toplumun her kesimine hitap eden liderdir. Siyasetin merkezine milletin iradesini temel almıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin bekası için, büyümesi güçlenmesi için liderlik yapan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ve tabanda CHP’nin yüzde 10’u üzerinde bir kısmı cumhurbaşkanlığında oy vermiştir, bu kısım referandumda da evet verecektir. Cumhurbaşkanımızın duruşu toplumsal bütünleşmeye büyük katkı sağlıyor.

Sorunuza gelirsek Sayın Bahçeli’nin duruşunun milli ve demokratik bir duruş olduğunu düşünüyorum. ‘Hayır’ diyen ulusalcıların, Cumhurbaşkanı çizgimize geldi diyen Perinçek’in açıklamalarını kabul etmek mümkün değil. Cumhurbaşkanımız yola çıkar, milletin önündeki engelleri aşmak için çalışır, onunla beraber olanlar gelir. Kimse kendi ulusalcı, dar, jakoben yaklaşımlarına Cumhurbaşkanımızı alet etmesin.  Sayın Bahçeli’nin açıklamaları çok açık; milli duruşu sembolize eden bir mutabakatın merkezi olarak bir Tayyip Erdoğan vurgusu yapmıştır ama diğer marjinal kesimlerin kendi tahayyüllerini, zorlamalarını kabul etmek mümkün değil.

CHP MADEM MECLİSE DEĞİL HALKA GÜVENİYOR…

CHP’den Bülent Tezcan dedi ki; “halktan meclisin yaptığı hataları düzeltmesini isteyeceğiz, yanlış hesap nasıl Bağdat’tan dönerse Meclisin yaptığı yanlış da halktan dönecek”. Parlamenter sistemi yani yürütmenin yasama organı içinden çıkmasını savunan bir siyasi partinin bu argümanını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“CHP’li milletvekili 339 oy veren vatan hainidir” diyor milletvekillerine, onun genel başkanı da “evet diyenler haindir” diyor. Dolayısıyla millete hem hain, hem bu yanlışı düzelt diyen CHP’ye, her türlü tehdide karşı milletimiz sandıkta hesap soracaktır. 2007 referandumunda da 367’ye sarılan, Meclisin itibarı ayaklar altına alınıyor diyen CHP Mecliste oy kullanmaya tenezzül bile etmemiştir. Hani Meclisi bu işin merkezi, milli iradenin merkezi olarak görüyordunuz, niye gelip oy kullanmadınız? Çünkü Anayasa Mahkemesi üzerinde TBMM iradesini ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimde bulunuldu. Cumhurbaşkanımız “o zaman millete soracağız millet mi seçecek, yoksa krizlerle boğuşarak parlamento mu” dediğinde CHP millete ne diyordu “sen anlamazsın, milletvekilleri seçsin”. Milletimiz ise yüzde 70 ile “Ben seçeceğim” dedi, “benim olduğum yerde vekilin ne haceti var”. 2017 halk oylaması 2007’nin tamamlayıcısıdır. Halkımız sistemde yarım kalan şeyi tamamlayacaktır. CHP’nin milletimize söyleyecek hiç bir sözü olmadığı için yine “sen anlamasın, hükümeti yine parlamento seçsin”. Peki, 2007’de o hak parlamentodaydı, niye Meclise gidip oy kullanmadınız, 367 krizini çıkardınız?

AK PARTİ’DE KARARSIZ YOK

CHP stratejisini AK Partili kararsızlar ve MHP tabanı olarak belirledi. Bulgularınız ne yönde, tabanda kararı netleşmemişler mi var?

Asla. AK Parti’de karasızlar grubu yok. AK Parti tabanı teklifin arkasındadır, yapmış olduğumuz anketler bunu gösteriyor. Bu anlamda, onlara ekmek çıkmaz. Aynı anketlerde bilakis CHP tabanından bu sisteme güçlü bir destek geldiğini görüyoruz. Çünkü 7 Haziran sonrası hükümetin kurulamadığı o iki ay 25 günde ne olduğunu herkes iyi hatırlıyor. CHP’li de esnaf, işçi, iş adamı… var. Türkiye’de güçlü bir 5 yıllık hükümetin kurulmasını herkes ister.

CHP kendi tabanından çok AK Parti ve MHP tabanına yönelmiş durumda. AK Parti de kendi tabanından çok CHP tabanına mı çalışacak?

Kendi tabanımız tabi ki en büyük gücümüz. Beraber çalışacağız, beraber anlatacağız, kampanyayı birlikte yürüteceğiz. Toplumun her kesiminden de oy alacağız, sandığa gitmeleri ve evet oyu kullanmaları yönünde kampanyalar yapacağız. Kafalarında varsa soru işaretleri bunları anlatacağız.

YA ERDOĞAN’DAN SONRA?

AK Parti tabanı ile ilgili kamuoyu araştırmacılarının da ifade ettiği en temel soru şu; “Erdoğan’a eyvallah ama ya ondan sonra”?

