Ekranların entrikalı dizisi Yeter’in Ebru’su Tuğçe Kurşunoğlu, 2008’de kazandığı Best of Bursa yarışmasıyla mankenlik ve oyunculuk yapmaya başlıyor. Aynı zamanda Bursalı olmanın verdiği sakinliğiyle kendine hayran bırakıyor. Leyla ile Mecnun, İşler Güçler ve Muhteşem Yüzyıl’da rol alan Kurşunoğlu, “Muhteşem Yüzyıl benim için bir okuldu” diyor. Şimdi söz onda...
- Oyunculuğa nasıl başladınız?
Mankenlik yaparak başladım bu işlere ama oyunculuk hep gönlümde yatan bir şeydi. Çocukken hayallerini kurardım gözlerimi kapatıp bir sahnede olduğumu ya da televizyon programı sunduğumu düşlerdim. Ama Bursa bu hayallerimi gerçekleştirebileceğim bir yer olmadığı için üniversiteye başlamamla birlikte İstanbul’a geldim. Bu arada tiyatro eğitimi alarak Bursa’da yapabileceğim en güzel şeyi yaptım.
Adım adım ilerliyorum
- İstanbul’a alıştınız mı?
Buraya alışmak benim için çok zor oldu. Belki de hayatımdaki en büyük kararlardan biri İstanbul’a taşınmaktı. Çünkü tek başıma geldim yerleştim ve ailem Bursa’da kaldı. Tabii küçük yerden gelmiş olmanın ve genç bir kız olmanın bu sektör için zorlayıcı yanları oldukça fazla. Doğru insanlarla karşılaşmak her zaman kolay olmuyor. Ama neyse ki ben şanslıydım ve doğru insanlarla buluşabildim.
- Oyunculukta iddialı mısınız?
Hayır bir iddiam yok ama her zaman en iyisini yapmaya çalışıyorum. Adım adım ilerliyorum. Figüranlıkla başladım oyunculuğa ben ve ilerledim. Hemen bir yerlere gelmek gibi bir hedefim yok.
- Dizin Yeter devam ediyor. Umduğunuzu buldun mu?
Evet buluyorum. Senaryo olarak çok iyi giden bir iş aynı zamanda ekip de çok iyi.
- Peki canlandırdığın karaktere karşı tepkiler nasıl?
Çok sevilmiyor Ebru karakteri ama bu sevilmemek durumu hoşuma gidiyor. Çünkü insanları canlandırdığım karaktere inandırıyorum demek ki.
- Setlerin çalışma şartlarının ağır olduğu söylenir hep. Çalışma koşullarına alıştın mı?
Sevmeden yapamayacağınız bir iş oyunculuk. Sette 22 saat çalıştığım zamanlar oluyor. Ama alıştım hiç şikayetçi değilim. Bazen düşünüyorum bu işi yapmasaydım ne yapabilirdim diye, cevap bulamıyorum.
- Birlikte oynamak istediğiniz biri var mı?
Selçuk Yöntem’i çok beğeniyorum. Zerrin Tekirdor’u da çok beğeniyorum. Sıkı takipçisiyim izlemeye doyamıyorum.
- Dizilerde çok fazla yeni yüzler görmeye başladık. Genç oyuncuların önü açıldı mı?
Çok hızlı büyüyen bir sektör. Yapımcı sayısı çok arttı. Haliyle yeni insanlar daha fazla keşfediliyor ki keşfedilmeli de. Çok yetenekli insanlar var.
- Bir de Azazil-Büyü filmi çektiniz. Filimden bahseder misininiz?
Gerçek bir olaydan yola çıkarak hikayeleştirilmiş bir film. Yönetmen koltuğunda da Mustafa Özen var. Ama en önemlisi Azazil-Büyü’nün tüm geliri şehit ailelerine aktarılacak. Bu yüzden ilk filmimin olmasının yanında bu özelliğiyle de ayrıca anlamlı benim için.
- Bu bir korku filmi sonuçta. Uykuluranızı kaçıran ilginç bir şey yaşadınız mı?
Uykularım kaçmaz olur mu, kaçtı tabii. Çekimlerin hem yoğun olması hem de hikayeden etkilendiğim için neredeyse iki hafta boyunca hiç uyumadım.
- Çekimler sırasında zorlandığınız sahneler oldu mu?
Kızıma saldırdığım sahnede hem çok zorladım hem de etkiledim. Çocuk oyuncuya zarar vermemeye onun psikolojisini bozmamaya çalışırken kendimi o psikolojiye sokup oyunumu bozmamaya çalışmak beni ruhsal olarak epeyce zorladı.
- İleride bir tiyatro projesinde yer almak ister misiniz?
Geçenlerde bir oyun geldi okudum ama içime sinmedi yapmak istemedim. Zaten şu sıralarda diziden zaman kalmıyor haliyle tiyatroda çok zaman ve emek istiyor.
Hamur işlerinde iyiyim
- Çalışmadığında nelerle ilgilenmeyi seversiniz?
Motor kullanıyorum. İstanbul trafiğinde büyük rahatlık. Bir de piyano çalıyorum. Gün içinde ağzımdan şarkı hiç eksik olmaz. Sürekli bir şeyler mırıldanırım kendi kendime.
- İleride albüm yapmayı düşünür müsünüz?
Topluma hitap edecek kadar sesim yok, kendi kendime yetiyorum. İşim için gerekirse yaparım o ayrı ama onun dışında düşünebileceğim bir şey değil.
- Boş zamanlarınızda neler yaparsınınız?
Kulaklıklarımı takıp sahile inerim ve iki saat yürürüm. Sonra güzel bir kahve içerim. Ruh halimi dengelerim bir nevi meditasyon oluyor bana negatifliğimi atıp tüm olumsuz düşüncelerden sıyrılıyorum. Sonra olabildiğince oyun izlemeye çalışıyorum. İstanbul’da her şey için o kadar çok alternatif var ki bazen seçim yapamadığım için bir şey yapamadığım oluyor. Bir de mutfağa girmeyi çok seviyorum. Boşnak’ım ve güzel hamur işleri yaparım. Elim çok yatkındır yani.
- Bu kadar koşuşturmacanın içinde aşka vakit yok mu?
Aa olmaz olur mu bu hayattaki en önemli şey aşk. Hayat enerjimi aldığım, kendimi ifade ediş şeklim benim aşk.
- O zaman aşıksınız...
Evet. Çok güzel giden bir ilişkim var. Ama sormayın kim diye söylemem (Gülüyor).