Ne zaman kar yağsa gözümün önünde aynı görüntü... Çocukluğumun geçtiği İcadiye Mahallesi’ndeyim. Her yerde kar var. Kalabalık bir arkadaş grubu. Kuzguncuk’a inen yokuşun başında, ilk önce kimler merdivene oturacak tartışması yapıyoruz. Öyle ya ahşap merdivenin topu topu sekiz basamağı var. Merdiven ne alaka derseniz, biz onu her basamağına bir kişinin oturduğu kızak olarak kullanıyoruz. Yokuş, aşağı yukarı 100 metre. Sekiz kişi merdiven kızakla kayarken, diğerleri onları kartopu bombardımanına tutuyor. Hem kayacaksın, hem önündekilere tutunup kızaktan düşmemeye çalışacaksın hem de menzilden çıkana kadar kartopu yememek için sağa sola eğileceksin. Bir de kızak yokuş aşağı inerken duracağı yeri iyi hesaplayacaksın. Herkes aynı anda ayaklarını fren gibi kullanıp merdiveni durdurmazsa Kuzguncuk’a doğru uçmak da var ki başımıza gelmedi değil!
Şimdiki çocuklar gibi “Acaba bu yıl kar yağar mı!” diye düşünüp durmazdık. Hiç yağmazsa yılbaşı gecesi ille de yağardı. Yılın ilk günü uyanır uyanmaz pencereye koştuğumuzda tarihin tekerrür ettiğini görüp sevinirdik.
Fransız şarkıcı Adamo’nun Her yerde kar var adlı şarkısı Türkiye’de de uzun süre listelerde üst sıralarda yer almış, dilimizden düşmemişti. Kar şimdilerde de edebiyatta, sinemada sıkça kullanılan bir fon... Resim ve fotoğraf sanatı da kara duyarsız kalamadı doğal olarak. Resimde özellikle naif ressamlar oya gibi işledikleri, köy yaşamı, kırsal kesim manzarası konulu tablolar ürettiler. Fotoğrafçılar için de ilginç bir konu kar görüntüleri. Kimi Kapadokya’da bembeyaz bir örtüyle sarılmış peri bacalarını çalışır, kimi Bolu’ya Yedi Göller’e gider, kimi dağlara vurur kendini, kimi de yaşadığı şehrin kışını karını aktaracağı kareler yaratma derdine düşer.
GRİSİNİ DE GÖRDÜM
İstanbul’da da geçen hafta kar yağınca Instagram’da, Facebook’ta kar fotoğraflarından geçilmez oldu. Dışarı çıkmadan evinin penceresinden gördüğünü çeken mi, işe gidip gelirken çektiklerini paylaşan mı ararsınız! Özellikle kar görüntüsü elde etmek için çekime çıkanların fotoğraflarında kar, kar gibi beyaz. Ancak görebildiğim kadarıyla birçok kişi teknik bir sorunla karşı karşıya. Siz hiç gri kar gördünüz mü? Peki mavi ya da sarı! Ben son günlerde sıkça görür oldum. Gece çekim yapanların çoğunun fotoğraflarında kar sarı renkte, hatta turuncuya kaçanlar bile var. Sorun white balance/beyaz ayarında. Sokak lambaları ya da evlerden yansıyan ışık kaynakları uygun beyaz ayarları yapılmadığından, karda farklı renkler oluşturuyor. Beyaz ayarını auto/ otomatik veya direct sunlight /sunny/güneşli’de kullananlar doğru rengi bulmakta zorlanır. Özellikle beyaz ayarını ‘güneşli’de kullanmayın. En doğrusu ışık kaynağına bakıp karar vermek.
Dışarıdaki ışık fluorescent özellikliyse fluorescent, sarı yani bildiğimiz ampul gibi renk veriyorsa tungsten/incandescent simgeli olan seçeneği kullanmalıyız. Mavi kara gelince; eğer gölge alanlarda çekim yaparken hava güneşli diye beyaz ayarını ‘güneşli’de tutarsanız fotoğraflarınızda kar mavimsi görünecektir. Unutmayalım hava güneşli olduğu halde binaların, ağaçların gölgelerinin etkili olduğu bölgelerde beyaz ayarınız bulutlu veya gölge konumunda olmalı. Gri kar ise ışık ölçümüyle ilgili bir hatadan kaynaklanır. Beyaz rengin ışığı fazla yansıtması nedeniyle kar fotoğrafı çekerken ışıkölçer/pozometrenin verdiği değerde çekersek kar gri, açık gri, kirli beyaz tonlarda görünecektir. Işıkölçerimizin verdiği değerden daha açık bir diyafram (F) değeri seçersek (diyelim 1/125 e F;11 verdi, bu yansımaların ışıkölçeri yanıltmasıdır. Bir ton açarsak F:8 gibi) beyaza yakın ya da kara benzeyen kar fotoğrafı çekmemiz kolaylaşır. Aslında en pratik çözüm, sol elimizi fotoğraf çekeceğimiz yöne uzatıp sağ elimizle makineyi tutarken sol avuç içimizden ışığı ölçmektir. Sonra verdiği değerde çekimimizi gerçekleştirdiğimizde doğru renkte kar fotoğrafı elde edebiliriz. Gerisi kompozisyon, estetik kaygı, duygu aktarmaya kalmış.
Ben de en karlı günde sadece makinemi alıp (çanta yok, az eşya böyle havalarda fotoğrafçının işini kolaylaştırır. ) tarihi yarımadada çekime çıktım. Makinemi yağan kardan korumak için, boynuma asıp kabanımın içine soktum. Önce gözlemleyip karar verdikten sonra çıkarıp çekimlerimi yaptım. Böylece makinemin ıslanmasını önlemeye çalıştım. O günden sizinle paylaşmak istediğim fotoğraflarda tarihi dokuyu da değerlendirdim. İSO/ASA 125, WB/beyaz ayarı Auto/otomatik, diyafram F:11 (1 stop açık pozlayarak) odak uzaklıklarını 18-135 zoom objektifle kompozisyona uygun açılarda seçtim.
Şimdi de bir kızak bulup kaymak isterim. Bende o heves hala var ama etraftan “Cık cık cık, Koca adam çocuk gibi” lafları duymak istemiyorum doğrusu!