3 ülke Türkiye'de birleşti! Kırılgan hatta ana aktör olduk
ABONE OL

Etiyopya ile Sudan arasındaki anlaşmazlık, El Faşaga sınır hattındaki egemenlik mücadelesi ile sınırlı kalmıyor. Nil sularının paylaşımı, enerji üretimi ve bölgesel nüfuz rekabeti, krizin ana eksenlerini birlikte oluşturuyor.

STRATEJİK KATMANLAR KRİZİN ÇÖZÜMÜNÜ DAHA KARMAŞIK HALE GETİRİYOR

Nil suları, Addis Ababa'nın kalkınma hamleleri ile Hartum'un egemenlik hassasiyetleri arasında sıkışırken, meselenin arka planındaki stratejik katmanlar krizin çözümünü daha karmaşık hale getiriyor.

Bugün her iki başkent de sadece birbirleriyle değil, aynı zamanda bölgede nüfuz mücadelesi veren küresel güçlerin ve değişen ittifak sistemlerinin yarattığı yeni gerçeklikle yüzleşiyor.

BÖLGESEL ETKİSİNİ ARTIRAN STRATEJİK BİR ARAÇ

Krizin merkezinde su jeopolitiği ile toprak bütünlüğü arasındaki hassas denge yer alıyor. Etiyopya, Hedasi Barajı'nı elektrik üretimi ve ekonomik kalkınma hedeflerinin ötesinde, bölgesel etkisini artıran stratejik bir araç olarak kullanıyor.

Sudan ise bu süreci, su akışının kontrolü ve ulusal güvenlik açısından risk barındıran bir gelişme olarak görüyor. El Faşaga'daki gerilim, su temelli rekabetin sahadaki karşılığı olarak öne çıkıyor.

KIZILDENİZ'DEN SAHRAALTI AFRİKA'YA UZANAN HATTA GÜVENLİK BOŞLUĞU

İki ülke arasındaki gerilim, bölgesel güvenlik mimarisini de doğrudan etkiliyor. Etiyopya ile Sudan arasındaki koordinasyonun zayıflaması, Nil Havzası'nda kırılganlığı artırıyor ve Kızıldeniz'den Sahraaltı Afrika'ya uzanan hatta güvenlik boşlukları oluşturuyor.

İKİ ÜLKE ARASINDAKİ ANLAŞMAZLIK OLARAK KALMIYOR

Bu durum, sınır güvenliği, terörle mücadele ve düzensiz göçle mücadelede mevcut işbirliklerini zayıflatıyor. Kriz, yalnızca iki ülke arasındaki bir anlaşmazlık olarak kalmıyor.

Kızıldeniz'e erişim, liman yatırımları, askeri varlık ve enerji hatları üzerindeki rekabet, bölgedeki küresel ve bölgesel aktörleri doğrudan denklemin parçası haline getiriyor.

Bu rekabet, Etiyopya ile Sudan arasındaki gerilimi daha geniş bir jeopolitik çerçeveye taşıyor. Etiyopya ile Sudan arasındaki gerilim, yapısal bir bölgesel güç mücadelesinin parçası olarak öne çıkıyor.

Tarafların karşılıklı güveni yeniden inşa etmesi ve diplomatik kanalları açık tutması, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesi için değil, Afrika Boynuzu'nda istikrarın korunması açısından da belirleyici önem taşıyor.

"BÖLGE DIŞI AKTÖRLER DE KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR"

AA muhabirine Etiyopya ile Sudan arasındaki gerilime ilişkin değerlendirmelerde bulunan araştırmacı-yazar Dr. İbrahim Nassir, Etiyopya ile Sudan arasındaki gerilimin temelinde bölgesel rekabetin yer aldığını belirterek, bu rekabetin bir tarafında Etiyopya'nın, diğer tarafında ise Mısır'ın bulunduğunu söyledi.

Nassir, su temelli güç mücadelesinin Sudan'ı iki aktör arasında denge kurmaya zorladığını vurgulayarak, "Sudan, tarihsel su haklarını korumaya çalışırken hem Etiyopya'yı hem Mısır'ı dengelemek zorunda kalıyor ve bu durum ülkeyi sıkışmış bir pozisyona itiyor." dedi.

