Hastaların yüzde 40'ı AIDS'den habersiz yaşıyor

Hayati tehlikeye neden olan bulaşıcı hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alan HIV dünyada ve Türkiye’de hızla yayılmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda toplumun marjinal kesimlerini etkilediği algısı olan HIV virüsü, dikkat edilmediği takdirde herkesi etkileyebiliyor.

29 Kasım 2016 Salı 07:00
Sağlık Haberleri

Gelişen teknoloji ve günümüzdeki tedavi olanakları ile HIV infeksiyonu kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. HIV infeksiyonu tedavi edilmediği ise takdirde bağışıklık sisteminin ciddi bir şekilde baskılandığı AIDS’e (Edinsel İmmun Yetmezlik Sendromu) ilerleyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. M. Servet Alan, “HIV virüsü, AIDS ve korunma yolları “ hakkında bilgi verdi.
 
1980’lerin başında Amerika Birleşik Devletleri’nde homoseksüel erkeklerde yaşlılarda görülen bir kanser türü ve bağışıklık yetmezliğinde görülen bir akciğer iltihabının daha sık görüldüğü saptanmıştır. Daha sonra kan ve kan ürünü verilenler, damar içi uyuşturucu bağımlıları ve bunların cinsel eşlerinde de benzer tabloların görülebildiği dikkati çekmiştir. 1983 yılında etken olan HIV tanımlanmıştır. 2015 yılı sonunda tüm dünyada 36.7 milyon insanın HIV virüsü ile yaşadığı tahmin ediliyor. Bunların %40’ı durumundan haberdar değildir. 2016 yılı sonunda dünyada 18.2 milyon kişi HIV tedavisi almaktadır. Her yıl saptanan yeni olgu sayısı 2001 yılında 3 milyon iken, 2010 yılından sonra her yıl 1.9 milyon yeni HIV infeksiyonu görülmektedir.
 
Kan ve cinsel yolla bulaşabilir
 
HIV virüsü kan, kan ürünleri ve cinsel temas ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. En sık bulaşma yolu cinsel temastır. Hastalığı taşıyan anneden bebeğe, doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğum sonrasında bulaşabilmektedir. Anne sütü virüsün bulaşmasına neden olabilmektedir. Eğer HIV taşıyan bir kişi ile bulaşmaya neden olabilecek bir temas gerçekleşmişse (cinsel temas veya kan bulaşması olan bir yaralanma gibi) koruyucu önlem alınması ve takip için, vakit kaybetmeden bir infeksiyon hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Doğurganlık çağındaki tüm kadınların AIDS konusunda bilgilendirilmesi ve gerekiyorsa test yapılması önerilmektedir. Eğer hamile kişi HIV taşıyorsa, gebelik sırasında anneye ve doğum sonrasında bebeğe ilaç tedavisi verilerek bulaşma önemli oranda önlenebilir.
 
Aynı tabaktan yemekle bulaşmaz ama…
 
Cinsel temas sırasında prezervatif kullanmak bulaşma riskini azaltır, fakat tamamen ortadan kaldırmaz. Kan ve kan ürünleri HIV, hepatit B, hepatit C ve frengi için test edilmektedir. AIDS ile etkin mücadele için damar içi uyuşturucu kullanımının mutlaka önlenmesi gerekmektedir. Sağlık personelinin tüm kan ve vücut sıvılarını infekte kabul ederek koruyucu malzeme (eldiven vb.) kullanması önemlidir. Yanak yanağa öpüşmek, tokalaşmak, işyerinde aynı ortamda çalışmak, aynı telefonu, aynı bardağı, çatal ve bıçağı kullanmak, sivrisinek ve tahtakurusu gibi böcekler bulaşmaya neden olmaz. Diş fırçası ve traş bıçakları zaten ortak kullanılmaması gereken kişisel malzemelerdir. HIV virüsü hava yolu ile de bulaşmamaktadır.
 
Grip gibi ortaya çıkarak uzun süre sessiz kalabilir
 
HIV infeksiyonu bulaşma sonrasında gribal bir infeksiyon gibi belirti verebilir ve daha sonra yıllar süren bir sessiz döneme girmektedir. Bu uzun dönemde virüs vücutta varlığını sürdürmektedir. Bağışıklık sistemi ile virüs arasında mücadele sürmektedir. Eğer virüse etkili tedavi başlanmazsa, 10 yılı aşabilen bir süre sonunda bağışıklık sisteminde yetersizlik ortaya çıkmaya başlar. Kandaki virüs miktarı artar, bağışıklık sisteminin bazı hücrelerinin miktarında azalma ve bağışıklık sistemi işlevlerinde bozulma yaşanmaktadır. Bunun sonucunda, ağızda yaygın, tekrarlayan pamukçuk, uzun süreli ishaller gibi infeksiyonlarda artış görülmektedir. Normalde seyrek görülen, ağır seyredebilen bazı infeksiyon hastalıkları bu hastalarda daha sık görülür ve daha ağır seyreder. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde bazı kanser türleri de bu hastalarda daha sık görülür.
 
Bir ömür HIV ile geçebilir
 
Hastalığa tespit etmek için genellikle ELISA testi kullanılmaktadır. Testin pozitif bulunması durumunda anti-HIV antikorunu daha detaylı olarak gösteren doğrulama testleri (Western Blot) uygulanmaktadır. Virüsün genetik maddesinin varlığını ve miktarını saptayan testler (HIV-RNA viral yük) hem özel durumlarda tanıda yardımcı olarak, hem de tedavinin ve ilaçların etkinliğinin izlenmesinde kullanılmaktadır. Virüsün genetik maddesinde ilaç direncini gösteren bazı bölgelerin araştırılması tedavinin yönetiminde yardımcı olmaktadır. Günümüzde kullanılan bir kaç ilaç içeren tedaviler kandaki virüs miktarını çok azaltmakta ve bağışıklık sisteminin uzun süre korunmasını sağlayabilmektedir. Bu aynı zamanda virüsün başkalarına bulaşma olasılığını da ortadan kaldırmaktadır. Fakat ilaç tedavisi ile HIV infeksiyonunun tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu ilaçların ömür boyu kullanılması gereklidir. Her ne kadar HIV aşısı için araştırmalar sürse de henüz aşı bulunmamaktadır.