Bu soru yanlış çünkü bu soruyu soran mekanizma Erdoğan’ın siyasetinin karşısında. Bu onların argümanı, AK Parti’nin içerisinde böyle bir soru yok. Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu siyaset bir yetkiyi kullanıyorsa, kim kullanıyorsa, bunun milletin iradesine dayanmasını esas alır, genel başkan olurken de Meclise sunduğu öneri oylanırken, onaylanırken de.  Cumhurbaşkanımızın “Bu bir Tayyip Erdoğan meselesi değil, biz faniyiz, Türkiye’nin meselesi parti değil milletin meselesidir” diye izah ettiği konudur. Dolayısıyla bu argüman da ne Ak Parti ne diğer seçmenleri etkilemeyecektir.

HDP TABANI DA EVET DİYECEK

HDP tabanını nasıl davranacak sizce?

Bu, AK Parti ve MHP’nin uzlaşarak getirdiği bir teklif. Türkiye’deki bütün partilerin, parti dışındaki kararsızların, sandığa gitmeyecek seçmenlerin de güçlü Türkiye için kabul edeceği bir metin. HDP tabanı da dahil olmak üzere birçok kesimden destek alacağımıza inanıyorum. Kampanyada kamuoyu ile daha da güçlü şekilde paylaştığımızda oranın artacağına inanıyorum.

HASMIN ŞEHADETİ EN BÜYÜK DELİLDİR

Terör örgütleri de fikir beyan ediyor! PKK “hayır” diyor, FETÖ “hayır” diyor ve hayır cephesinde kendine yer açmaya çalışıyor. Hayır diyenler de bu ülkenin vatandaşı ve demokratik hakkını kullanarak hayır diyecek ama terör örgütlerinin konuya dahlini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hasmın şehadeti en büyük şehadettir, diye güzel bir söz var. Adana’da CHP “bölünmeye hayır” mitingi yaptı. CHP seçmenine soruyorum ya da o şekilde düşünenlere: Türkiye’de bölücülük yapan terör gruplarının hayır dediği yerde, CHP’nin “bu teklif bölünmeyi sağlayacak” iddiasını nasıl kabul ediyorsunuz? Buna cevap vermelerini bekliyorum. CHP, Türkiye’yi bölecekler, kamplaştıracaklar derken Türkiye’yi bölmek isteyenlerin anayasa teklifine karşı çıktığı bir tablo gerçekten çok iyi bir cevap. Ben gerek FETÖ gerek PKK terör örgütünün bu teklife karşı çıkmasını, teklifin Türkiye’nin bekasıyla ne kadar ilgili olduğuna, milletin iradesini merkeze aldığını göstermek için en önemli kanıt diye düşünüyorum.

FETÖ MHP’DE OPERASYON YAPMAK İSTEDİ

CHP ve bazı STK’lar mesela Barolar Başkanı Metin Feyzioğlu çok aktif bu süreçte. Stratejileri yüzde 12’lik MHP tabanı. MHP’nin kendi içinde yaşadığı çalkantılı sürecin bir sonuç doğurmasını bekledikleri anlaşılıyor. Bu durumu ve Bahçeli’nin performansını değerlendirmenizi isteyeceğim.

15Temmuz öncesinde Türkiye siyasetindeki önemli gelişmelerden biri de MHP kongre süreciydi. Bakıldığında özellikle FETÖ unsurlarının katıldığı ve medyada parlatarak ortaya koydukları o süreci yaşadık. MHP üzerine önceden beri oynanan oyunlar olduğu açık. Sayın Bahçeli’nin gerçekten milliyetçi vatansever duruşu olduğunu hep görüyoruz. 15Temmuz ve diğer yaşananların FETÖ ya da başka bir akıl tarafından yönetildiği görünüyor. Başka bir partinin tabanı teşkilatları nezdinde konuşmayı doğru bulmam ama inanıyorum ki Türkiye’deki milliyetçi kesim kendisini takdir ediyordur. Milliyetçi harekete yönelik bir operasyon yapılmak istendi, Sayın Bahçeli’nin duruşu bu operasyonu engellemeye yönelikti. 15 Temmuz süreci ve sonrası tutum katılım gösteriyor ki Bahçeli liderliğindeki MHP büyük bir evetle destekleyecek.

YÜZDE 50+1 MEŞRUDUR

Son soru: Yüzde 60 altında çıkarsa evet, sonraki süreç için noksan ve zayıf bir oran mı olur bu?

Olmaz. Yüzde 50+1 meşruiyettir, kabuldür. Demokrasi kim yönetecek sorusunun cevabı yüzde 50+1 ile çoğunlukçu bir yaklaşımla belirlemiş. Üzerindeki her oy da bu anlamda değerlidir. Bu oran anayasal olarak meşrudur. Dolayısıyla yüzde 60 da olsa bu defa yüzde 40 karşı çıktı diyecektir CHP. Yüzde 80 olsa yüzde 20 karşı çıktı diyecektir. Önemli olan, milletimiz sorulduğunda buna yüzde 50’1 oranında evet mi hayır mı diyor. Oran vermek milletimizin iradesine saygısızlık olur,  biz milletimize anlatacağız. Şundan eminiz, milletimizin feraseti aklı her şeyin önünde, ona güveniyoruz ve güçlü bir destek olacağına inanıyoruz. Çünkü bu millet 2007 halk oylamasında “cumhurbaşkanını ben seçeceğim” dedi, şimdi de “hükümet sisteminde bir çatallık var, yarım kalan şeyler var, onu tamamlayalım” diyecek. Güçlü bir evet geleceğine inanıyorum ben.