"SUDAN'DAKİ İÇ SAVAŞI DAHA DA KARMAŞIK HALE GETİRİYOR"

Bölge dışı aktörlerin de krizi derinleştirdiğini kaydeden Nassir, "Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Etiyopya üzerinden Sudan'a baskı kurarak stratejik avantaj elde etmeye çalışıyor. Dolayısıyla bu durum Sudan'daki iç savaşı daha da karmaşık hale getiriyor. Bu da bir anlamda ülkeyi bölgesel güçlerin rekabet alanına dönüştürüyor." ifadelerini kullandı.

Etiyopya'nın Sudan'a yönelik suçlamalarına da değinen Nassir, Hartum yönetiminin Etiyopya'daki silahlı grupları desteklediği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak, Sudan'ın halihazırda ciddi iç sorunlarla mücadele ettiğini hatırlattı.

Nassir, Etiyopya'nın ise Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ilişkileri ve dış destek akışına yönelik tutumunun iki ülke arasındaki güven krizini derinleştirdiğini belirtti.

"SUDAN İLE MISIR'DA CİDDİ RAHATSIZLIK OLUŞTURDU"

Hedasi Barajı'nın Addis Ababa için kritik bir kalkınma projesi olduğunu ifade eden Nassir, "Baraj bölgedeki su yönetimi dengelerini köklü biçimde değiştirdi. Etiyopya, barajı bölge ülkeleriyle uzlaşı sağlanmadan hayata geçirdi ve bu da Sudan ile Mısır'da ciddi rahatsızlık oluşturdu." değerlendirmesinde bulundu.

Nassir, El Faşaga sınır hattının da önemli bir gerilim başlığı olduğunu vurgulayarak, bu verimli tarım arazisinin hem Etiyopya hem Sudan açısından stratejik önem taşıdığını, dış aktörlerin de bölge üzerinden Etiyopya'ya destek çıktığını ifade etti.

Doğu Afrika'nın genel olarak kırılgan bir yapıya sahip olduğunu belirten Nassir, Etiyopya'daki iç sorunlar, Sudan'daki iç savaş ve Somali'deki güvenlik tehditlerinin birleşmesinin bölgesel bir krizi tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

"TÜRKİYE, BÖLGESEL İSTİKRAR AÇISINDAN ÖNEMLİ"

Türkiye'nin bölgedeki rolüne de değinen Nassir, Ankara'nın Etiyopya, Sudan ve Somali nezdinde güvenilir bir aktör olarak öne çıktığını söyledi.

Nassir, Türkiye ve bölgedeki diğer aktörlerin diplomatik çabalarının artırılmasının bölgesel istikrar açısından önemli olduğunun altını çizdi.

"BÖLGE EN KIRILGAN DÖNEMİNİ YAŞIYOR"

Bağımsız araştırmacı ve Afrika Boynuzu analisti Umut Çağrı Sarı da Etiyopya ile Sudan arasındaki gerilimin artık ikili bir kriz olmaktan çıktığını belirterek, bunun Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz hattının genel istikrarını tehdit eden çok katmanlı bir jeopolitik kırılmaya dönüştüğünü söyledi.

Sarı, bölgenin son on yılların en kırılgan dönemlerinden birini yaşadığını vurgulayarak, "Etiyopya'nın askeri kapasitesinin Sudan'daki iç savaşı doğrudan etkileyecek biçimde devreye girmesi, mevcut çatışmayı daha geniş ölçekli bölgesel bir savaşa dönüştürme riski taşıyor." dedi.

Oluşacak bölgesel bir kriz senaryosunun kitlesel göç hareketleri, sınır aşan güvenlik tehditleri ve Kızıldeniz ticaret hatlarında aksamalara yol açabileceğini ifade eden Sarı, gelişmelerin küresel ekonomik güvenliği de etkileyebileceğine dikkati çekti.

Bölgede iki ayrı kırılma hattının öne çıktığını dile getiren Sarı, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İlk kırılma hattı, Etiyopya ile Eritre arasında yeniden yükselen gerilimdir. Tigray savaşı sonrasında geçici olarak bastırılan rekabetin yeniden sertleşmesi, iki ülke arasında yeni bir askeri çatışma ihtimalini gündeme taşıyor. İkinci ve daha hassas kriz ise Sudan tarafının Etiyopya'nın HDK unsurlarına kamp ve lojistik koruma sağladığını yönündeki suçlamaları."

