Mütarekede istiklalin, tek parti döneminde siyasetin sembolü Mahya
ABONE OL

Müslüman İstanbul’a mahsus dini bir gelenek olan mahyacılık bugüne biçim ve içerik değiştirerek geldi. Ramazan’ın manevi yoğunluğunu ışıkla tamamlama gayesiyle kurulmaya başlayan mahyalar mütareke yıllarında istiklalin, tek parti döneminde siyasetin sembolü oldu. 

Mahya konusunda en derin araştırmaları yapmış isimlerden biri olan ve pek yakında bu konuda bir kitap çıkarma hazırlığı içinde bulunan İslam Felsefesi Profesörü İsmail Kara ile Osmanlı’ya özgü sanat dalının dalgalanmalarla dolu hikayesini konuştuk.

- Mahya geleneği ne zaman başladı? Ne sıklıkta mahya asılırdı? En temelde ne amaçlanarak bu ışıklı süslemeler yapıldı?

Bizim bugün mahya deyince anladığımız şey biraz farklı. Bugünkü hali Müslüman İstanbul’a mahsus dini bir gelenektir desek yanlış olmaz. Zaten her coğrafyada, her cami ve minarede uygulanma şansı olan bir düzenek değil. Ayrıca Müslüman İstanbul’a mahsus mahyanın da kendi içinde bir gelişme çizgisi ve tarihi var, durağan bir alan değil.

Yalnız şunu hatırlatmak lazım: Bayram ve kandil gecelerinde camileri, tekkeleri, türbeleri, hatta sokakları, ev önlerini farklı tekniklerle aydınlatmak çok eski bir gelenek. Manevi yoğunlukla nur ve aydınlık yan yana, iç içe. Camilerin içi ve etrafı gece de gündüz de aydınlık, ferah. Cennet bahçelerini sembolize ediyor. Kiliseler gibi karanlık ve hüzün ağırlıklı değil. Bu saydığımız zamanlar mahyanın sıklık derecesi konusunda da bir fikir veriyor. Benzer aydınlatmalar ve şenlikler bazen padişahın, halifenin doğum gününde, mevlit merasimleri veya fetih günlerinde de yapılıyor. Minare kelimesi bile nurdan, ışıktan geliyor. Nurlandırma, aydınlatma yeri demek. Ezan okumak için cami binasından biraz daha yüksekçe bir yer olan minare aynı zamanda aydınlatma için de kullanılıyor. Çok sonraları minare bugün bildiğimiz mimari formu kazanacaktır.

EYÜP MİNARELERİ NEDEN YÜKSELTİLDİ?

- Yahya Kemal’e Mütareke İstanbul’unda ecnebi arkadaşının söylediği ‘Bu şehir Türktür ve Türk olmasa insaniyet güzelliğinden bir âlem kaybeder!’ ifadesinde bu şehre kimlik kazandıran bir kıymet olarak görüyoruz mahyayı. Temsil gücü hakkında neler söylenebilir?

Temsil gücünü bu kadar kuvvetli kılan ve dini olmaktan ötede siyasi ve kültürel hale getiren unsurlar birden fazla. Bir defa İstanbul’un coğrafyası, tepeleri ve Boğaz’ın, denizin verdiği estetik ve görünürlük imkânları çok önemli. Mahyaların yansımaları denize de iniyor, rüzgârlı ve dalgalı havada adeta oynuyor. Üsküdar’dan, Kadıköy’den Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye mahyalarını seyredebiliyorsun. Tophane’den Beşiktaş’a, Ortaköy’e kadar bütün Boğaz halkı Üsküdar ve Beylerbeyi mahyalarını temaşa edebiliyor. Beyoğlu’nun bazı bölgeleri her iki tarafı seyredebilir. İkincisi çift ve dört minareli büyük, yüksek camiler mahya için çok müsait. Biz biliyoruz ki Eyüp Camii’nin minareleri iyi mahya kurabilmek için tamir ediliyor, yükseltiliyor, hatta ikinci minarenin yapılması da bu yüzden oldu deniyor. Yoksa o kuvvetli etkiyi doğurması mümkün değil. Üçüncüsü de İstanbul’un dini kültürü. Özellikle Ramazanları, kandilleri...

