Eğitim-Bir-Sen'den Sümeyye Erdoğan'a destek

Doğu Haberleri

Eğitim-Bir-Sen Ağrı Şubesi Kadın Kolları Komisyonu Başkanı Leyla Daştan, “Cumhurbaşkanımızın kızının böylesi çirkin bir saldırıya maruz kalmasının ülkemizi dış politikada siyasi prestij açısından nasıl bir pozisyona koyacağı bir yana, ülkemizde ve dünyada kadın kimliği ve değerleri üzerinden böylesi saldırılara maruz kalan her bireye aynı hassasiyetle sahip çıkma vakti geldi de geçiyor bile” dedi.

AĞRI STAR

 Eğitim-Bir-Sen Ağrı Şubesi Kadın Kolları Komisyonu tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kızına yönelik yapılan onur kırıcı iftirayı kınamaya yönelik basın açıklaması yapıldı. Sendika binasında açıklama yapan Eğitim-Bir-Sen Ağrı Şubesi Kadın Kolları Komisyonu Başkanı Leyla Daştan, “Ülkemizin çok yönlü sorunlarla kuşatıldığı, barış diline her zamankinden daha çok özlem duyulduğu bir dönemde, toplumsal ve siyasi yozlaşmanın içimizi acıtan bir örneği ile karşı karşıya bulunmaktayız. Son süreçte yaşanan acıların ve akan kanın sızısını bir kadın ve anne olarak iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Ortadoğu ekseninde başlatılan,  ülkemizin de içine çekilmeye çalışıldığı ve küresel güçlerin harladıkları bu nemrudvari ateşin ülkemiz ve insanlarımız için bir an evvel İbrahimvari bir suhuletle esenliğe ulaştırılması en büyük arzumuz ve duamızdır. Bununla birlikte toplumsal yozlaşmanın siyasi uzantısı olarak ortaya çıkan ve kamuoyunu meşgul eden Cumhurbaşkanımızın kızına yönelik yürütülen siyasi rekabet sınırlarını aşan onur kırıcı kampanyaya kadın ve aile eksenli sorunlara duyarlı bir sivil insiyatif olarak sessiz kalamayacağımızı belirtmek isteriz. Öncelikle konuyu hiçbir şekilde siyasi tarafgirlik yahut karşıtlık noktasında ele almadığımızı belirtir, söz konusu meşum olayın muhattabı kim ya da hangi siyasi düşünceye mensup olursa olsun tavrımızın aynı olacağını bildiririz. Aslında sorunun kökeni ahlaki değerlerle siyasi kaygıların çatışması noktasında kendini göstermiştir. Siyasi güç ve iktidara giden yolda her şey mübah mıdır ve buna siyasi rakiplerin aile mahremiyetleri ve bunun yansıması olarak olarak siyasinin kendi aile mahremiyeti de dahil midir, sorusu bu yaşananların özetidir. Toplumsal açıdan arzulanan temiz toplum ve temiz siyaset nihayetinde de erdemli devletse bu hayati soruya bir an evvel ortak bir cevabın verilmesi gereklidir. Bu meşum olayda siyasi hırslara kurban edilmeye çalışılan bir genç kızın onurudur. Cumhurbaşkanımızın kızının böylesi çirkin bir saldırıya maruz kalmasının ülkemizi dış politikada siyasi prestij açısından nasıl bir pozisyona koyacağı bir yana, ülkemizde ve dünyada kadın kimliği ve değerleri üzerinden böylesi bir saldırılara maruz kalan her bireye aynı hassasiyetle sahip çıkma vakti geldi de geçiyor bile. Toplumun her bir ferdi bu tarz ucuz siyasi rant hamlelerini boşa çıkaracak duyarlılığı göstermelidir. Her defasında kadın kimliği üzerinden yapılan cinsiyet ayırımcılığının, başörtüsü üzerinden yapılan inanç ayırımcılığının mağduru olan kadınlarımız ve kızlarımızın toplumsal statüleri de –bu olayda da görüldüğü üzere- onları bu saldırılardan korumaya yetmemektedir. Bu durumda sorumluluk büyük oranda toplumun bizatihi fertlerine düşmekte, kadına yönelik her türlü şiddette sergilenen ortak tavrın, bu tarz ucuz siyasi ve popilist rant hamlelerine karşın da  toplumsal bir buğz hareketi olarak gösterilmesini elzem kılmaktadır. Diğer taraftan siyasilerin ve ailelerinin kişisel ikballerine ilişkin olası kamuoyunu zarara sürükleyecek faaliyetlerine karşılık denetlenmeleri ve takibi doğaldır. Siyasilerin aileleri ve çevrelerinin zaman zaman kendi kişisel çıkarları için kamu yararını hiçe sayarak menfaat teminine giriştikleri sadece ülkemizde değil dünyada da bilinen ve örnekleri azımsanmayacak kadar çok olan bir gerçektir. Ancak o zaman dahi konu ahlaki ve hukuki kural ve kaideler çerçevesinde ele alınmalı, suçlu dahi olsalar kişisel olmaktan uzak bir yaklaşımla hukuki anlamda değerlendirilmelidir. Zira unutulmamalıdır ki tıpkı demokrasi gibi hukuk ve ahlak da herkese lazımdır, bu gün siyasi güç ve iktidara giden yolda hiçe sayılan bu kurallara, yarın konunun bizatihi aktörlerinin de ihtiyacı olabilir. Devletin öncelikli görevi toplumu ve toplumun yapı taşı hükmündeki ailenin korunması ve gözetilmesi ise, buna siyasilerin ailelerinin ve mahremiyetlerinin de korunması dahildir.  Siyasilerin ailelerine yönelik böylesi sınır tanımaz saldırılar toplumun siyaset kurumuna olan inanç ve güvenine de zarar vermektedir. Toplumumuzda yönetme kabiliyetine sahip onurlu ve donanımlı onca insan varken bu siyasi yozlaşma tablosu karşısında kendilerini ve ailelerini koruma adına siyasetten uzak durdukları artık sır değildir. Sonra da bir avuç değişmeyen siyasi aktörle bir birini tekrar eden politikalara maruz kalmakta ve en küçük bir siyasi makam için bile eleman bulamamaktan yakınmaktayız. İhtiyacımız olan ahlakın siyasete değil, siyasetin ahlaka feda edildiği bir toplum anlayışıdır. Bu konuda toplumun her bir ferdinin sorumluluğu olmakla birlikte, en büyük sorumluluk siyasilere ve onları denetleme yetkisine sahip kurumlara düşmektedir. Bizler bu siyasi yozlaşmayı reddediyor ve olayların toplumsal takipçisi olduğumuzu kamuoyumuza bildiririz”dedi.

Tüm Doğu haberleri için tıklayın
  • En Popüler Videolar