Sarı, iki ülkenin silahlı gruplara destek verdiği ile Sudan'a yönelik bazı dron saldırılarının Etiyopya topraklarından gerçekleştirildiği yönündeki iddiaların yol açtığı karşılıklı güvensizliğin bölgeyi daha kırılgan hale getirdiğini vurguladı.

Küresel aktörlerin dikkatinin başka krizlere yöneldiği bir dönemde Afrika Boynuzu'nda stratejik bir boşluk oluştuğuna işaret eden Sarı, bu durumun bölgedeki riskleri artırdığını kaydetti.

"TÜRKİYE BÖLGEDE AKTİF BİR DİPLOMATİK ROL ÜSTLENEBİLİR"

Sarı, Türkiye'nin Sudan, Somali ve Etiyopya hattında daha aktif bir diplomatik rol üstlenebileceğini belirterek, Ankara'nın artan kapasitesi sayesinde dengeleyici bir aktör haline gelebileceğini söyledi.

Mevcut eğilimlerin sürmesi halinde Sudan'daki iç savaşın Etiyopya ve Eritre eksenli gerilimlerle birleşebileceği uyarısında bulunan Sarı, bunun yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte etkiler doğurabileceğini sözlerine ekledi.

"BU GERİLİM, KİMLERE, NASIL BİR ÇIKAR SAĞLADIĞI KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR"

Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi (AKEM) Yardımcı Koordinatörü ve araştırmacı Adem Aman Shibu, Etiyopya ile Sudan arasında son günlerde artan karşılıklı suçlamaların, iki ülke arasındaki sınırlı anlaşmazlıkların ötesine geçen daha derin bir gerilime işaret ettiğini söyledi.

Shibu, mevcut gelişmelerin zamanlamasının ve arka planının dikkatle incelenmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Bu gerilimin neden şimdi ortaya çıktığı, kimlere nasıl bir çıkar sağladığı soruları kritik önem taşıyor." dedi.

Etiyopya ile Sudan arasında geçmişte de benzer gerginliklerin yaşandığını, tarafların zaman zaman birbirini üçüncü taraflara destek vermekle suçladığını kaydeden Shibu, ancak bu iddiaların karşılıklı olarak reddedildiğini anımsattı.

Son dönemde insansız hava aracı saldırılarına ilişkin iddiaların gerilimi daha da tırmandırdığını vurgulayan Shibu, Sudan'ın Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırmasının ilişkilerde yeni bir kırılmaya işaret ettiğini kaydetti.

"ANKARA GÜVENİLİR BİR ARABUCULUCU"

Shibu, 2020-2022'de El Faşaga sınır hattında yaşanan anlaşmazlığın iki ülke arasındaki en ciddi krizlerden biri olduğunu hatırlatarak, mevcut gerilimin bu geçmişin üzerine inşa edildiğinin altını çizdi.

Mevcut koşullarda ne Etiyopya'nın ne de Sudan'ın yeni bir çatışmayı kaldırabilecek durumda olduğuna değinen Shibu, olası bir gerilim artışının yalnızca iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi olumsuz etkileyeceğini dile getirdi.

Shibu, tarafların gerginliği artıracak adımlardan kaçınması gerektiğini belirterek, sorunların diyalog yoluyla çözülmesinin önemine işaret etti.

Türkiye'nin bölgedeki rolünden de bahseden Shibu, Ankara'nın güvenilir bir arabulucu olarak sürece katkı sağlayabileceğini ifade ederek, "Türkiye gibi aktörlerin dahil olduğu bir diplomasi, iki ülke arasındaki güvenin yeniden tesis edilmesine katkı sunabilir." dedi.

Shibu, mevcut gerilimin doğru yönetilmesi halinde iki ülke için bir fırsata dönüşebileceğini kaydederek, bunun Afrika Boynuzu'nda barışçıl çözüm mekanizmalarının güçlendirilmesi açısından örnek teşkil edebileceğini sözlerine ekledi.

  • Türkiye diplomasisi
  • bölgesel güvenilirlik
  • Afrika politikası