Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Fransa arasında askeri işbirliğini kapsayan Kuvvetler Statüsü Anlaşması (SOFA) imzalanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma kapsamında Fransız askeri unsurlarının belirli şartlar çerçevesinde Güney Kıbrıs'ta konuşlandırılmasının önü açıldı.
RUM YÖNETİMİ STRATEJİK BİR YANILSAMA İÇİNDERum basını anlaşmanın stratejik bir yanılsama olduğunu yazdı.
Anlaşmanın radikal bir sapmaya işaret ettiğini ifade eden Rum basını, hükümetin attığı adımı son derece tehlikeli olarak nitelendirdi.
Analizde, "Lefkoşa Batı caydırıcılığını tehlikeli bir şekilde abartırken, Türk kararlılığını hafife aldığını ortaya koyuyor. Sonuç olarak, ulaşılamaz diplomatik hedefler peşinde koşarak, Kıbrıs tam olarak kaçınmak istediği sonuçları tetikleme riskini alıyor: bölgesel tehditlere karşı artan savunmasızlık, jeopolitik çatışmanın ortasında kalma ve adanın Türkiye'nin şartlarına göre kalıcı olarak bölünmesi" ifadeleri yer aldı.
Fransa'nın bağlayıcı hiçbir güvenlik garantisi sunmadığını belirten Rum basını, "Kıbrıs'ın seçtiği tehlikeli yol ayrımını anlamak için, bu anlaşmaların gerçek bir güvenlik kalkanı sunduğu yanılsamasını ortadan kaldırmak gerekir. Sunmuyorlar. Kıbrıs-Fransa SOFA, temelde Kıbrıs için bir savunma şemsiyesi değil, Fransa'nın Levant ve Orta Doğu'ya güç yansıtması için bir idari araçtır. Sadece, Fransız ordusunun Kıbrıs'ın kritik altyapısına, yani Mari deniz üssüne ve Andreas Papandreou hava üssüne erişimini kurumsallaştırmak için gereken yasal, yargısal ve lojistik çerçeveleri kolaylaştırıyor. Ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşımına ilişkin hükümlere rağmen, metinde karşılıklı bir savunma taahhüdü bulunmamaktadır; Paris, bir kriz durumunda adayı savunmak için kesinlikle hiçbir yasal yükümlülük üstlenmemektedir" ifadelerini kullandı.
RUMLARDAN İKİ YÖNLÜ BİR KUMARRum yönetiminin stratejisinin iki yönlü bir kumar üzerine kurulu olduğu kaydedilen analiz yazısında, "Birincisi, kilit tesislerde Fransız ve Amerikan varlıklarını fiziksel olarak yerleştirerek, Batılı nükleer güçlerin adayı sadece kendi lojistik erişimlerini korumak için savunacakları varsayımıyla, Türkiye'yi caydırmak için bir "tetikleyici etki" yaratmayı umuyor. İkincisi, Lefkoşa, bu tasarlanmış güvenlik şemsiyesini kullanarak, Kıbrıs çözümünün parametrelerini temelden yeniden yazmak için gereken jeopolitik kaldıraç gücünü üretmeyi ve böylece tarihsel uzlaşmalara güvenmek yerine yapay bir güç konumundan müzakere etmeyi hedefliyor" denildi.
Rum hükümetini Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrinini hafife almakla suçlayan Rum basını, Lefkoşa'nın ortaya çıkacak jeopolitik sonuçları yönetmek için yetersiz donanıma sahip olduğunu hatırlattı.
Yazıda, "Türkiye, ihtilaflı bölgelerde deniz gücünü artırırsa, riskten kaçınan çokuluslu enerji şirketleri, kendi hükümetlerinden askeri müdahale talep etmek yerine sermaye akışlarını koruyacak ve yatırımlarını donduracaktır. Sonuç olarak, Kıbrıs'ın Batı deniz koruması için bağlayıcı yasal güvencelerden yoksun olması nedeniyle, Türkiye'yi izole etmek için denizaşırı zenginliğini kullanma girişimi ters tepti ve enerji rezervlerini barış için bir katalizör olmaktan ziyade kalıcı bölgesel düşmanlığın bir itici gücüne dönüştürdü" denildi.
RUMLARIN DIŞ POLİTİKA BALONU Rum yönetiminin dış politika değişikliği sebebini "iç siyasette hayatta kalma" olarak değerlendiren Rum basını, "Kıbrıs yönetimi, tüm dış politikasını iç çekişmeleri kazanmaya odaklayarak, sağduyulu diplomasiyi pahalı ve son derece yanıcı bir yanılsama ile değiştirdi" ifadelerini kullandı.
Analiz yazısında Rum yönetiminin adanın bölünmesini aktif olarak hızlandırdığına vurgu yapıldı.