Sadece İstanbul’da bugün de mahyasız bir Ramazan düşünülemez, olmaz. O yüzden Mütareke yıllarında yani hem maddeten hem mânen karanlıkların şehri esir aldığı bir ortamda mahyaların kurulabilmesi Türklüğün, Müslümanlığın ve istiklâlin işareti yerine geçiyor rahatlıkla. Bir yabancının gözünde bile. İşgal yıllarında da, kaba laiklik uygulamalarının olduğu tek partili yıllarda da mahyaların engellenmemiş olmasını bir nimet olarak karşılamak lazım. Kesinti olsaydı tamamen ortadan kalkabilir veya ciddi deformasyona uğrayabilirdi.

- Bugüne gelindiğinde aynı amaca hizmet ettiği söylenebilir mi?

Esas itibariyle evet. İnsanların mahyaları yakından zevkle temaşa ettiklerini, manevi bir zevk aldıklarını görüyorum. Yabancıların da. Yalnız aydınlatma teknikleri ve şehrin ışık yoğunlukları çok değiştiği için uzaktan temaşa ne kadar mümkün ve ne kadar etkili olabiliyor, emin değilim. Biraz aydınlatmanın çok sınırlı olduğu eski İstanbul’u tahayyül ederseniz mahyaların ışık cümbüşü halindeki görüntüsünü, görkemini ve etkisini anlayabilirsiniz. Açık havalarda müthiş bir manzara olmalı, hatırat metinlerinden de öyle anlaşılıyor.

CAMİ İÇİNE DE KURULUYORDU

- Mahya geleneği başlangıcından bugüne nasıl bir değişim yaşadı?

Bu uzun bir bahis. Düz aydınlatmadan başlıyor, giderek teknik ve estetik özellikler kazanıyor, minare mimarisiyle birlikte görkemi artıyor, ayrıca şekilden yazıya geçiyor, bu arada mahyacılık da maharet isteyen müstakil bir meslek oluyor. Ayrıca mahya bir tür değil, kaftanlama var, iç mahya var, zemin mahyası, gezdirme mahya var, kandil uçurtma var.

En önemli değişikliklerden biri şekil ve figürden yazıya geçmek. Tam bilmiyoruz ama 19. yüzyılın ilk çeyreği biterken yazı denemeleri başlıyor. Ondan önceki mahyalarda tek minarelerde yukarıdan aşağıya kandil sarkıtma ve kaftanlama, çift minarelerde ise kandillerle çiçek, fıskıye, kuş, top arabası, cami, köprü gibi şekil, figür mahyaları var. Yazıyla birlikte biz soyuttan somuta, şiirsellikten emir, tavsiye ve yasak cümlelerine, giderek yardımlaşma, yetimleri koruma gibi toplumsal ve aktüel unsurlara, nihayet siyasi muhtevalı mahyalara intikal ediyoruz.

- Şimdiki durumu nasıl görüyorsunuz?

Şimdi gördüğümüz tarz hem şekil hem muhteva olarak ana hatlarıyla 1920’lerin sonu, 30’ların başından kalma. Osmanlı’dan intikal eden vasıflı ustaların elektrikle, ampulle ve Latin harfleriyle kurdukları mahyaların tek tipliliği sürüyor. Güzel ve başarılı denebilir. Bugün Vakıflar’daki baş mahya ustası Osmanlı’dan kalan son ustalardan birinin çırağı. Ama mahyacı değil de elektrikçi kadrosunda. Harf inkılabından önce eski harflerle ve zeytinyağıyla yanan kandillerle kuruluyordu. Teknik bu kadar ilerlemesine rağmen yeni ve başarılı mahyalar yapılabilmiş değil. Olabilirdi halbuki. Belli ki sanatkârlar ve teknik elemanlar, mimarlar bunu henüz önemsemiş değil. Belki ilahiyatçılar, Diyanet ve Vakıflar da... Ledle ve bilgisayarla yapılan çok kötü ve kaba örnekleri görünce tek tipliliğe razı olmak geçiyor insanın içinden. İstanbul 2010 faaliyetleri çerçevesinde bir mahya yarışması yapıldı, ben de jürisinde idim. Bir iki tanesi hariç yeni ve başarılı teklifler olmadı; ne kurgu ne de yazı metni olarak.

 - Tek Parti dönemi mahyalarını, ilk olarak Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Mesele Olarak İslam kitabınızda görmüştüm. Benim neslimin çok yadırgadığı mahya fotoğrafları vardı orada. Meselâ “Yerli malı al”, “Atatürk”, “Para biriktir”. Dönemin iktidarı böyle mahyalarla neyi amaçlamıştı?

Şekilden, figürden yazıya geçiş biraz modernleşme ve siyasetle alakalı. Siyaset bu görkemli takdimi ve reklamı kullanmak ister. İktidar bunu birçok şey için yapar ama ikisi önemli; biri meşruiyet kazanmak, ikincisi kendi politikalarını dini hissiyatı da kullanarak benimsetmek. Ben de kitapta din-siyaset ilişkileri ve laiklik politikaları çerçevesinde mahyalara temas ediyorum. Ama tek partili yılların bütün mahyaları böyle değil, çok haksızlık yapmayalım. Mahyaların çoğu geleneksel formları sürdüren güzel ve doğru mahyalar.

PROBLEMLİ OLANLAR SELİMİYE’DE

- O yıllarda bu çarpıcı mahyaları gören insanlar nasıl karşıladılar, buna dair bir bilginiz var mı?

Az bilgimiz var ama ben çok garip karşılandığını, çok yadırgandığını düşünmüyorum. Zaten “Atatürk”, “Var ol İnönü” gibi çok daha problemli mahyalar İstanbul’da değil Edirne Selimiye’de kurulmuştur. Selimiye değil ama Edirne kültürel olarak kaldırır. Otuzlu yıllarda “Yerli malı kullan” mahyasına kimse olumsuz bakmaz. Belki “Para biriktir”e de. 50’den sonra para biriktirmenin mânası giderek değişiyor.

- Peki bugün aynı mahyalar asılsa nasıl bir tepki olur?

Hoş karşılanmaz, medyatik bir konu olur. Son tartışma biliyorsunuz  5 Ekim 2009’da yaşandı. Ergenekon mahkemesinin devam ettiği, Kürt açılımının konuşulduğu bir zaman. Birden İstanbul’un kurtuluş yıldönümünde “Ordumuza şükran borçluyuz”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Önce vatan” mahyalarıyla karşılaştık. Kimin karar verdiği ve yaptığı da belli olmadı. Buna tepki geldi ve yeni bir sisteme geçildi.

Kitabı yolda

- Bu konuda en derin araştırma yapanlardan birisiniz. Bir şekilde duyduğunuz, gördüğünüz mahyalar arasından sizi en çok etkileyen hangisidir?

Farklı zamanlarda ve farklı açılardan bana çarpan birçok mahya oldu. “Para biriktir”, “Faiz malı eritir”, “Atatürk”, “Cumhuriyet fazilettir”. Estetik olarak etkilendiklerim daha fazla. Bir de tablolar ve karikatürler hatta reklamlar var, onlar arasında da çok iyiler veya çok anlamlı olanlar var.

- Bir mahya kitabı hazırlığınız varmış...

Evet böyle bir çalışmam var. Yıllardır severek, önemseyerek çalıştığım bir konu bu. Metni muhkem, bol resimli, altyazılı, özel tasarımlı bir kitap olacak inşaallah. Bu Ramazan’a yetişsin istedim ama olmadı. Belki sonbahara, belki bir dahaki Ramazan’a.

- Siz en çok hangi camiye yakıştırırsınız mahyayı?

Bana öyle geliyor ki İstanbul’daki mahya kurulan camilerin her birinin topografyası, mimari özellikleri ve görüntüsü farklı olduğu için birbiriyle mukayese edilemezler. Belki şu açıdan şu daha iyi falan denebilir. Ama mutlaka birini tercih etmek gerekirse uzaktan denize yansımalarını da görebileceğim Sultanahmet derim. Bir de Ayasofya’yı mahyalı haliyle temaşa etmek isterdim. Elimizde maalesef mahyalı Ayasofya fotoğrafları yok. Halbuki mahya merkezlerinden biri de orası.